BASINA VE KAMUOYUNA
F Tipi Hayatlar; F Tipi işkence;
19 Aralık 2000- adına "Hayata Dönüş" dediler. Katliamdı oysa. Operasyonlar ve tecride karşı yapılan eylemlerde 122 İNSAN yaşamını yitirdi. Sayı saymayı ilkokulda öğrettiler ya rahat sayıyor insan. Oysa, misket oynarken, kazandığımız misketleri saymıyoruz. 122 canı sayıyoruz ve sayamadığımız geride bıraktıkları.
F Tipi Cezaevleri yaşama geçti sonra. Kentin uzağına kurulmuş, hücre tipi mekanlar. Çok söyledik çok yazdık. Tutsakların işkence ve kötü muameleye maruz kaldıklarını, keyfi aramaların yapıldığını, kelepçeli muayenenin dayatıldığını, mahkemeye veya doktora götürülürken ring araçlarında kötü ve onur kırıcı muamele gördüklerini, sohbet hakkının uygulanmadığını .
ŞİDDET DEVAM ETTİ SONRA..Toplum olarak alışkındık şiddete. Evde ,okulda, askerde, üniversitede, her yerde. Sokaklarda linç çabaları. Ve tabi ki cezaevlerinde . Herkesten uzaklarda, gözden ırakta, daha rahat uygulanabiliyor şiddet.
Çünkü bu zehri içimize akıtanlar biliyorlar ki; yarısı şiddet uygulayan diğer yarısı da şiddet gören bir mağdurlar topluluğu oluşturmak, bir korku toplumu yaratabilmenin yegane yoludur. Bu yüzden bugün herkes şiddet sever hale gelmişken, jandarmanın da polisin de zabıtanın da infaz koruma memurunun da bu kara döngüden nasibini almaması düşünülemez.
Jandarmanın, polisin, infaz koruma memurlarının, yurttaşlara yönelik şiddeti zaten zaman zaman dikkatleri çekmekte idi. Fakat son dönemde ülkedeki şiddet daha da yaygınlaştı ve dozunu artırmaya başladı. Ülkenin çeşitli yerlerinde , demokratik haklarını kullanan eylemciler, açıklama yapan öğrenciler, sendikacılar, yada demokratik hak da neymiş? Diyen " İŞİNE GÜCÜNE BAKAN, NEFES ALIP YAŞAYAN VATANDAŞ DA " POLİSİN , JANDARMANIN ŞİDDETİNE MARUZ KALMAYA BAŞLADI. Yasalarda yapılan değişikliklerle eli kolu fazlasıyla güçlenen , buna rağmen halen yetki isteyen kolluk, artık ayırt etmiyor, herkese şiddet uyguluyor.
Ülkenin dört bir yanından ölüm haberleri gelmeye başladı. Kısa bir zaman dilimi içinde İstanbul'da Engin Çeber, Ağrı'da Ahmet Özhan, Antalya'da Çağdaş Gemik kolluk şiddeti sonucu yaşamlarını yitirdiler. Engin Çeber, gözaltına alındığı andan itibaren , işkence görmeye başlamış ve cezaevine kapatılmış, tutulduğu yerlerde gördüğü işkence sonucu yaşamını yitirmiştir.
Daha bu olay ülkedeki tüm gazetelerde sayfalarında yer alırken, İzmir de de jandarma boş durmadı. Üstelik ülke genelinde , kolluğun şiddeti tartışılır olmuş ve tepki almışken bile, jandarma İşkenceye devam etti. 3 Kasım 2008 de, İzmir Kırıklar F Tipi Cezaevinde tutuklu, İleri Kızılaltun ve Fehmi Çapan, hastaneye sevkleri sırasında , ring aracında, cezaevinin bir bölümünde ve hatta hastanede işkence gördüler. Üsteğmen, uzman çavuş ve erler, tutukluların özellikle kafa bölgelerine darbe almasını sağladılar ve ayaklarından tutarak sürükleyip, kafaları ring aracının demir merdivenlerine çarpacak şekilde, araçtan indirdiler. Bu arada her ikisinin de elleri kelepçeli idi. Aldıkları darbelerin ağır olması sonucu, Hastaneye sevk edilip , bir de burada işkenceye maruz kaldılar.İleri Kızılaltun'un ağzına, bağırmaması için önce koli bandı, sonrada bir bez parçası tıkıldı.
