ÜyeFormu

Hoşgeldin Ziyaretçi.






Parolamı unuttum
Üye değil misiniz? Üye Olun
Aktivasyon mailiniz gelmedimi? tekrar isteyin?

Site İçi Arama

Ana Sayfa arrow Haberler arrow Basın Bültenleri
Basın Bültenleri
İzmir Şube Basın Açıklaması 28.5.09 Yazdır E-posta

BASINA VE KAMUOYUNA

İnsan hakları mücadelecisi, İnsan Hakları Derneği gönüllüsü ve yöneticisi “insan” ve “vicdan” Avukat Filiz Kalaycı, dün kendi varlık sebebinin inkârı haline gelen kararlarını, hukuk ile savunmak zorunda kalan ama uygulamaları çatışmadan beslenen devlet özel güvenlik hukuku savcılığının ısrarı ve kulisi sonucu,  yine devletin özel güvenlik hukuku mahkemesinin kararı ile tutuklandı.

Avukat Filiz Kalaycı, mühimmat gömmemişti. Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini devirmek için komplo kurmamıştı. Millet Meclisine, büyüklüğünü gölgeleyecek bir güneş şemsiyesi armağan etmemişti. Türk Silahlı Kuvvetlerine karşı zinhar silahlı bir kalkışmaya teşebbüs etmemişti.

Avukat Filiz Kalaycı yalnızca, hür olalım, özgür olalım, eşit olalım demişti.

Hukuku bir muktedirlik, adalet arayışını bir vicdan sorunu değil, bir güç gösterisi olarak gören devletin özel yetkili hukuk aygıtları tarafından tutuklandı.

Bundan önce yüzlerce kez olduğu gibi bunda da bundan sonra da bu topraklarda asla vicdanın, asla hukukun ve asla adaletin konuşamadığını gördük.

Biz binlerce yıldır Themis’in eşitlik ve adalet adına gözlerini kapatmak zorunda kaldığına inanan adalet arayışçısı yurttaşlar olarak, böyle hukuka ve adalete “hayır” diyoruz.

Ve onlara diyoruz ki, adalete her zaman dokunabilirsiniz, gerçeğe asla.

Ve diyoruz ki, avukat, mücadeleci, onur ve vakar, insan Filiz Kalaycı’yı ister bırakın ister bırakmayın. Kimse sizi affetmeyecek.

 
Ortak basın açıklaması 28.05.09 Yazdır E-posta

*28.05.2009*

*BİR AVUKAT VE İNSAN HAKLARI SAVUNUCUSU TUTUKLANDI*

Eğer suç oluşturduğu iddia edilen bir fiili nedeniyle bu yargılama tedbirine başvurulmuş olsaydı sözü sadece yargılama makamına ve avukatlarına bırakmak yeterli olurdu. Ancak gerçek böyle değildir.

Savunma mesleğinin cezaevlerinde yaşam koşullarının iyileştirilmesi ve hak ihlallerinin tespit edilmesi için gayretine, yaşamın her alanında işkenceye ve kamu gücünün hukuka aykırı tasarruflarına karşı yürüttüğü mücadeleye duyulan hazımsızlık, bu tutuklamanın tek ve gerçek nedenidir.

Avukat Filiz KALAYCI hakkında aynı soruşturmaya ilişkin olarak bir hafta önce alınan savcılık ifadesi ve hakimlik sorgusundaki koşulları değiştiren bir gelişme mi olmuştur? Hayır.

Özel yetkili mahkeme hakimi tarafından adli kontrolle serbest bırakılmasını takiben, adli kontrolün amacı karşılamayacağını gösteren bir emare mi ortaya çıkmıştır? Hayır.

Kendisi hakkında yürütülen hazırlık soruşturması tutuklu kalmasını gerektirecek bir evreye geçmiş yahut farklı bir niteliğe mi bürünmüştür? Hayır.

Sadece; özel yetkili mahkeme bu dört avukatın şahsında savunma mesleğine, hak ve özgürlük mücadelesine, siyasal ve toplumsal muhalefetin avukatlarına verilen gözdağını yetersiz bulmuştur.

Hukuka uygun bir tutuklama sebebi bulunmadığında "kamu düzeni" ve "suçun işlenmesini engellemek" gibi sadece gerçeğe değil yasaya da aykırı nedenler ileri sürerek bir avukatın tutuklanması kabul edilemez.

