ÜyeFormu

Hoşgeldin Ziyaretçi.






Parolamı unuttum
Üye değil misiniz? Üye Olun
Aktivasyon mailiniz gelmedimi? tekrar isteyin?

Site İçi Arama

Ana Sayfa arrow Haberler arrow Basın Bültenleri arrow Genel Merkez Basın Açıklaması 14 Mayıs 08
Genel Merkez Basın Açıklaması 14 Mayıs 08 Yazdır E-posta
                                                                                                                                                               14.05.2008

KORUMA TERÖRÜ!
 
 
            Geçtiğimiz Nisan ayında Denizli'nin Acıpayam ilçesinde Aynes Süt Ürünleri Fabrikası'nın açılışında Başbakan Erdoğan'ın konuşması sırasında sesini yükselten 63 yaşındaki İbrahim ÖZEN,
 
            "Sayın başbakan sen bunları benim külahıma anlat. Mazot kaç lira oldu? Yağ bile alamıyoruz" diye bağırmıştı. Üreticinin büyük sıkıntı yaşadığını vurgulayan vatandaşın ağzı önce koruma görevlilerince kapatılmış sonra zor kullanılarak alandan uzaklaştırılmıştı.
 
            Yine aynı şeklide geçtiğimiz günlerde Başbakan Erdoğan'la Tuzla tersanelerindeki ölümlerle ilgili konuşmak isteyen işçiler ağızları kapatılarak gözaltına alınmıştı. Limter-İş Sendikası yöneticilerinin de bulunduğu bir grup, Tuzla tersanelerinde yaşanan ölümleri ve sorunları Başbakan Erdoğan'a iletmek için Dersan Tersanesi önüne gitmişti.
 
            "İnsanca çalışmak istiyoruz. Tersanelerde ölmek istemiyoruz. Yaşasın sınıf kardeşliği." diyen işçiler güvenlik engeline takılmıştı. Güvenlik güçlerine ve Başbakan korumalarına "Biz bu tersanenin işçileriyiz, nasıl törene alınmayız" diyen işçiler durdurulmuş ve ağızları kapatılarak gözaltına alınmıştı.
            Son olarak 11 Mayıs 2008 tarihinde Antalya'da turizm çalışanı olan Ertuğrul SAĞLAM, Başbakanı protesto etme suçunun (!) cezası olarak, Başbakan'ın korumaları tarafından kaçırılmış, saatlerce dövülmüş, tehdit ve hakaretlere maruz bırakılarak salıverilmiştir.
 
            Başbakan'ın mitinglerde hitap ettiği kitlelerden muhalif ses çıkmasına gösterdiği tahammülsüzlük, korumaların halka karşı saldırgan tutumunda yansımakta ve bir "Erdoğan klasiği" olarak yerleşmektedir.  
 
            Egemen politik arenada köşeye sıkıştıkça halka karşı gerici ve faşizan yöntemlere başvurmayı tercih eden hükümetin Başbakan'ı kendi mitinglerinden yükselen muhalif sesleri korumalarıyla susturmaya çalışıyor. Nafile bir çabadır, tıpkı 1 Mayıs'ta emekçilere Taksim'i kapatma çabası gibi.
 
            Başbakanlık korumalarının diğer polislerden en önemli farkı Başbakan'ı koruyor olmaları değil, ona bağlı ve onun davranış tarzına ayarlı olmalarıdır. Bu korumalar mitingde aykırı ses veren bir vatandaşı kaçırıp dövüyor, tehdit ve hakaret ediyor ve bundan dolayı cezai ve idari yaptırım görmüyorlarsa bu durum polis devleti zihniyetinin Başbakanlık katındaki yansımasından başka bir şey değildir.
 
            Korumalar vatandaşları darp etme raddesine gelen davranışlarında bu cesareti kimden almaktadırlar? Münferit olmadığı açık olan bu olaylar zincirinde yalnızca korumaların değil, kendi korumalarının hukuk dışı davranışlarında Başbakanın sorumluluğu da adli makamlar tarafından değerlendirilmelidir.  
 
            "İnsanca yaşamak istiyoruz" diyen işçiden, "sen onu benim külahıma anlat, yağ bile alamıyoruz" diyen köylüye kadar giderek yükselen hak arama mücadelesini polis terörü önleyemiyorsa koruma terörü de önleyemeyecektir.
 
                                                                                  ÇAĞDAŞ HUKUKÇULAR DERNEĞİ
                                                                                         GENEL YÖNETİM KURULU