31.10.2008
BASINA VE KAMUOYUNA
Kolluk Şiddeti Her Yerde: Hem Yaşıyor, Hem Seyrediyoruz…
Yurttaşların güvenliğini sağlamakla yükümlü olan kolluk görevlilerinin yine yurttaşlara uyguladığı şiddet, son dönemde kaygı verici bir boyuta ulaştı. Gün geçmiyor ki güvenlik güçlerinin silahından çıkan kurşunlarla bir yurttaş ölmesin, bir başkası işkence ve kötü muameleye maruz kalmasın.
Güvenlik güçleri için fiilen var olan, yurttaşların "haklarını ihlal etme" ve hatta "öldürme özgürlüğü"ne, 2007 yılında PVSK'da yapılan değişikliklerle yasal dayanak kazandırıldı ve aradan geçen 1,5 yıl boyunca pek çok yurttaş kolluk şiddetine maruz kaldı. Son on gün içinde İstanbul'da Engin Çeber, Ağrı'da Ahmet Özhan, Antalya'da Çağdaş Gemlik işkence ya da polis kurşunu ile yaşamlarını kaybetti.
Siyah beyaz kovboy filmlerinden hatırladığımız "yakalananın en yakın ağaca asıldığı" sahneler renkli versiyonlarıyla yeniden, yeniden çekiliyor.
Cezaevlerinde Şiddet Her Zamankinden Hiç Eksik Değil;
Yurttaşların kişi güvenliği ve yaşam haklarına ilişkin ihlallerin ne denli ağır boyutlara vardığını görmek için yüzümüzü bir de cezaevlerine çevirmemiz gerekiyor. Zira kamuoyu denetiminden uzak mekânlar olmaları itibariyle cezaevleri, ancak mahpusların toplu halde girdikleri eylemlilik süreçlerinde dikkat çekmeyi başarabiliyorlar. Ancak bu toplu eylemlilik süreçleri de yetkililerin çözüm arayışları ile değil baskıyla ve çeşitli cezalarla sonlandırılıyor.
Cezaevlerinde alıkonulma süresinin uzunluğu, cezaevlerinin kapalı/gözlerden uzak kurumlar olması, giderek yaygınlaşan tecrit temelli infaz biçimi ve mahpusların disiplin cezalarıyla ayrıca tecride tabi tutulmaları yaşanan ihlalleri daha da ağır hale getiriyor.
Hepimiz biliyoruz ki; gözaltında ve daha sonra Metris Cezaevinde gördüğü işkence nedeniyle yaşamını yitiren Engin Çeber, cezaevlerindeki şiddetin ve ihmalin ne ilk ne de son kurbanı. 2008 yılı başından bu yana işkence ve kötü muamele de dâhil olmak üzere 22 kişi cezaevlerinde çeşitli nedenlerle yaşamını yitirdi. [1]
Ayakkabı aramasından kelepçe uygulamasına, tecavüz ve cinsel tacizden kaba dayağa, süngerli oda uygulamasından tecride varana dek pek çok iddianın yer aldığı en az 90 vakada çok sayıda mahpus gerek doğrudan kamu görevlilerince ve gerekse yetkililerin (açık ya da örtülü) bilgisi dâhilinde diğer mahpuslar tarafından yapılan işkenceye, onur kırıcı ve aşağılayıcı muameleye maruz kaldı.
Cezaevi yetkilerinin açık ya da örtülü desteği ya da ihmali sonucunda, diğer mahpuslar tarafından yapılan işkence fiillerine son örnek Gebze Cezaevinde yaşananlardır. Gebze Cezaevinde adli erkek mahpusların, kadın siyasi mahpuslara iki gün boyunca tacizde bulunmasına ve ardından saldırmalarına olanak sağlandı, kadınları koruyucu hiçbir tedbir alınmadı. Olayın kamuoyuna yansımasından sonra dahi saldıranlar hakkında gerekli idari ve adli işlemleri başlatılmadı, yetkililer bu güne kadar herhangi bir açıklama yapma gereği dahi duymadı.