Çünkü avukatlar "yalnız" tutuklanmazlar; Avukatla birlikte tutuklanan; insan hakları savunucularının sözleşmelerle güvence altına alınmış statüleri, müvekkillerinin savunma hakları, meslektaşlarının itibarı ve savunma mesleğinin bizzat kendisidir. Bu kalabalık cezaevine sığmaz.

Taraf olduğumuz uluslararası sözleşmeler ve anayasa ihlal edilmiştir.

Ceza Muhakemesi Kanunu'nun tutuklamaya ilişkin düzenlemeleri açıkça yok sayılmıştır.

1136 sayılı Avukatlık Kanunu ve avukatlık meslek güvenceleri askıya alınmıştır.

BM İnsan Hakları Savunucularının Korunması Bildirgesi hiçe sayılmıştır.

Tutuklama iddia ettiği yasaya aykırı sözde faydanın sağlanmasına elverişsizdir. İddia etmediği ama hepimizin bildiği gerçek amacını ise gerçekleştirmesi mümkün değildir. Hak ve özgürlük savunucuları tutuklamayla korkutulamazlar, yıldırılamazlar.

Avukat Filiz Kalaycı derhal salıverilmelidir!

Hak ve özgürlük savunucularına, siyasal, toplumsal ve sendikal muhalefete yönelik hukuk dışı bu güç gösterisine derhal son verilmelidir!

İnsan Hakları Derneği(İHD)
Çağdaş Hukukçular Derneği (ÇHD)
Ankara Düşünceye Özgürlük Girişimi
 
ÇHD, İHD Basın Açıklaması 12.5.09 Yazdır E-posta
İNSAN HAKLARI SAVUNUCULARINA YÖNELİK BASKILAR ARTARAK DEVAM EDİYOR!

:::GÜNCEL::::ANKARA BAROSUNUN YAPTIĞI BASIN AÇIKLAMASI METNİ İÇİN TIKLAYINIZ

Bugün (12.05.2009) Ankara'da, ikisi İnsan Hakları Derneği (İHD) Merkez Yönetim Kurulu üyesi olmak üzere dört avukatın büro ve evlerinde arama yapıldı ve bu avukatlar gözaltına alındı. Av. Hasan Anlar İHD Genel Sekreter Yardımcısı, Av. Filiz Kalaycı İHD MYK üyesi, Av. Halil İbrahim Vargün İHD Eski MYK üyesi, Av. Murat Vargün ise insan hakları savunucusudur. Hasan Anlar ve Filiz Kalaycı aynı zamanda İHD Genel Merkezi Cezaevi Komisyonu üyesidir.

Bilindiği gibi İHD cezaevlerinde artan insan hakları ihlallerine dikkat çekmek amacıyla "2008 Yılı Cezaevleri Hak İhlalleri Raporu"nu açıklamış ve bunu yetkili makamlarla da paylaşmıştır. Türkiye cezaevlerindeki hak ihlalleri giderek artmaktadır. Bu durumu herkes kabul etmektedir. Gözaltına alınan insan hakları savunucuları cezaevleri sorunlarına duyarlı insanlardır; bu nedenle de kendilerine cezaevlerinden sık sık şikayet mektupları gelmektedir. İnsan hakları savunucusu avukatların hem mesleki faaliyetleri hem de insan hakları duyarlılıkları nedeniyle zan altında kalmaları kabul edilebilecek bir durum değildir. Soruşturmayı yürüten savcılığın insan hakları savunucularının korunmasıyla ilgili 9 Aralık 1998 tarihli BM İnsan Hakları Savunucularının Korunması Bildirgesi'ne uygun hareket ederek (bu Bildirgenin uygulanmasıyla ilgili İçişleri Bakanlığının genelgesi vardır), gözaltına alma işleminden vazgeçmesi gerekmektedir.

Ceza Muhakemesi Kanunu ve Avukatlık Kanunu kapsamında sağlanan güvenceler gereği avukatların bu şekilde gözaltına alınmasında soruşturmayı yürüten savcılık açısından herhangi bir fayda bulunmamaktadır. Mesleki konumları itirabiyle avukatların gözaltına alınması sadece kendileri için değil savunma mesleği ve savunma hakkı açısından da ağır bir ihlal oluşturmaktadır.

