ÜyeFormu

Hoşgeldin Ziyaretçi.






Parolamı unuttum
Üye değil misiniz? Üye Olun
Aktivasyon mailiniz gelmedimi? tekrar isteyin?

Site İçi Arama

Ana Sayfa
İzmir Şube Basın Açıklaması Şubat 08 2 Yazdır E-posta
20.02.2008

BASINA VE KAMUOYUNA


Başbakan Erdoğan’ın “bir kısım medya” tabirini yıllar sonra yeniden anarak yaptığı açıklama basın ve ifade özgürlüğü kavramlarını tekrar ülke gündemine getirmiştir. Söz konusu açıklama; bilgiye ulaşma, bilgiyi paylaşma ve düşünce açıklamanın en önemli unsurlarından biri olan bağımsız ve özgür basının ülkemizdeki durumunu bir defa daha tartışmaya açmış bulunmaktadır.
Özgür ve Bağımsız Basın
Günlerdir süren basın özgürlüğü tartışmaları “bağımsız basın” kavramını yine teğet geçmiştir. Medyadaki kartelleşme sorunu, tıpkı üniversitedeki özgürlük sorununun türbana indirgenmesi gibi iktidar partisinin gerici siyasi perspektifinden değerlendirilmektedir. Başbakan “bu manşetler yalnızca çıkar kavganızı örtmek için bir maske” dese de ‘bağımsız ve özgür medyanın’ hangi çıkarları savunduğuna pek değinilmemekte; kendilerini denetleyen ve finanse eden ekonomik güce sahip egemen sınıfların çıkarına hizmet ettiği ve onların lehine propaganda yaptıkları yine göz ardı edilmeye çalışılmaktadır.
Çok Seslilik
Türkiye pek çok alanda olduğu gibi basın konusunda da bir algı yanılması içerisinde bulunmaktadır. Binlerce medya kuruluşuna sahip bir ülke olmak ile bağımsız ve özgür bir basına sahip olmayı sıklıkla birbirine karıştırmaktadır. Gerçek durum, düşünülenden hayli farklıdır. Medyanın çok sesliliği TRT korolarınınkinden pek de fazla değildir. Medyadaki kartelleşme, kendisini, çıkardığı yayın organlarını siyasi yelpazenin çeşitli yanlarındaymış gibi gösterip önceden konulmuş çizgileri aşmadan yapılan muhalefet ya da iktidar şakşakçılığı ile çok seslilik gölgesinin ardına gizlemektedir. İş sermayenin dokunulmaz alanlarına geldiğinde tüm bu yayın organları, her nedense sözde siyasi konumlarını unutup sahiplerinin sesi olmaktadır. Televizyon ve gazetelerde hedef gösterme, mesnetsiz iddialarla insan karalama, toplumsal kin ve nefret yaratma gibi olgular olağan hale gelmiştir. Ne yazık ki bu tür haberlerin bireyleri olduğu kadar yargıyı da etkilediği görülmektedir. Hırant Dink’in ceza aldığı dava bunlardan yalnızca biridir.
Alternatif Basın
Alternatif basın ise baskı ve yıldırmanın her türlüsüyle karşı karşıyadır. Gazeteler dağıtım zinciri tekeline takılmakta, yerel televizyonlar bürokratik engellerle yıldırılmakta, radyolar üzerinde kapatma tehdidi bir kılıç gibi sallanmaktadır. Özellikle sosyalist basın hakkında verilen yasaklama ve toplatma kararları sansür boyutlarına ulaşmıştır.
•    Nokta Dergisi baskılar sonucu geçtiğimiz yıl kapanmak zorunda kalmıştır.
•    Agos Gazetesi Yazı İşleri Müdürü Arat Dink ve İmtiyaz Sahibi Serkis Seropyan 1’er yıl hapis cezasına çarptırılmıştır.
•    Yayıncılar dışında kalan kişiler de bu hışımdan kurtulamamış, 17 yaşındaki Ferhat Gerçek, Yürüyüş adlı dergiyi satmak isterken polis kurşununun hedefi olmuş ve felç kalmıştır.
Bu örnekler buzdağının görünen kısmıdır. 2007 itibari ile 30 kadar gazetecinin hapiste olduğu Basın Konseyi’nce açıklanmıştır. 301’nci madde olduğu yerde durdukça bu sayıların artması kaçınılmazdır.
Baskılar Sona Ermelidir
Bahsedilen tüm bu çarpıklıklarıyla ve sermayenin borazanı olma özelliği ile bile Türkiye medyası yine de başbakanın hedefi olmaktan kurtulamamıştır. Bu geri medya yapısı bile tahammül edilmez bulunarak gerek askeri bürokrasinin akredite ve brifingleri gerekse Başbakanın “bir kısım medya” nitelemesi ve Kasımpaşa kabadayılığı ile tımar edilmeye çalışılmaktadır.
Çağdaş Hukukçular Derneği İzmir Şubesi, tüm yetkili kişi ve kuruluşları, her türlü sermaye ve siyasetçi baskısından uzak özgür bir basının toplumun ifade ve ifadeyi açıklama hürriyetinin en önemli bir parçası olduğunu bilerek, bağımsız ve özgür basın önündeki bütün hukuki ve fiili engellemeleri ortadan kaldırmaya dönük mücadeleye çağırmaktadır.