İşkence, onur kırıcı ve aşağılayıcı muamele filleri sadece mahpuslara uygulanmakla kalmadı. Mahpus yakınları da fiziksel şiddetten cinsel taciz niteliğindeki üst aramalarına kadar pek çok ihlalle karşılaştı.
Koruma ve tedavi niteliğindeki sağlık hizmetlerini doğrudan alamayacak durumda olan ve bunun yetkililerce sağlanmasını bekleyen pek çok mahpus kanserden tüberküloza, kalp hastalığından enfeksiyon hastalıklarına kadar çok çeşitli hastalıklarla boğuşuyor ve protez, cerrahi müdahale gibi tedavi gereksinimlerini karşılanmıyor. Mahpuslar bu şekilde insanca yaşama haklarından yoksun bırakılıyor.
Sohbet hakkına ilişkin olarak Adalet Bakanlığı'nın 45/1 No.lu genelgesi uygulanmamakta. İnsan sağlığına olumsuz etkilerinin olduğu defalarca yinelenen F tipi cezaevlerinde tutulan mahpuslar, böylece çifte tecride maruz bırakılırken, son derece basit gerekçelerle disiplin cezası verilen tutuklu ve hükümlülerin açık görüş hakları, ziyaretçi kabulü, mektup ya da telefon hakları da ayrıca kısıtlanıyor.
Tutuklu yargılanan mahpuslar duruşmalara götürülüp getirilirken ring araçlarında kötü muameleye maruz kalıyor, birbirine kelepçeleniyor ve havalandırmasız adliye nezarethanelerinde saatlerce bekletiliyorlar.
Yasalarda cezaevlerinde yaşanan yaşam hakkı ihlalleri ile işkence ve kötü muamele vakaları, hak gasplarına ilişkin olarak mahpusların yararlanabileceği bazı düzenlemeler mevcut olmakla birlikte bu düzenlemelerin hiç birinin filen kullanılabildiğini söylemek mümkün değil.
Mahpusların cezaevlerinde yaşadıkları olumsuzluklara ilişkin başvurabilecekleri bir yasal mercii olan infaz hâkimlikleri ise idarenin vermiş olduğu kararları ve özellikle de disiplin cezalarını onaylama mercii haline gelmiş durumda.
Adalet Bakanlığı verilerine göre 2007 yılında incelenmek üzere infaz hâkimliklerine;
- re'sen gönderilen 4725 dosya hakkında verilen kararlardan sadece 182 disiplin cezası iptal edildi, 4 dosyada durdurma ve 12 dosyada erteleme kararı verildi. Onaylanan disiplin dosyalarının oranı % 95,8.
- hükümlü ve tutukluların değişik konularda yaptığı toplam 5036 başvuru/şikâyetin ise 4169'u yani % 82,8'i reddedilmiş durumda.
İzmir Cezaevleri;
Hatırlanacağı gibi; hak ihlalleri ve şiddetin yoğunluğu nedeniyle İzmir – Kırıklar F Tipi Cezaevleri bu güne kadar pek çok açıklamamamıza konu oldu. İşkencenin konuşulduğu, ancak basına yönelik sansür uygulamasıyla işkencecilerin konuşulmasının engellendiği bu günün penceresinden; bir kez daha İzmir cezaevlerine bakmak gerektiğine inanıyoruz.
Süngerli oda (ya da resmi adıyla gözlem odası) olarak adlandırılan özel ve geçici tutulma yerlerine konulan mahpusların domuz bağı, uzun süre aç bırakma, tuvalete çıkarılmama, fiziksel şiddet ve hakaret niteliğinde uygulamalara maruz kaldıkları ilk kez 2006 yılında basına yansıdı. Hala devam etmekte olan bu muameleler nedeniyle bu güne kadar hiçbir ciddi soruşturma yapılmadı, deliller toplanmaksızın kapatılan soruşturmalar nedeniyle hiçbir cezaevi yetkilisi ya da infaz koruma memuru cezalandırılmadı. Pozisyon işkencesi olarak nitelendirilen bu muamelenin dışında kalan diğer işkence ve kötü muamele olaylarında da yetkililer "soruşturmama" ve "cezalandırmama" tutumunu sergilemeye devam ediyor.