İnsan Hakları Derneği ve Çağdaş Hukukçular Derneği olarak gözaltına alınan arkadaşlarımızın gözaltı işlemine son verilmesini ve soruşturmanın hukukun üstünlüğü avukatlık mesleği ve insan hakları savunucularının güvencelerine saygılı davranmak ilkelerine uygun olarak yürütülmesini talep ediyoruz.

İnsan Hakları Derneği Çağdaş Hukukçular Derneği
 
Hatay Şubemiz Kuruldu Yazdır E-posta


      HATAY ÇAĞDAŞ HUKUKÇULAR DERNEĞİ;

1970 yılından beri kurulmuş olan Çağdaş Hukukçular Derneği’ nin “Hukukun, insanlığın binlerce yıllık tarihsel kazanımlar ışığında geliştirilmesi, insanın özgürleşmesi ve demokratiklik temeline dayalı, toplum bilinci ile güvence altına alınmış bir hukuk sisteminin kurulması, başta yaşam hakkı olmak üzere temel haklara ve insanlık onuruna yönelik her türlü saldırının önlenmesi için çalışma yapmak” amacını gerçekleştirmek üzere Hatay’ da Çağdaş Hukukçular Derneği’ nin şubesinin kurulumu 24.2.2009 tarihi itibari ile gerçekleştirilmiştir. Kamuoyuna duyurulur.27.04.2009


                            Geçici Yönetim Kurulu,
 
Ortak basın açıklaması -İstanbul- Yazdır E-posta

Çağdaş Hukukçular Derneğinin de aralarında bulunduğu sendikalar, meslek ve demokratik kitle örgütleri, 18 Nisan 2009 Cumartesi günü İstanbul Galatasaray Meydanı'nda ortak bir açıklama yaptılar.

