|
Genel Merkez Basın Açıklaması (27.03.2007) |
|
|
“Avukatlık, kamu hizmeti ve serbest bir meslektir. /
Avukat, yargının kurucu unsurlarından olan bağımsız savunmayı serbestçe temsil eder” AVUKATLIK KANUNU MADDE 1
1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununda 1992 yılında yapılan değişikliklerle uygulanmaya başlanan ve “CMUK” adıyla ceza hukuku sisteminin tüm vatandaşlarca bilinen en temel kurumu haline gelen zorunlu müdafilik sisteminin temelleri 2 Mart 2007 tarihli Yönetmelik ile yerinden oynatılmıştır.
Yürürlüğe girdiği 1992 yılından bu yana ceza hukuku sisteminin demokratikleştirilmesinin ve “savunma hakkı”nın hayata geçirilmesinin göstergesi ve işkence uygulamalarının azalmasında hukuki bir araç olarak lanse edilen bu sistemin özü zedelenmiştir.
Diğer yandan, zorunlu müdafiilik sisteminin temel unsuru olan avukatların meslek örgütleri Barolar, sistemin dışına çıkarılmışlardır. Bugüne kadar CMUK (CMK) sisteminin tüm yükünü taşıyan ve sistemin başlangıçtaki aksaklıklarını gidererek işlemesini sağlayan Barolara 2 Mart 2007 tarihli Yönetmelikle biçilen tek işlev “telefon santrali” olmaktır.
5320 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanunda yapılan 6 Aralık 2006 tarihli değişiklikler ve Yönetmelik hükümleri, avukatları yargının unsuru olarak göremeyen anlayışı tüm çıplaklığı ile bize göstermektedir. Avukatların emeği üzerine kurulu olan bu sistemin işleyişinde avukatların ve onların meslek örgütlerinin görüş ve kararlı itirazları dikkate alınmaksızın sistemin işleyişinin bütünüyle değiştirilmiş olması siyasi iktidarın yargı faaliyetini “bakanlık” icraatı olarak gören anlayışını çıplak biçimde gözler önüne sermiştir.
Bu bakımdan Adalet Bakanlığının bu girişiminde yalnızca avukatları ve baroları değil, “yargısal faaliyetin unsurlarının bağımsızlığı” ve “savunma hakkı” bağlamında tüm vatandaşları ilgilendiren bir pervasızlık söz konusudur.
Bu yasa değişikliği ve yeni yönetmelik ile neler olmuştur :
- Türkiye Barolar Birliği’nin CMK’ya göre avukatlık ücret tarifesini düzenleme yetkisi kaldırılmış ve yetki adalet ve maliye bakanlıklarına verilmiştir.
- Kanunda değişiklik yapılarak CMK’ya göre müdafii atanmasına ilişkin hükümlerin bir yönetmelik ile düzenleneceği ve bu yönetmeliğin hazırlanmasında TBB’nin görüşünün alınacağı hükmü getirilmiştir. Ne var ki Türkiye Barolarının müdafii görevlendirme hizmetlerini durdurma kararı vermelerine ve bu kararı uygulamaya başlamalarına sebep olacak derecede karşı oldukları yönetmelik hükümleri yürürlüğe konulmuştur. Böylece “TBB’nin görüşü alınarak” cümlesinin kanuni anlamının Adalet Bakanlığı tarafından önemsenmediği anlaşılmıştır.
- Bugüne kadar yaptıkları işin ücreti bağlı oldukları Barolar tarafından kendilerine ödenen zorunlu müdafiilik görevi yapan avukatların ücretlerini hakim ve savcıların keseceği sarf kararı ile almaları düzenlenmiştir. Böylece mesleki çalışmalarında birbirlerinden bağımsız olmaları gereken avukatlar ile hakimler ve savcılar karşı karşıya getirilmiştir. Avukatın mesleğini yapmasının takdiri hakim ve savcılara bırakılmıştır.
