ÜyeFormu

Hoşgeldin Ziyaretçi.






Parolamı unuttum
Üye değil misiniz? Üye Olun
Aktivasyon mailiniz gelmedimi? tekrar isteyin?

Site İçi Arama

Advertisement
Ana Sayfa
İzmir Şube Basın Açıklaması 02.08.2007 Yazdır E-posta
Kişiyi kendi davranışları hakkında bir yargıda bulunmaya iten,
kişinin kendi ahlak değerleri üzerine dolaysız ve
 kendiliğinden yargılama yapmasını sağlayan güç: VİCDAN    
 "Tüm insanlar dünyaya, kafa ve yüreklerinde bir iç mahkeme ile gelirler.
Bunun adına vicdan denir."-A. Boysan
TDK Sözlüğü

BASINA VE KAMUOYUNA

Türkiye’de vicdani ret açıklaması yapanlar “iç mahkemeleri” ile “devletin mahkemeleri” arasında sıkıştırılmaya çalışılıyor. Ahlaksal, politik ya da dinsel nedenlerle; militarizmin parçası olmayı, askerlik yapmayı reddetmek vicdani bir muhakemenin tercih edilmiş sonucudur. Ve TC Anayasası’nın 24. maddesindeki “Herkes, vicdan, dini inanç ve kanaat hürriyetine sahiptir”, 25. maddesindeki “Herkes, düşünce ve kanaat hürriyetine sahiptir. Her ne sebep ve amaçla olursa olsun kimse, …, düşünce ve kanaatleri sebebiyle kınanamaz ve suçlanamaz.” hükümleriyle güvence altına alınmıştır. Bu nedenle vicdani ret; din, vicdan, düşünce ve düşünceyi ifade  özgürlüğü kapsamında ele alınması gereken bir haktır. 
Askerlik yapmama iradesi,  doğal ve kaçınılmaz bir sonuç olarak;  birliğe gitmeme, askeri giysi giymeme, silah-şiddet kullanmama, askeri hiyerarşinin parçası olmama gibi davranışların tamamını veya bir kısmını beraberinde getirir. Vicdan özgürlüğünü güvence altına alan anayasa ve uluslararası sözleşmelere rağmen; saydığımız her türlü davranış iç hukuk, özellikle askeri  ceza mevzuatı yönünden suç sayılmaktadır. Kişiler yakalama, gözaltına alma, tutuklama, mahkum olma gibi hürriyeti bağlayıcı sonuçlar yaratan işlemlere maruz kalmanın yanında; zorla elbise giydirme, zorla saç-sakal kesme, hakaret, işkence ve kötü-aşağılayıcı muamele niteliğinde eylemlerle karşılaşmaktadırlar.

Vicdani ret açıklamasını 1995 yılında yapan, aynı zamanda savaş karşıtı olan Osman Murat Ülke; 2007 yılında halen hapsedilme tehdidi altında. Bu güne kadar  “halkı askerlikten soğutma”, “emre itaatsizlik”, “emre itaatsizlikte ısrar”, “firar” gibi suçlamalar nedeniyle  defalarca yargılanmış ve toplam 701 gün cezaevinde kalmış olan Ülke hakkında henüz infaz edilmediği öne sürülen 17 ay 15 günlük cezanın çektirilmesi için savcılık tarafından hukuksal işlemlere başlandı.   Karara yapılan itiraz ise, kabul edilebilir hukuki bir gerekçe olmaksızın reddedildi. 
Osman Murat Ülke’nin aynı fiil nedeniyle tekrar tekrar yargılanması,  vicdani kanaatleri ve sürekli ceza tehdidi altında yaşamaya zorlanması nedeniyle 1997 yılında AİHM’e yaptığı başvuru sonucunda yapılan başvuruyu ve süreç içindeki gelişmeleri değerlendirerek, 5 Ocak 2006 tarihinde verdiği kararında;
-    maruz kaldığı cezaların ve ceza tehdidinin yaşamını bir bütün olarak etkilediği ve adeta bir “sivil ölüme” mahkum ettiğini;
-    maruz kaldığı işlemlerin başvurucunun entelektüel kişiliğini ezmeyi, başvurucuyu aşağılayan ve onu alçaltan korku ve tedirginlik hislerinin doğmasına neden olmayı, reddini ve kararlılığını kırmayı amaçladığını;
-    eylemi ve karşı karşıya kaldığı sonuçlar bakımından, suç ve cezanın oranlılığı ilkesinin de  ihlal edilmiş olduğunu belirterek;
Osman Murat Ülke’nin maruz kaldığı durumu, işkence – kötü ve aşağılayıcı muamele yasağının ihlali saymıştır.
BM Keyfî Tutuklamalar Çalışma Grubu da, 1999 yılında, vicdani retçilerin aynı fiil nedeniyle tekrar tekrar yargılanma ve cezalandırılmasını -Osman Murat Ülke özelinde- ele alarak bu durumun “ne bis in idem” (aynı suçtan iki kez yargılanmama) kuralının ihlali ve keyfi bir tutuklama olduğuna karar vermiştir.