 GERÇEKLERLE YÜZLEŞECEKSİNİZ

     Biz aşağıda isimleri bulunan kurumlar ve aydınlar olarak yakın tarihimizde bu ülke topraklarında yaşayan tüm halklara, farklı inanç ve kültürlere, her türden muhaliflere karşı gerçekleştirilen inkar, ayrımcılık ve yok etme politikalarını, faili meçhul cinayetleri, kayıpları, katliam ve provokasyonları açığa çıkarmak, faillerin ve suç iklimi yaratanların bir bütün olarak yargılanmasını sağlamak ve tarihsel bir yüzleşme ile hakikatleri ortaya çıkaracak bir yapılanmanın zeminini yaratabilmek için, birlikte mücadele etme kararlığıyla bir çalışma başlatmış bulunuyoruz.
     Ergenekon sürecine toplumsal muhalefet cephesinden müdahale olarak özetlenebilecek bu çalışmayla halkta duyarlılık yaratılması ya da var olan duyarlılığın açığa çıkarılmasını hedefliyoruz. Siyasilerin avukat ve savcı rolüne soyundukları, her kesimin bir şey söylediği, cinayet işleyenlerin, katliamcıların, darbecilerin konuştuğu bir yerde, gerçek mağdurların susması beklenemez. Konuya dair söz söylemesi gerekenler bir biçimde Ergenekon'a eklemlenenler değil, Türkiye halklarıdır; örgütlü toplumdur, toplumsal muhalefet güçleridir. Bunun için güçlerimizi birleştirmek tarihsel bir sorumluluk, aynı zamanda bir zorunluluk haline gelmiştir.
     Konuya dair farklı yaklaşımlarımız olmakla birlikte, süreci tarihsel bir fırsata dönüştürme ve inisiyatif alma gereği hepimizin kesişme noktası olmuştur. Ortada bunca politik cinayet ve kayıp, onlarca katliam, ülkeyi insan hakları ve özgürlükler bakımından adeta cehenneme çeviren binlerce operasyon ve uygulama varken etkin ve etkili bir müdahillik sorumluluğu halklarımıza karşı ertelenemez görevimiz olarak algılanmaktadır. Kaldı ki egemen anlayışın, süreci aynı zamanda toplumsal muhalefet güçlerini bölmek için kullanmaya çalıştığının da bilincindeyiz. Bu nedenle bütün duyarlı kesimleri, demokratik örgütleri ve çevreleri güçleri bu çalışmaya omuz vermeye ve sorumluluk almaya çağırıyoruz.
     Ergenekon yargılanmasını titizlikle izliyor olmakla beraber asıl sorunun hukuki sürece müdahil olmaktan öte, tarihsel ve siyasal gerçeklerin ortaya çıkarılması olduğunun altını çiziyoruz. Fırat'ın ötesine geçmeyen, önemli tarihsel olay ve süreçleri dikkate almayan ve birkaç lokal olay ve iktidara karşı darbe girişimi iddiasıyla sınırlandırılmış bir yargılamanın gerçekleri açığa çıkarmayacağı, işlenen suçları da bireysel sorumlulukla sınırlı tutup kolektif sorumluluğu gizleyeceği açıktır. İddia edildiği üzere ortada bir "temiz eller" operasyonu yoktur. Tam tersine başta bu iddianın sahipleri olmak üzere bütün düzen güçleri sonuna kadar kire bulaşmış, son bir gayretle düzeni ve kendilerini temize çıkarmaya çalışmaktadırlar.
Bizler, gerçek sorumlunun "unutturmayı" bir idari teknik olarak kullanan askeri vesayetçi devlet yapılanması olduğunu, Ergenekon'un, öncülleri gibi kont-gerilla devlet geleneğinin devamından başka bir şey olmadığını, dolayısıyla da, esas olarak bu mantığın yargılanması gerektiğini söylüyoruz. Sorumlular sadece Silivri'de yargılanan gözden çıkarılan sınırlı sayıda emekli değildir. Esas olarak sistemin kendisidir. Dolayısıyla da yargılanması gereken sistem ve onun uygulamalarıdır.
Çeşitli manipülasyonlarla bulanıklaştırılan süreç tipik bir iç iktidar kavgası biçiminde sürmektedir. Giderek de aktüel gelişme ve siyasal ihtiyaçlara bağlı olarak her türden muhalifi hedef alabilecek bir muhteva kazanmaktadır. Son operasyonlarda evi aranan Türkan Saylan'ı ve seçim sürecinin rövanşı niteliğindeki DTP operasyonunu buna örnek gösterebiliriz.
     Siyasal iktidar başta olmak üzere bütün düzen güçlerini buradan bir kez daha uyarıyoruz. Tarih, sizler tarafından, halklarımıza karşı işlenmiş suçlarla kirletilmiştir. Buna rağmen sonuç alamadığınız ortadadır. Yeni suçlarla daha çok kirlilik yaratmaktan vazgeçin. Tarihsel bir yüzleşmenin önünü açın. Unutmayın ki tarih ancak bedel ödeyen emekçi ve ezilenlerin talepleri üzerinden demokrasi ve özgürlükler tarihi olabilir.
     Bizler böyle bir tarihin yapıcısı olarak bu çalışmada görev alıyoruz. Bugünün tarihinin not edilmesini istiyoruz. Bugün sadece bir deklarasyon yayınlamıyoruz. Halklarımıza karşı işlenen suçların ve ağır hak ihlallerinin bird aha yaşanmaması için gerçeği açığa çıkarmanın, bu gerçek üzerinden yeni bir başlangıç yapmanın ilk adımını atıyoruz. Bunun için bütün muhalif güçleri alışılagelmişin ötesinde, yeni bir ruh ve heyecanla birlikte yürümeye çağırıyoruz.
Bizler bu çalışma çerçevesinde;
-Tüm ülkede eş zamanlı ve tek bir talebin dillendirileceği demokratik eylemleri gerçekleştireceğiz.
-Oluşturacağımız komisyonlar aracılığıyla süreci titizlikle izleyecek, her aşamada kamuoyunu bilgilendireceğiz.
-Çeşitli alanlarda çalışma grupları oluşturacağız. 1 Mayıs 77, Maraş, Sivas, Çorum, Madımak, Gazi ve Cezaevleri katliamları, Köy boşaltmalar, kayıplar, faili meçhul diye anılan cinayetler gibi gelişmeleri araştıracak, tanıklıkları ortaya koyacak, belgeleyecek ve ısrarla faillerinin yargılanmasını isteyeceğiz.
-Büyük bir demokrasi buluşması gerçekleştireceğiz.
-Yaygın bir biçimde bilgilendirme ve paylaşma toplantıları düzenleyeceğiz
-Yakın geçmişte devlet içerisinde yetki almış, etkili görevlerde bulunmuş kişilerin işlenen suçlara ilişkin olarak konuşmasını sağlamak üzere çağrılar yapacak, "vicdan toplantıları" gerçekleştireceğiz.
-Tarafsız ve bağımsız bir hakikatleri araştırma komisyonunun oluşturulması için hem ulusal, hem de uluslararası düzeyde çalışmalar yapacağız.
Bu vesileyle kamuoyunu demokrasi ve özgürlük adına duyarlı olmaya çağırıyoruz.

