Ülkemizde 19–22 Aralık 2000 tarihinden bu yana, F Tipi Yüksek Güvenlikli Kapalı Cezaevleri başta olmak üzere, benzeri diğer cezaevlerinde, tutuklu ve hükümlülerin tek kişilik veya küçük gruplu hücrelere yerleştirildiği, diğer tutuklu ve hükümlülerden yalıtıldığı bir infaz modeli uygulanmaktadır.
Islah/tretman adı altında geliştirilen ve uluslararası sözleşme, standart ve uygulamalara aykırı olan bu uygulama nedeniyle, temel ve vazgeçilmez hakların kısıtlandığı ve hatta kimi zaman tamamen ortadan kaldırıldığı açık bir olgudur.
Bu model, tutuklu ve hükümlülerin en başta bedeni ve ruhi yapılarında, yani sağlıklarında, onarılmaz yaralar açmaktadır. Bu cezaevi modelinin uygulandığı dönem içerisinde yüzlerce tutuklu/hükümlü infaz sistemi kaynaklı ciddi ve kalıcı sağlık sorunlarına tutulmuştur. Bu tutuklu/hükümlüler aynı zamanda yeterli ve etkili tedavi sürecinden de yoksun bırakılmıştır.
Siyasal iktidarca sergilenen bu anlayış bugün GÜLER ZERE isimli 37 yaşındaki siyasi-kadın hükümlüyü ölüme terk etmiş durumdadır. Elbistan Kapalı Cezaevinde tutulmaktayken sağlık sorunlarını infaz idaresine defaatle bildirmesine karşın, hekim ve hastane olanaklarından yoksun bırakıldığı için kanser hastalığına yakalandığı geç teşhis edilmiştir. Hastalığının geç teşhis edilmesindeki kayıtsızlık tedavi sürecinde de sürmüştür. Tedavi ve bakım için Çukurova Üniversitesi Balcalı Araştırma Hastanesine sevk edilmesine rağmen, mahkûm koğuşunda yer ve sıra bulunmaması gerekçeleriyle tedavisine başlanmamıştır. İlgili C.savcılığı nezdinde yapılan başvurular sonunda tedavisine başlandığında ise sağlık tablosu açısından artık geri dönülemez bir noktaya gelindiği anlaşılmıştır.
Güler ZERE’nin avukatları tarafından ilgili infaz savcılığına, müvekkillerinin cezaevinde tutulması halinde yaşamını yitireceği, etkili ve yeterli tedavi koşullarının sağlanması için infazının ertelenmesi talebinde bulunulmuştur. Adana C.Başsavcılığı bu talep üzerine Çukurova Üniversitesi Adli Tıp Anabilim Dalından rapor istemiştir. 22.06.2009 tarihinde hazırlanan raporda;
“Evre 4 malign oral kavite karsinomu nedeniyle ağır özürlü sayıldığı YAŞAMININ AĞIR RİSK ALTINDA OLDUĞU, şahsın bir başkasının bakım ve gözetimine muhtaç olduğu,
Radyoterapi de içerecek yoğun ve ağır bir tedavi gerekebileceğinden bu koşulların sağlanabileceği bir sağlık kuruluşunda tedavi ihtiyacı olduğu CEZAEVİ KOŞULLARINDA BU BAKIM VE TEDAVİNİN SAĞLIKLI OLARAK YERİNE GETİRİLMESİNİN MÜMKÜN OLMADIĞI,
Belirtilen nedenlerle İYİLEŞİNCEYE KADAR HAPİS CEZASI İNFAZININ ERTELENMESİNİN uygun olacağı…” belirtilmiştir.
Bu rapor aynı gün Adana C.Başsavcılığı’na gönderilmiş ancak GÜLER ZERE hala serbest bırakılmamıştır. Oysa 5275 Sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkındaki Kanun’un 16. maddesi uyarınca cezanın amacı dışında etki yaratabileceği anlaşılan hallerde infazın geri bırakılacağı düzenlenmiştir. Maddenin 2. fıkrası uyarınca tıbben tedavisine olanak bulunmayan veya tedavisi uzun sürebilecek bir takım hastalıklar halinde cezanın hastane mahkûm koğuşunda infazı, hükümlünün hayatı için kesin bir tehlike oluşturuyorsa cezanın infazı geri bırakılacaktır. Çukurova Üniversitesi Adli Tıp Ana Bilim Dalı tarafından hazırlanan rapor Güler ZERE açısından infazın ertelenmesi koşullarının bulunduğunu belirtmektedir.
Açık yasa maddesi ve hazırlanan rapor gözönüne alındığında Güler ZERE’nin serbest bırakılması gerekmektedir. Aksi tutumun yeni bir ölüme yol açacağı ve bunun sorumlusunun da siyasal iktidar olacağını kamuoyuna duyuruyoruz.