Derneğimiz üyesi avukatlar, ertesi gün mağdurları görerek, vücutlarında meydana gelen izleri tespit ettiler. Daha sonra Adli Tıp Kurumuna sevklerinin ardından, alınan raporlarda da darp izleri tespit edildi. Yapılan suç duyurusu üzerine, C.Savcısı, ileri tetkik istendiği halde, ayrıca tetkik yaptırmadı, mağdurların cezaevinde fotoğraflarının çekilmesi talep edildiği halde, çektirmedi, görüntüyü kayıt eden tüm kamera kayıtlarına el konularak,incelenmesinin sağlanması istenildiği halde, sadece kendisi izlemekle yetindi. Ve Savcı, jandarmalar hakkında ayırma kararı vererek, jandarmanın eylemini için soruşturma izni alınması prosedürünü uygun gördü. Ve süratle, gardiyanlar hakkındaki şikayete, takipsizlik kararı verildi.
İleri Kızılaltun ve Fehmi Çapan'a yapılan işkence, tepkiler aldı, basın açıklamaları yapıldı, olay gazetelerde yer buldu. Gelin görün ki , tarih de işkence de "tekerrür" seviyordu.
28 Kasım 2008 tarihinde Burak Demirci, rahatsızlığı nedeniyle hastaneye sevkini talep etmiş ve cezaevi içerisinde normal kontrol ve aramalardan geçtikten sonra, sıra jandarmaya geldiğinde, arama bahane edilip Burak Demirci tekme,tokat dövülmeye başlanmıştır. Kırıklar F tipi cezaevi ve aynı komutanlar ve onların emrindeki Jandarmalar. Dövülmüş bir biçimde cezaevi personeline teslim edildi. Tedavi olma istemi yinelenerek, hastaneye tekrar gönderildi. Fakat " muayene sırasında dışarıda beklemesi gereken Jandarma, dışarı çıkmadı.Tıbbi Etik değerlerden haberi dahi olmayan doktor , muayene etmeden uzaklaşmış, Jandarma bu sefer hastanede pek çok kimsenin gözü önünde Burak Demirci'ye işkence etmiştir. Önce ağzına hırka tıkıştırılmış ve nefes alması engellenmeye çalışılmış ve daha sonra "tıpkı atlara gem vurur gibi ağzına çaput takılmış ve arkadan çekilmiştir." Ve hastanede, herkesin gözü önünde işkence devam etmiştir.
Cezaevine giden Derneğimiz üyesi avukatlar, Burak Demirci'nin ağzının içinin, dudaklarının parçalanmış,şişmiş olduğunu gözlemlemiş ve vücudundaki diğer izleri tespit etmişlerdir.
Bu olaylar yeni değil kuşkusuz. Öncesinde de Jandarmadan şikayetler gelirdi. FAKAT YAPILANLAR BU KADAR PERVASIZ, AHLAKSIZ VE ZALİM DEĞİLDİ. Üstelik tüm yurtta kolluğun şiddeti tartışılırken, tepki alırken, hiçbir şeyden çekinmeden gerçekleştirdikleri bu uygulamalar düşündürücüdür. Yapılan şikayetler takipsiz kaldığı sürece düşünmeye devam edeceğiz. Görülen odur ki; işkence edenlerin ezasız bırakılması, pervasızlığı artırmaktadır.
İleri Kızılaltun,Fehmi Çapan ve Burak Demirci ağır darbeler almalarına karşın, ölmediler. Devlet, İşkencecilerinin cezalandırılması için mağdurlarının tıpkı Engin Çeber gibi ölmesini beklemektedir.
İşkenceye dur diyebilmek, , yaşananların tekrarlanmaması için faillerinin yargılanması ve cezalandırılması gerekmektedir. Tüm hukuksal sürecin takipçisiyiz. BİZ BURADAYIZ. |