|
25.07.2008

'ERGENEKON TERÖR ÖRGÜTÜ'NÜN
SUSURLUK BAĞLANTISI ARAŞTIRILMALIDIR;
İstanbul Cumhuriyet Savcılığı tarafından yürütülen ve kamuoyunda "ERGENEKON Soruşturması" olarak bilinen soruşturma bir kısım şüpheliler yönünden tamamlanmış ve kamu davası açılmıştır.
Kamuoyuna yansıyan bilgilere göre soruşturması tamamlanıp, hakkında kamu davası açılan şüpheliler içinde Emekli General Veli Küçük de bulunmaktadır
Şüpheli Veli Küçük'ün adı, kamuoyunda ilk olarak 3 Kasım 1996 yılında, Susurluk'ta meydana gelen trafik kazası sonrasında yürütülen soruşturma ile duyulmaya başlanmıştır. Bu soruşturmayla siyasetçilerin, güvenlik ve istihbarat güçlerinin, bürokratların kamu kaynaklarını ve uyuşturucudan elde edilen kara paraları kullanarak suç örgütü oluşturduklarına ilişkin tartışmalar bir gerçeklik zeminine oturmuştur.
Kaza yapan Mercedes marka aracın içinden İstanbul Emniyet Müdür Yardımcısı Hüseyin Kocadağ, Şanlıurfa Milletvekili Sedat Bucak ile katliam, siyasi cinayet ve uyuşturucu kaçakçılığı zanlısı olan ve yıllardır aranan Abdullah Çatlı'nın çıkması, devlet içindeki yasa dışı örgütlenmenin boyutları konusunda yeni veriler ortaya koymuştur.
Susurluk kazası sonrasında kamuoyunda, Abdullah Çatlı'nın pek çok kişiyle ilişkisi olduğu, bazı kamu görevlileri tarafından korunduğu sık sık dile getirilmiştir. Çatlı'nın ilişki içinde olduğu kişiler arasında Eski Jandarma Tuğgenerali Veli Küçük'ün de adı anılmaktadır.
Başbakanlık Teftiş Kurulu adına Kutlu Savaş tarafından hazırlanan Susurluk Raporu'nda ve TBMM Susurluk Raporu'nda da Veli Küçük ismi, Susurluk Soruşturması kapsamında işlendiği iddia edilen pek çok suçla birlikte yer almıştır.
İstanbul DGM'de yargılaması yapılan "Susurluk Davası"nın iddianamesinde, diğer sanıklarla birlikte Veli Küçük'ün de ismi yer almış ve Abdullah Çatlı ile defalarca telefon görüşmesi yaptığı belirtilmiş olmasına karşın, bu kişi hakkında mahkeme tarafından, "Silahlı Kuvvetler Personeli olması nedeniyle ayrı yargılama usulüne tabidir" denilerek, yalnızca suç duyurusunda bulunulmakla yetinilmiştir.
Şüpheli Veli Küçük hakkındaki tüm bu iddialar ile ilgili olarak 03.02.1999 tarihinde, İzmir Barosu'nun o günlerde faaliyette bulunan "Çeteleşmeye Karşı Hukukun Üstünlüğü Komisyonu" üyesi bir grup avukat tarafından Milli Savunma Bakanlığı'na, Genel Kurmay Başkanlığı'na ve Jandarma Genel Komutanlığı'na başvuruda bulunulmuş, Tuğgeneral Veli Küçük ile ilgili kamuoyuna mal olmuş iddialar sıralanmış ve bu iddialar nedeniyle adli ve idari soruşturma açılıp açılmadığı bilgisi istenmiş, ayrıca ilgili hakkında soruşturma açılmamış ise belirtilen iddialarla ilgili olarak soruşturma emri verilmesi istenmiştir.