- Görevlendirilecek müdafilere ödenecek olan ücretin yargılama giderlerinden sayılması, müdafii görevlendirilmeden önce (avukat talep etme aşamasında) ileride müdafiiye ödenen ücretin kendilerinden geri alınabileceğinin sanıklara hatırlatılması düzenlenmiştir. Bunun sonucu, ücreti sanıktan geri alma prosedürünün, şüpheli ve sanığın avukat talep etmemesi için bir caydırıcı gerekçe ortaya konulması olacaktır. Böylece 1992 yılından bu yana savunma hakkının hayata geçirilmesinde kat edilmiş olan önemli bir mesafe geri dönülecektir.
- Yönetmeliğin diğer hükümleri de savunma hakkının ve zorunlu müdafiilik sisteminin gereklerine uygun değildir.
- Baroların Yönetmeliğin kaldırılması istemiyle müdafii görevlendirme hizmetini durdurmasından sonra, savcılıklar, hakimlikler ve mahkemeler müdafiinin katılımının zorunlu olduğu durumlarda yasaya ve hukuka aykırı olarak işlem yapmaya başlamışlardır.
Bir yıldır zorunlu müdafiilik görevlerinin karşılığında avukatların hak ettikleri ücretleri bütçe gerekçe gösterilerek Adalet Bakanlığı tarafından Barolara gönderilmezken, Baroların devre dışı bırakılmasından sonra sarf kararı keserek avukatlara ödemeleri için savcılıklara ödenek gönderilmiştir. Yasa değişikliğinden önceki görevlerin ücretleri ise halen ödenmemektedir. Böylece Adalet Bakanlığı, avukatların direnişi kırabilmek ve yeni uygulamayı yerleştirebilmek amacı ile meslek örgütünün devre dışı bırakıldığı durumda “para ödeme” yetkesini nasıl bir kontrol aracı olarak kullanabileceğini şimdiden göstermiştir.
Mesele, bazı zeminlerde, avukatların Adalet Bakanlığından “para alacağı sorunu” ile sınırlı olarak gündeme getirilmektedir. Müdafilik görevini özveri ile yerine getiren avukatların yaptıkları işin karşılığını tam olarak almaları hiçbir tartışma konusu yapılmaksızın mutlaka sağlanmalıdır.
Ancak sorunun “alacak” meselesine indirgenerek avukatlığın bağımsız meslek olma niteliğine aykırı olan, avukatların çalışmasını hakim ve savcıların denetimine terk eden ve “savunma”nın yargının kurucu unsuru olduğu gerçeğini ve bu yöndeki hukuk normunu göz ardı eden anlayış da mutlaka teşhir edilmelidir.
Bu anlayış, yargılama ve iddia makamlarında tek tip hakim/savcı istediği gibi, savunma makamında da tek tip avukat istemektedir. Bu politikanın bir diğer ayağının ise (meselenin bir maliyet unsuru olarak gündeme getirilmesinin de gösterdiği gibi) savunma hakkının yerine getirilmesinin araçları olan ceza usul işlemlerinin “ücretlendirilmesi” ve “adalet hizmetleri”nin “ihaleyle gördürülmesi” olacağı artık anlaşılmıştır. Ne yazık ki genel olarak barolar bu gelişmeler karşısında meslektaşlarının sorunlarını zamanında sahiplenememiş ve savunmanın sesini yeterince gür bir şekilde kamuouyuna duyuramamışlardır. Bu gidişe dur demek görevi öncelikle “bağımsız savunmayı serbestçe temsil eden” avukatlara ve meslek örgütlerine düşmektedir.
5 Nisan Avukatlar Günü, Adalet Bakanlığı’nın savunmayı yok sayan politikalarına karşı mücadele, meslek onurunu savunma ve bağımsız savunmanın sesini duyurma günü olmalıdır. Bu düşüncelerle, tüm meslektaşlarımızı bu politika ve uygulamalara karşı çıkmaya ve kamuoyunu “savunma hakkı”nın kısıtlanmasına yönelik girişimlere karşı duyarlı olmaya çağırıyoruz.
ÇAĞDAŞ HUKUKÇULAR DERNEĞİ |