ÜyeFormu

Hoşgeldin Ziyaretçi.






Parolamı unuttum
Üye değil misiniz? Üye Olun
Aktivasyon mailiniz gelmedimi? tekrar isteyin?

Site İçi Arama

Advertisement
Ana Sayfa
İzmir Ceza ve Tutukevleri Bağımsız İzleme Grubu 2007 Raporu ve Basın Açıklaması Yazdır E-posta
18.12.2007

BASINA VE KAMUOYUNA

       Cezaevleri, her dönem evrensel ölçekte insan hakları sorunlarının yaşandığı bir alan olmuştur. Bunun temel nedeni uygulamadaki bozuklukların yanı sıra bizzat hapis cezasının olumsuz doğasıdır.
      İster bir tedbir, ister bir cezalandırma biçimi olsun hapsetme ya da başka bir deyişle “özgürlüğünden yoksun bırakma”, kişinin hak ve özgürlüklerinde doğal olarak bir sınırlama yaratmaktadır. Ancak bununda ötesinde, hapsetme mekanlarının toplumun görüş alanının dışında kalan kapalı yerler olması; hapsetmenin zorlayıcı bir fiil olması; dolayısıyla hapsedilen kişinin haklarının ve hatta varoluşunun tamamıyla otoriteye bağlı hale gelmesi nedeniyle hapishaneler, her zaman ağır hak ihlallerine yol açma riskini ciddi olarak taşımaktadır.