Cezasızlık zırhıyla korunan işkence, cezaevlerinde vakayı adliyeden sayılır hale getirildi.
Benzer uygulamalara maruz kalan Misbah Aktaş, yaralı bir halde konulduğu tek kişilik hücrede tedavi edilmeksizin tutuluyor. Aktaş, durumu protesto etmek için 10 Eylül 2008 tarihinden bu yana süresiz açlık grevine başladı. İnsan hakları örgütlerinin konuyla ilgili yapmış oldukları girişimlerden alınabilmiş somut bir sonuç maalesef ki yok.
Türkiye genelinde olduğu gibi İzmir F Tipi Cezaevlerinde de onur kırıcı arama, sevk ve nakiller sırasında birbirine kelepçeleme biçimindeki uygulamaları devam ediyor. Mahkemeler tarafından tutukluların "insan onuruna yaraşır bir şekilde duruşmaya getirilmesine" yönelik vermiş oldukları kararlara karşın uygulamaları kabul etmeyen tutuklular duruşmalara getirilmemekte, insanca muamele ile savunma hakkı arasında tercih yapmaya zorlanmakta.
Sorumluluklar ne infaz hâkimlikleri kurarak ne cezaevi operasyonları yöneten emekli cezaevi savcılarından, cezaevleri hakkında hiçbir fikir ve deneyimi olmayan kişilerden oluşan "cezaevleri izleme kurulları" gibi sistemin tüm sorunlarını yeniden üreten kurumlarla yerine getirilemez. Cezaevlerindeki insan hakları ihlallerini önlemenin en temel yolu şeffaflığın sağlanmasıdır. Bunun için BM İşkenceye Karşı Sözleşmeye ek Seçmeli Protokol derhal onaylanmalı ve Protokolde öngörülen tarafsız ve bağımsızlığı güvence altına alınmış sivil bir izleme mekanizması bir an önce yaşama geçirilmelidir.
Saygılarımızla. 31.10.2008
Şeffaflık, işkenceyle mücadelenin bir numaralı aracıdır. Ek Protokol'ün mantığı işkence ve kötü muamelenin işkenceyi uygulayanın etkili bir izleme ve sorumluluk denetiminden uzak olduğu inancıyla hareket ettiği yalıtık alıkonulma yerlerinde gerçekleştiği gerçeği üzerine kurulmuştur. Hemen her hukuk düzeni işkenceyi suç sayıp cezalandırdığı için işkence, sadece işkencecilerin meslektaşlarının ve üstlerinin bu davranışı onayladığı, hoşgörü ile karşıladığı, emrettiği bir sistemde gerçekleşebilir. İşkenceye uğrayanlar da böyle bir sistemde maruz kaldıkları muameleyi söylediklerinde öldürülürler veya tehdit edilirler. İşkenceden şikâyet ettiklerinde de bunu kanıtlamakta büyük sıkıntı çekerler. Çünkü onlar kanunsuzlardır, teröristlerdir, güvenirlikleri otoriteler açısından şüphelidir. Bu kısır döngü ancak alıkonulma mekânlarını izlemeye açarak, onları şeffaf hale getirerek aşılabilir. (Manfred NOWAK, BM İşkence Özel Raportörü)
Türkiye İnsan Hakları Vakfı
İzmir Temsilciliği
İnsan Hakları Derneği
İzmir Şubesi
Çağdaş Hukukçular Derneği
İzmir Şubesi
[1] Türkiye İnsan Hakları Vakfı Dokümantasyon Merkezi verileri ile İnsan Hakları Derneği'ne yapılan başvurulardan derlenen vakalara ilişkin ayrıntılı döküm ektedir. |