Dilekçeler ilgili makamlara tebliğ edildiği halde, geçen 60 gün içerisinde yanıt verilmeyerek zımnen reddedilmiştir. Bu ret işlemi hakkında; idari yargıda iptal davası açılmıştır. Dava ilk olarak, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi'ne açılmışsa da yargı yolu uyuşmazlığı ile dava dosyası Ankara İdare Mahkemesi'ne gönderilmiştir. Ankara 2. İdare Mahkemesi'nin 1999/800 Esasına kayıtlı dosya ile görülen dava sonunda; "...353 Sayılı Askeri Mahkemeler Kuruluş ve Yargılama Usulü Yasası'nda kıta komutanı veya askeri kurum amirine, maiyetinde birinin kendisine ihbar veya şikâyet edilen kişi hakkında soruşturma başlatıp, başlatmama konusunda takdir yetkisi tanındığı, tanınan bu takdir yetkisi karşısında, soruşturma başlatılmamasına ilişkin işlemin idari davaya konu edilmesi mümkün olmadığı…" gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Verilen karar, yönetimin bütün eylem ve işlemlerinin yargı denetimine bağlı olması sonucunu doğuran Anayasa'nın 2. maddesinde tanımlanan, "hukuk devleti" ilkesine açıkça aykırıdır. Diğer yandan sözkonusu yargısal süreç, tüm bu ciddi iddialar karşısında şüpheli Veli Küçük hakkında herhangi bir soruşturma açılmadığını da göstermiştir. Yine dava dosyasına sunulan Veli Küçük hakkındaki işlem dosyası, "gizlilik" gerekçesiyle davacı avukatlardan gizlenmiş, davacıların dosyayı inceleme talepleri hukuka aykırı bir şekilde reddedilmiştir.
'Susurluk Çetesi'nden soruşturulmayan şüpheli Veli Küçük'ün adı, emekli olduktan sonra da toplumu sarsan her olaydan sonra duyulmaya devam etmiştir. Son olarak da "Ergenekon" soruşturması kapsamında da nihayet tutuklanmıştır.
Ancak, kamuoyuna yansıyan bilgilere göre; Ergenekon soruşturmasında, suçlamaya konu örgütün Susurluk bağlantısı üzerinde hiç durulmamış, şüpheli Veli Küçük hakkındaki Susurluk iddiaları araştırılmamıştır.
Susurluk Soruşturması ile açığa çıkan olay ve ilişkilerin atlanması, ERGENEKON Soruşturması'nın "toplumun yargı önünde adalet, yönetimde demokrasi ve şeffaflık beklentisini karşılamaya hiçbir katkısı olmayacaktır," Derine inemeyen, yakın tarihi dahi kapsam dışı bırakan "derin devletle hesaplaşma" büyük bir hayal kırıklığına neden olacaktır.
Devlet içinde hukuk dışı her türlü yapılanmaya karşı mücadele etmeyi görev sayan Çağdaş Hukukçular Derneği (İzmir Şubesi) ve daha önce şüpheli Veli Küçük hakkında soruşturma açtırmak için çaba harcayan ÇHD üyesi avukatlar olarak, "Susurluk" bağlantısını da içine alacak şekilde Ergenekon soruşturmanın genişletilmesi isteminde bulunuyoruz. Susurluk - Ergenekon bağlantısı kurulmasında, Şüpheli Veli Küçük'ün tek isim olmadığını, Ergenekon Şüphelilerinden Sami Hoştan, Osman Gürbüz gibi isimlerin ilişki ve eylemlerinin geçmişe doğru soruşturulması ile ortaya çıkacak suçların da "Ergenekon" gerçeğinde yerini alması gerektiğini düşünüyoruz.
Bugün İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'na, elimizdeki belgeleri gönderiyor ve
— Ankara 2.İdare Mahkemesinin 1999/800E, 2000/436 K.sayılı dosyasının ve bu dava dosyasına davalı Milli Savunma Bakanlığı tarafından gönderilen ve davacıların incelemesine bile izin verilmeyen şüpheli Veli Küçük ile ilgili idari işlem dosyasının
— Başbakanlık Teftiş Kurulu adına Kutlu Savaş tarafından hazırlanan Susurluk Raporunun
— TBMM Araştırma Komisyonunun hazırladığı Susurluk Raporu'nun
İlgili yerlerden getirtilerek incelenmesini, bu dosya ve raporlarda adı geçen kişilerin tanık olarak dinlenmelerini istiyoruz.
Geçmişte yaşanan ve günümüzde süregelen çetelerle ilgili soruşturmaların saptırıldığı, yozlaştırıldığı ve unutturulmaya çalışıldığı gerçeği ortadadır. Oysa bu tür hukuk dışı yapıların ciddi biçimde, çok yönlü soruşturulması ve temelli dağıtılmaları hukuk devletinin kurumsallaşması için bir zorunluluktur.
"Hukuk dışılığa dur demek, yönetimdeki ve denetimdeki yozlaşmanın önüne geçmek, kamuoyunda oluşan güvensizlik duygusunu ortadan kaldırmak" hepimizin sorumluluğudur.
Alper Tunga ASLAN
(ÇHD İzmir Şubesi YK adına)
Andaç Şükrü ZALOĞLU
M. Cemal DOĞAN
Arif Ali CANGI
Senih ÖZAY
Murat DİNÇER |