    Bu nedenledir ki, uluslararası hukuk, mahpuslar da dâhil olmak üzere özgürlüğünden yoksun bırakılan tüm kişilerin korunması, haklarının kullanımının sağlanması ve tutulma yerlerinin koşullarının iyileştirilmesi yönünde birçok düzenleme ve denetim mekanizmaları geliştirmiştir.
    Bunun en son örneği 2006 yılında Birleşmiş Milletler İşkenceye Karşı Sözleşme’ye ek Protokol’ün yürürlüğe girmesidir. Bu Protokol, tutukevleri ve cezaevleri de dâhil olmak üzere her türlü alıkonulma yerinin bağımsız izleme kurulları tarafından sistemli ziyaretini ve denetimini öngörmektedir.
    Türkiye, Protokolü 2005 yılında imzalamış olmakla birlikte henüz onaylamamıştır.
Hükümetin Protokol’ün onaylanması ve Protokolde öngörülen bağımsız bir ziyaret ve denetim mekanizmasının oluşturulmasına yönelik herhangi bir çabası ise bulunmamaktadır.
    Varolan denetim mekanizmaları ise her şeyden önce Protokol’ün öngördüğü bağımsızlık ve tarafsızlık ölçütlerine uygun değildir. Yanı sıra, bu mekanizmaların kuruluş esasları, çalışma yöntemleri ve uygulamaları, tutukevi ve cezaevleri de dâhil olmak üzere alıkonulma yerlerinin denetimi, koşulların iyileştirilmesi, hak ihlallerinin önlenmesi ve mahpusların hak ve özgürlüklerinin önündeki engellerin kaldırılması yönündeki ihtiyaca  yanıt vermekten oldukça uzaktır. Bundan dolayıdır ki, ülkemizde tutukevleri ve cezaevleri insan hakları ihlallerinin yoğun olarak yaşandığı kurumlar olma gerçekliğini uzun yıllardır korumaktadır.
    Ceza infaz rejiminin ve uygulama alanlarının evrensel insan hakları ölçütlerine göre iyileştirilebilmesi ve çözüm için adım atılabilmesi ise her şeyden önce yaşanan sorunların tam ve objektif olarak tespiti ile çözüm önerileri geliştirecek mekanizmaların varlığını gerektirir.
    İzmir Bağımsız Tutukevleri ve Cezaevleri İzleme Grubu (BİG), bu gereksinimin ve cezaevlerinde uzun yıllardır süregelen insan hakları ihlallerine çözüm arayışı çabasının bir tezahürüdür.
    BİG, 10.10.2003 tarihinde İzmir Barosu, İzmir Tabip Odası(1) , Türkiye Mimar ve Mühendisler Odası Birliği İzmir İl Koordinasyon Kurulu,  İnsan Hakları Derneği İzmir Şubesi, Türkiye İnsan Hakları Vakfı İzmir Temsilciliği ve Çağdaş Hukukçular Derneği İzmir Şubesi tarafından oluşturulmuştur.
    BİG’in temel amacı, tutukevleri ve cezaevlerindeki sorun alanlarını sivil denetim yolu ile görünür kılmak, başka bir deyişle cezaevlerinin fotoğrafını çekerek sorunlara ilişkin kamuoyu oluşturmaktır. Yanı sıra, mahpusların sorunlarının yetkili mercilere iletilmektir.
    BİG, kurulduğu yıldan bu yana amacı doğrultusunda gerçekleştirdiği çalışmalarını her yıl rapor halinde kamuoyuna sunmaktadır. Şimdiye değin 2003–2004, 2004–2005 ve 2005–2006 dönemlerine ilişkin olmak üzere toplam üç rapor yayınlamıştır.
    Grubun son raporunun yayınlanmasından bu yana cezaevlerinde yaşanan sorunlarda bir azalma olmamıştır:. Bugün itibariyle Türkiye’deki mevcut 421 cezaevinde alıkonan  tutuklu ve hükümlü sayısı 76 bine yaklaşmaktadır. Türkiye İnsan Hakları Vakfı’nın verilerine göre 2007 yılının ilk 10 Ayında intihar, hastalık, kaza gibi değişik nedenlerle 10 kişi yaşamını yitirmiştir. F tipi cezaevlerinde tutuklu ve hükümlülerin fiziksel-sosyal-ruhsal bütünlüğünü tehdit eden tecrit sorunu devam etmektedir.
    Hatırlanacağı gibi 19 Aralık 2000’de, tutuklu ve hükümlülerin F tipi cezaevlerine nakledilmelerine ilişkin direnişin kırılması ve nakillerin sağlanması için 20 cezaevine yapılan ve resmi adı “Hayata Dönüş” olan operasyonda 30’u tutuklu ve hükümlü olmak üzere 32 kişi yaşamını yitirmiş ve yüzlercesi yaralanmıştı.
Nakillerin ardından F tiplerinde tecrit koşullarını protesto amacıyla aynı yıl içinde  başlayan ve 2007 Ocak ayına kadar devam eden açlık grevleri ve ölüm oruçları sonucunda toplam 122 kişi yaşamını yitirmiştir.
    Bu süreçte, F tipi cezaevlerinin koşulları ve tek kişilik tecrit-küçük grup tecridine ilişkin olarak hem ulusal ve hem de uluslararası düzeyde çok sayıda insan hakları örgütü ve savunucusu, meslek örgütleri, parlamenterler, aydınlar konuya müdahil olmuşlardır.