KATILAN KURUMLAR:
İHD, Alevi Bektaşi Federasyonu, Barış Meclisi, ÇHD, DTP, Devrimci 78'liler Federasyonu, EMEP, ESP, EHP, Halkevleri, Mazlumder, KESK, ÖDP, SDP, Sosyalist Parti, TTB, THİV, 78'liler Girişimi
 
İzmir Şube Basın Açıklaması 21.4.09 Yazdır E-posta

HERKES İÇİN HAK, HERKES İÇİN HUKUK, HERKES İÇİN ADALET!
 
     Değerli basın emekçileri,
     Bu ülkedeki adaletsizliklerin tarifi için artık Ergenekon soruşturmalarında yaşanan hukuksuzluklar referans alınır oldu.
     Ergenekon soruşturmalarında yaşanan hukuksuzluklar, egemenler arasındaki iktidar savaşında öç alma, misilleme araçları haline geldi.
     Öç alma, misilleme araçları, laik/cumhuriyetçi kesim ile anti-laik/dinci kesim arasındaki “ötekileştirme”nin hızını arttırdı, kutuplaşmanın uçlarını sivriltti. Bu kutuplaşmanın yaratığı fırtına iki grubun ortak “ötekileri” olan Kürtleri, Çingeneleri, eşcinselleri, emekçileri, yoksulları, muhalifleri daha da görünmez hale getirdi.
     Bu ülkenin elitleri, birdenbire hukukun “kendilerine uygulanışındaki” adaletsizliği gördü. Ama hukukun öteden beridir adaletsiz işlediğini değil.
     Bu yüzden de süreçteki temel slogan “benim için hak, benim için hukuk ve benim için adalet” oldu.
     Oysa gerekli olan “HERKES İÇİN HAK, HERKES İÇİN HUKUK, HERKES İÇİN ADALET”tir!
     Ergenekon soruşturmaları kapsamında, ev aramalarında hukuksuzluklar yaşandığını görüp, geçen hafta İstanbul’da üç semtte gecekonduları yıkılanların artık özel eşyalarını koyabilecekleri bir evleri dahi bulunmadığını görmemek, BENİM İÇİN HUKUK demektir.
     Ergenekon soruşturmaları kapsamında tutuklanan rektörlerin öğrencileri protesto eylemleri yapıp, taleplerini dillendirebilirken DTP’li gençlerin protesto eylemlerine polisin müdahale ettiğini ve bu protestoların haberlerinin basında ‘örgüt yandaşları eylem yaptı’ şeklinde yer aldığını görmemek, BENİM İÇİN HAK demektir.
     Ergenekon soruşturması tutuklularından Mehmet Haberal ve bu davanın diğer pek çok sanığı rahatsızlandığı için derhal devlet hastanesine kaldırılırken, başka davalardan tutuklu ve hükümlü 370 kişinin ağır hastalıkların pençesinde boğuşmalarına rağmen gerekli bakım ve tedavilerinin yapılmadığını görmemek, BENİM İÇİN ADALET demektir.
     Ergenekon soruşturmaları sırasında “sabaha karşı” gözaltına alınanların haklarını savunurken, insanların “ölü ele geçirildiği” ev baskınlarını, “Hayata Dönüş Operasyonları”nı, muhalif öğrenci derneklerine yapılan baskınları, parti kapatmalarını, gazete-dergi yasaklamalarını/toplatmalarını, askeri darbelere kadar çok çeşitli tertip, plan, harekât ve operasyonları görmemek BENİM İÇİN HAK, BENİM İÇİN HUKUK VE BENİM İÇİN ADALET demektir.
     “Benim için hak, benim için hukuk ve benim için adalet” demek ÖTEKİNİ YOK SAYMAKTIR.
     Ergenekon operasyonları da dâhil olmak üzere bu ülkede hukuk hiçbir zaman adil biçimde uygulanmadı. Aynen son süreçte yaşanan diğer adaletsizliklerde olduğu gibi;
