|
İstanbul Şube Basın Açıklaması 05.12.2007 |
|
|
05.12.2007
-Sultanahmet Adliyesi Önünde Yapılmıştır-
BASINA ve KAMUOYUNA
 Geçtiğimiz hafta sonu, hâkim ve savcı alımında Adalet Bakanlığının takdir yetkisini alabildiğine artıran ve bu sayede siyasi iktidarın yargıda da kadrolaşmasına olanak sağlayan bir düzenleme Baroların, yüksek yargı organlarının, üniversitelerin ve ilgili diğer hukuk çevrelerinin görüşü alınmaksızın, yangından mal kaçırırcasına yasalaştırıldı. Meclis Adalet Komisyonunda jet hızıyla görüşülen teklif, hemen ertesi gün Meclis Genel Kurulunda görüşülerek, toplamda 48 saat gibi çok kısa bir sürede yasalaştı.
Yasada hakim ve savcı alımlarının, ÖSYM tarafından yapılacak yazılı sınavda başarılı olanlardan Adalet Bakanlığı’nca yapılacak mülakatta başarılı olanların mesleğe kabul edilmesi şeklinde yapılması öngörülmektedir.
Bu düzenleme ile, hakim ve savcıların mesleğe kabulünde son söz, siyasi iktidara geçmektedir. Zira, yasaya göre, hakim ve savcıların mesleğe kabulü için ÖSYM tarafından yapılacak yazılı sınavda başarılı olmak yetmemekte bir de, Adalet Bakanlığı Müsteşarı veya görevlendireceği müsteşar yardımcısı başkanlığında, Bakanlık Teftiş Kurulu Başkanı, Ceza İşleri Genel Müdürü, Hukuk İşleri Genel Müdürü, Personel Genel Müdürü ve Türkiye Adalet Akademisi Yönetim Kurulunun her sınav için kendi üyeleri arasından belirleyeceği 2 üye olmak üzere, 7 üyesinden 5’i Adalet Bakanlığı bürokratlarından oluşan, dolayısıyla tamamen siyasi nitelik taşıyan Mülakat Kurulu’nun yapacağı mülakatı da geçmek gerekmektedir.
Mülakat kurulunun ağırlıklı olarak Adalet Bakanlığı bürokratlarından oluşan yapısı nedeniyle mülakatın hakim ve savcı adaylarının siyasi görüş ve eğilimlerini tespit etme amacıyla yapılacağı ve mesleğe kabulde siyasi saiklerle hareket edileceği endişesini taşıyoruz.
Adalet Bakanının, 4.500 yeni hakim ve savcı alımı yapmayı planladıkları yönündeki açıklamaları ve 1991 yılından bugüne kadar mesleğe kabul edilen hakim ve savcıların sayısının toplam 3500 civarında olduğu dikkate alındığında, AKP’ nin ne denli büyük bir kadrolaşma peşinde olduğu anlaşılacaktır.
Ancak, yargıda kadrolaşma amacı salt bu hükümete özgü bir durum değildir. Bugüne kadar iktidar olmuş tüm siyasi partiler, “kendi yargıçları”ndan oluşan, “kendi yargı”larını oluşturma ve yargıyı vesayet altına alma çabası içinde olmuştur. Türkiye’de yargının bağımsız olamamasının temel nedeni de bu anlayıştır.
Söz konusu yasa, Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nun yapısı, görevdeki hakim ve savcıların Adalet Bakanlığı müfettişlerince denetlenmesi gibi nedenlerle, zaten yürütmenin baskısı altında olan ve dolayısıyla tam olarak bağımsız olmayan yargıyı yürütmeye daha da bağımlı kılacak, yargıyı mevcut durumdan daha da vahim bir biçimde siyasi iktidarın vesayeti altına sokacaktır.
Öte yandan, içinde bulunduğumuz şu günlerde sivil, demokratik bir anayasa yapma iddiasında olduğunu söyleyen AKP iktidarının, başta Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nun yapısı, bu kurulun kendi sekreteryasının bulunmaması, görevdeki hakim ve savcıların Adalet Bakanlığı müfettişlerince denetlenmesi gibi yargı bağımsızlığını zedeleyen yönleri gidermek bir yana, mevcut durumu daha da geriye götüren, yargıyı tamamen siyasi iktidara bağımlı kılan bu yasayı çıkarması, AKP’ nin ne kadar demokrasi ve hukuktan yana olduğunu da göstermektedir.
Sonuç olarak Çağdaş Hukukçular Derneği olarak bizler zaten bağımsızlığı tartışılan yargıyı tümüyle siyasi iktidarın vesayeti altına sokacak olan bu yasaya karşı olduğumuzu ilan ediyoruz. |