    F tipi cezaevlerindeki tecrit koşullarının sonlandırılması ve dolayısıyla tecridin mahpuslar üzerindeki etkilerinin ortadan kaldırılabilmesi amacı ile Av. Behiç Aşçı 5 Nisan 2006 tarihinde cezaevi dışında ölüm orucuna başladığını açıklamıştır. Gerek kamuoyu baskısı ve gerekse aydınların girişimleri sonucunda, Adalet Bakanlığı tarafından, mahpusların ortak alanlardan faydalanmasına ilişkin kısmi değişiklikler içeren 45/1 sayılı genelge 22 Ocak 2007 tarihinde yayınlanmıştır. Adalet Bakanlığı tarafından atılan bu somut adım sonucunda, genelgenin yayımlandığı gün Aşçı ölüm orucuna ara vermiştir.
    Buna karşın, 45/1 nolu Genelgenin uygulanmasına ilişkin yakınmalar halen devam etmektedir.
    BİG’in 2006–2007 dönemi raporunda yine Türkiye cezaevlerinde yaşanan sorunların İzmir ölçeğindeki yansımaları ele alınmaktadır.
    Rapor, 1 Kasım 2006–31 Ekim 2007 tarihleri arasındaki bir yıllık süreçte BİG’e ya da bileşenlerine yapılan başvurular üzerinden tespit edilen hak ihlallerini ve bunlara yönelik değerlendirmeleri kapsamaktadır.
    BİG’e söz konusu dönemde 40 başvurucu tarafından toplam 32 başvuru yapılmıştır. Yakınmaların büyük bir çoğunluğu, İzmir 1 ve 2 No’lu F Tipi Cezaevlerindeki tutuklu ve hükümlüler tarafından iletilmiştir. Bu bağlamda 2006-2007 dönemi raporu da, önceki dönemlerde olduğu gibi, ağırlıkla tecride ya da tecrit temelli ceza infaz sisteminden kaynaklanan uygulamalara yöneliktir.
    BİG’e yapılan başvurular, Raporda yakınma konularına göre; mahpuslara uygulanan muamele, koruma tedbirleri, maddi koşullar, yönetim ve faaliyetler ve tıbbi bakıma erişim ana başlıkları altında aktarılarak değerlendirilmiştir. Ortak etkinliklerden yaralanma hakkı ve koşullarını düzenleyen Adalet Bakanlığı’nın 45/1 sayılı genelgesi ve uygulamasına dair yakınma ve tespitler ise konunun önemi ve güncelliği nedeniyle, tüm bu başlıklar dışında ayrıca değerlendirme konusu yapılmıştır.
    Yakınmalar, gerek cezaevine gidilerek yapılan görüşmelerden elde edilen bilgiler, gerek önceki yıllarda BİG’e yapılan başvuruların ve gerekse meslek odaları ile diğer kurumların hazırladıkları raporlarla birlikte değerlendirilmiştir.    Değerlendirme sonucunda elde edilen bazı sonuçlar şöyledir;
•    Başvurucular, Bağımsız İzleme Grubuna genellikle “son çare” olarak başvurmaktadır.
•    BİG’e yapılan başvurular öncesinde, cezaevi yetkilileri ya da diğer ilgililere yapılan başvurular sonuçsuz kalmıştır.
•    Cezaevi yetkilileri ya da diğer ilgililerin yürüttükleri soruşturmalar etkin değildir.
•    Gerek ileri sürülen iddialar ve gerekse etkin bir soruşturmanın olmayışı tekil olayları değil, sürekliliği olan ve hatta sistemli uygulamaları işaret etmektedir.
•    F tipi cezaevlerine ilişkin cezaevi rejiminin yanı sıra, cezaevi rejiminin uygulanmasında, mahpusların işkenceye varan kötü muamele biçimlerine maruz kalmaları sonucunu doğurmaktadır.
•    Adalet Bakanlığı, C.Başsavcılığı ve cezaevi görevlileri, kaynağını uluslararası insan hakları sözleşmeleri ve anayasadan alan yasal düzenlemelere aykırı işlemler ve uygulamalar yapmaktadır.
•    Yasal düzenlemelere aykırı işlemler, kişilere ve kurumlara göre değişen, keyfiyete ve hak ihlallerine varan uygulamalara neden olmaktadır. Bu durum, gerek mahpuslarda gerek ailelerinde ve gerekse mahpusların avukatlarında cezaevi sistemine ilişkin ciddi güvensizlikler oluşturmaktadır.
•    Bir bütün olarak bu saptamalar, hapis cezalarının infazında özgürlüğünden yoksun bırakılmanın kendi başına yeterli bir ceza olduğu gerçeğinin göz ardı edildiği ve gerek cezaevinin fiziksel koşulları ve gerekse uygulanan rejimin, çekilmekte olan cezanın şiddetini daha da arttırdığını göstermektedir. 
•    Mahpusluğun bu “ağırlaştırılmış” koşullarını etkin biçimde denetleyecek bir mekanizma bulunmamaktadır.
ÖNERİLER:
•    Tek kişilik izolasyon ya da üç kişilik küçük grup tecridine ilişkin rejimler mahpusların fiziksel- psikolojik-sosyal bütünlüklerini bozmaktadır. Bu nedenle tecride dayalı infaz rejimi, uygulayanların inisiyatifine bırakılamaz ve kaldırılmalıdır.