     Son yerel seçimlerde DTP’nin bölgede yüksek oy almış olması nedeniyle Kürt yurttaşları temsil ettiği düşüncesinin kamuoyunda ağırlık kazandığı, kuyulardan kemiklerin çıktığı, yaşanan iç savaşın sorgulanmaya başlandığı, medyada Kürt sorununun çözümüne ilişkin çeşitli görüşlerin dillendirilmeye ve barış söyleminin sorunun muhataplarınca benimsenmeye başlandığı, çatışmasız dönem ilan edildiği bu günlerde;
     Diyarbakır 6. Ağır Ceza Mahkemesi’nin vermiş olduğu kararla 14 Nisan 2009 tarihinde DTP, Asrın Hukuk Bürosu ve Gün TV’ye yönelik olarak bir operasyon başlatılmıştır.
     Yapılan arama, yakalama ve gözaltına alma işlemleri sonucunda DTP’nin üç genel başkan yardımcısı, avukatlar ve öğrenciler başta olmak üzere 450’den fazla kişi gözaltına alınmış, 100’e yakın kişi tutuklanmıştır.
     Bu operasyon sırasında avukatlık büroları, parti ve televizyon binaları, insanların evleri yasaya aykırı olarak aranmış, iki yıl boyunca telefonları dinlenmiş ve izlenmiştir.
Soruşturma aşamasında dosyalara, Terörle Mücadele Yasası kapsamında gizlilik kararı konmuştur.
     Yerel seçimlerden hemen sonra İstanbul’un Arnavutköy, Sultanbeyli ve Üsküdar semtlerinde yoksul yurttaşların gecekonduları yıkılmış;
     Yıkımlara direnenlere karşı polis plastik mermi ve biber gazı kullanmış, insanlar yerlerde sürüklenerek gözaltına alınmıştır.
     Bir babanın bebeğinin boynuna bıçak dayadığı o trajik an babanın çaresizliğinin değil gaddarlığının göstergesi sayılmış, yıkımlara direnenler yüzsüz olarak gösterilmişlerdir.
     Bu insanlara kalabilecekleri yeni bir yer gösterilmemiştir.
     Bu yılın Mart ayında Ezilenlerin Sosyalist Platformu’na İstanbul, Ankara, İzmir, Adana, Hatay ve Mersin'de olmak üzere 5 ilde eş zamanlı olarak operasyon düzenlenmiş;
         Yapılan baskınlarda Atılım Gazetesi, Sanat ve Hayat Dergisi, BEKSAV, Nazım Hikmet Marksist Bilimler Akademisi, ESP ve EKD yönetici ve çalışanları gözaltına alınmıştır.
     Limter-İş Sendikası Genel Başkanı’nın evine de baskın düzenlenmiş ve bilgisayarına el konulmuştur.
Gözaltına alınan kişilerin önemli bir bölümü bugün hala çeşitli cezaevlerinde tutuklu olarak bulunmaktadırlar.
     Adalet Bakanı Mehmet Ali Şahin’in açıklamasına göre  2006 ve 2007 yıllarında, Terörle Mücadele Kanunu sebebiyle 835 çocuk, “yetişkin” şartlarında sorgulanmış, yargılanmış ve hapsedilmiştir. Bu yıl içinde ise 25 çocuk Terörle Mücadele Kanunu kapsamında tutuklanmış, yalnızca Ocak ayı içinde çeşitli şehirlerde duruşmaları yapılan 26 çocuğa yine Terörle Mücadele Kanunu uyarınca toplam 75 yıl ceza verilmiştir.
     Biliyoruz ki bu örnekler, ülkede yaşanan hukuksuzlukların yalnızca bir bölümüdür. Bu ülkede en temel insan hakları açıkça yok sayılmakta; bütünlüklü bir saldırı politikası ile sistem muhaliflerinin, yoksulların, emekçilerin, Kürtlerin, Ermenilerin, Çingenelerin, kısacası sistemin tüm ezilenleri ve ötekilerinin üzerinden silindir gibi geçilmektedir.
     Bu nedenle ‘adalet’, dün ‘öteki’lere yapılan ihlalleri destekleyen ya da ya da görmezden gelenlerin bugün sıra kendisine geldiğinde sadece kendileri için var olduğunu sandıkları şey değildir. ‘Adalet’ yeni icat edilmiş bir şey değildir.
     Adalet herkes için gecikmeksizin istendiğinde anlamlıdır ve eşitlik isteminden yoksun olduğunda eksiktir.