Aynı nedenle birden fazla ceza vermenin suç ve cezaların oranlılığı ilkesini ihlal ettiğine ilişkin bu saptamalara karşın Osman Murat Ülke’nin hapsedilmesine yönelik işlemlere başlanması işkence yasağının ve evrensel ceza hukuku ilkelerinin ihlal edilmeye devam edileceğinin açık deklarasyonudur. Özetlenen mahkeme kararı karşısında hükümete düşen, başta Osman Murat Ülke olmak üzere tüm vicdani retçilerin uğrayabileceği olası mağduriyetleri önleyici yasal ve idari  tedbirleri almaktır.

Oysa yaşanan, olması gerekenden çok uzak görünüyor. Bu açıklamayı kaleme aldığımız sırada, dini gerekçelerle askerlik hizmetini reddeden Enver Aydemir’e askeri elbise giymesi için kendisine zor kullanıldığını, ailesi ile görüşmesinin keyfi olarak engellendiğini, kendisi ile görüşmeye giden annesinin başörtüsünün çıkarılmasının istendiğini ve son olarak 31.07.2007 tarihinde vicdani reddi nedeniyle tutuklanarak Eskişehir Askeri Cezaevine konulduğunu, öğrenmiş bulunmaktayız. 

Hükümetin bir yandan AİHM kararının uygulanmasını isteyen Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’ne konuyla ilgili yasa hazırlığı yapıldığını açıklarken, diğer  yandan da ihlal niteliğindeki tasarruflarını devam ettirmesi haklar ve özgürlükler konusunda görmeye alıştığımız, ikircillikli ve samimiyetsiz tutumun somut göstergesidir. Aslolan, bu tutumdan vazgeçerek vicdani ret hakkını yorum ve tereddüde yer vermeyecek şekilde anayasal bir hak olarak tanımak ve gerekli yasal düzenlemeleri yapmaktır.
Bu yasal düzenleme Birleşmiş Milletler ve Avrupa Konseyi mekanizmaları tarafından tartışılan ve karara bağlanan niteliklere sahip olmalıdır.

Uluslararası sözleşmeler ve bunların izleme/denetim mekanizmalarının kararları Anayasa’nın  90. maddesi gereğince iç hukukun parçasıdır. Bu bağlamda mağduriyeti devam eden vicdani retçilerin mağduriyetlerinin de engellenmesi için, BM Keyfî Tutuklamalar Çalışma Grubu ve  AİHM kararlarının mahkemelerce esas alınarak;
-    Yapılacak bir düzenleme ile askerlik yükümlülüklerinin bulunmadığının tespiti ile süregiden “firar”, kaçaklık durumunun ortadan kaldırılması,
-    Devam eden yargılamalarda, “bir hakkın kullanımının cezalandırılamayacağını” düzenleyen TCK m.26/1 gereğince beraat, 
-    Karar verilmiş davalarda ise Askeri Mahkemelerin Kuruluşu ve Yargılama Usulü Yasası’nın 254.maddesi uyarınca infazın durdurulması kararlarının verilmesi, en uygun çözüm  olacaktır.
Vicdani reddin hak olarak kabulü ve buna uygun bir yasal düzenlemenin yapılması “her Türk asker doğar” zihniyeti ile “demokrasi ve özgürlüklerin hamisi olduğu iddiası” arasına sıkışıp kalmış hükümet ve muhalefetin “SİVİL ANAYASA YAPMA” tartışmalarında demokrasiden yana tutum almalarının bir göstergesi olacaktır.

Saygılarımızla.

ÇHD İzmir Şubesi