•    Cezaevinin fiziki yapısı, maddi koşulları ve uygulanan muameleler bir bütün olarak insan onuruna yakışır nitelikte olmalıdır.
•    Cezaevindeki yaşam koşullarının, cezaevi dışındaki yaşam koşulları ile mümkün olduğunca uyumlu olmasına özen gösterilmelidir.
•    Adalet Bakanlığı 45/1 sayılı Genelgesi’nin özellikle F tipi cezaevlerinde hayata geçirilmesi sağlanmalıdır. Ayrıca, tecridin insan üzerindeki olumsuz etkilerinin azaltılabilmesi için mevzuatta belirtilen programların dışında da mahpusların bir araya gelmeleri sağlanmalı ve faaliyetler konusunda kendilerine farklı seçenekler sunulmalıdır.
•    Mahpusların, cezaevinden çıktıktan sonra toplumla uyumlu bir yaşam sürdürebilmesi için mesleki hüner ve yeteneklerini geliştirmesine yönelik uygun ortamlar oluşturulmalıdır.
•    Mahpuslar tarafından “süngerli oda” olarak adlandırılan “gözlem odaları”nın hukuka aykırı şekilde kullanımı engellenmelidir. Bu amaçla, mevzuattaki boşluk giderilerek idareye tanınan geniş takdir hakkı sınırlandırılmalıdır. Mahpuslara işkenceye varacak düzeyde muamelede bulunan yetkililer hakkında etkili bir soruşturma yürütülerek sorumluların cezalandırılması sağlanmalıdır.
•    Uluslararası standartlar ile yasaklanan zincir, demir gibi kısıtlama araçlarının kullanılması önlenmeli, kısıtlama araçları cezalandırma amacıyla kullanılmamalıdır.
•    Özellikle işkence iddialarında olmak üzere, mahpusların muayeneleri İstanbul Protokolü uyarınca standart adli muayene formu kullanılarak kapsamlı biçimde yapılmalıdır.
•    Mahpusların muayeneleri mahremiyete uygun şekilde, yalnız ya da en azından kimsenin duyamayacağı bir ortamda yapılmalıdır. Bu ortamın sağlanamadığı durumlarda, muayene sırasında bulunan kişilerin kimlik bilgileri rapora mutlaka yazılmalıdır.
•    Cezaevi hekimi ve tıbbi personelinin İstanbul Protokolü eğitimi almaları sağlanmalıdır.  
•    Cezaevinde sağlanan tıbbi bakım hizmeti, cezaevi dışındaki olanaklarla eşit hale getirilmelidir. 
•    Mahpusların yeterli düzeyde sağlıklı yaşam koşullarına ve tıbbi bakıma erişimi sağlanmalı; sağlık hizmetleri ve mahpusların hekimle görüşme talepleri gereksiz gecikme olmaksızın karşılanmalıdır.
•    Disiplin suç ve cezalarında, yasal düzenlemeler ve pratikten kaynaklanan açık hukuka aykırılıklar giderilmelidir.
•    Başvuru ve şikâyetlerin herhangi bir kısıtlama olmaksızın ve derhal gerekli merciilere ulaştırılması sağlanmalıdır.
•    Adli ve idari mekanizmalar, yapılan başvuru ve şikâyetlerle ilgili etkin soruşturma yürütmelidirler. 
•    Avukatlarla görüşmenin ve yazışmaların mahremiyeti sağlanmalıdır.
•    Resmi kurumlar ve avukatlarla yapılan yazışmaların denetime tabi tutulması engellenmelidir.
•    Aile ve dış dünya aile temas hakkı engellenmemeli, mahpusun yararı gözetilerek dışarı ile ilişkilerinin güçlendirilmesi sağlanmalıdır.  
•    Mahpusların anadilde görüşme ve yazışma hakları güvence altına alınmalı, mevzuat ve uygulamasından kaynaklanan engellemeler kaldırılmalıdır.
•    Mekân ve üst aramaları sırasında, aramaya maruz kalan kişilerin onur kırıcı muamelede bulunulmamasına özen gösterilmelidir. Arama prosedürünün bizzat kendisi de aşağılayıcı olmamalıdır.  
•    Yemekler, yeterli ölçüde besin değerine sahip ve makul çeşitlilikte olmalıdır. Sağlık sorunu olan mahpuslara hekim kontrolünde özel diyet yemeği verilmelidir.
•    Kantinde satılan ürünler yeterli çeşitlilikte ve fiyatlar cezaevi dışındaki ürünlerle eşit düzeyde olmalıdır. 
•    Cezaevi rejimi, fiziki koşullar ve uygulanan muameleler hakkında etkili bir idari ve yargısal denetim sağlanmalıdır.
•    İşkence ve Diğer Zalimane, İnsanlık Dışı ya da Onur Kırıcı Muamele ya da Cezanın Önlenmesi Sözleşmesi Seçmeli Protokolü’ne uygun şekilde, “bağımsız” ulusal denetim mekanizmalarının oluşturulması sağlanmalıdır.

Kamuoyunun bilgisine sunulur.
Saygılarımızla.15.12.2006

1) 2005 yılında İzmir Barosu’nun, 2006 yılında da İzmir Tabip Odası’nın Gruptan çekilmesi ile Grup bileşenlerinin sayısı bugün için dörttür