 HAK, HUKUK ve ADALET HERKES İÇİN GEREKLİDİR”!
 
İstanbul Şube Basın Açıklaması 17.4.09 Yazdır E-posta

OPERASYONLAR DERHAL DURDURULSUN
GÖZALTILAR SERBEST BIRAKILSIN

Diyarbakır C.Başsavcılığı tarafından sürdürülen soruşturma kapsamında, 14.04.2009 tarihinde 12 ilde eş zamanlı başlayan operasyonlar neticesinde Demokratik Toplum Partisi (DTP) binaları, Belediye Başkanlıklarına ait binalar ve hukuk bürosu başta olmak üzere onlarca yer, arama işlemine konu edilmiştir. Bu operasyonlar sonucunda; 3 avukat arkadaşımızın ve DTP Genel Başkan Yardımcılarının da aralarında bulunduğu toplam 53 kişi gözaltına alınmıştır. Bugün itibarı ile İstanbul ve İzmir ilinde de operasyonların DTP merkezli devam ettiği ve çok sayıda kişinin gözaltına alındığı görülmektedir.
     Diyarbakır C Başsavcılığı tarafından yapılan açıklamada, operasyonun yasadışı örgüte yönelik olduğu ve yaklaşık 2 yıllık bir hazırlık sürecinin sonunda gerçekleştirildiği ifade edilmiştir. Gerek gözaltına alınan kimselerin politik kimlikleri, gerek arama yapılan yerler, gerekse de operasyonun zamanlaması gözönüne alındığında başsavcılığın açıklamasının gerçeği yansıtmadığı, operasyonun DTP şahsında Kürt halkının politik-meşru temsilcilerine yönelik olduğu açıktır.
Siyasal partiler açısından işletilecek adli, idari ve cezai hükümler açık olmasına karşın, tüm bunları işletmeyerek, partilerin idare merkezlerini ‘yasadışı örgüt merkezi” olarak nitelendirip arama işlemine konu yapılması, üye ve yöneticilerinin ise   “yasadışı örgüt mensubu” oldukları gerekçesiyle gözaltına alınmaları kabul edilemezdir. Operasyonun çapı ve parti içinde önemli görev ve yetkilere sahip çok sayıda kadronun aynı anda hedef alınması hiçbir hukuksal ve yasal gerekçeyle açıklanamaz. Hukuk ve yargı yine sakınmasız bir biçimde siyasal baskı aracı olarak kullanılmaktadır
     29 Mart seçimlerinde siyasal iktidar tarafından her türlü siyaset-dışı yöntem ve yol kullanılarak Kürt halkının iradesi teslim alınmaya çalışılmıştır. Kürt halkı, televizyon, eşya yardımı, bazı eski itirafçıların gözaltına alınmasına karşın varlığının inkârını ve iradesinin ipotek altına alınmasını kabul etmemiştir. Kürt halkının bu açık irade beyanı, en üst düzeyde Başbakan ve Başbakan Yardımcısı tarafından yapılan açıklamalardan da anlaşılacağı üzere siyasal iktidarca hazmedilememiştir. Seçimle teslim alınamayan bu irade, bugün parti binalarını kuşatan binlerce polis ve Diyarbakır C.Başsavcılığı’nın açtığı soruşturmayla yargı ve hukuk eliyle teslim alınmak istenmektedir.
     Operasyonun hedeflerinden biri de bağımsız savunmayı temsil eden avukatlardır. Operasyon kapsamında İstanbul’da bulunan Asrın Hukuk Bürosunda saatlerce süren arama işlemi yapılmış, büronun bilgisayarlarına ve diğer envanterine el konulmuştur. Diyarbakır’da operasyon kapsamında arama işlemi yapılan yerlerden birinde görev yapan bir meslektaşımız, hiçbir gerekçe gösterilmeden zor ve şiddet kullanılarak gözaltına alınmıştır. Yine iki meslektaşımız ise İstanbul’da araçları kırmızı ışıkta beklerken kendilerine silah çekilmek suretiyle gözaltına alınmıştır.
     Başta Abdullah Öcalan olmak üzere Kürt muhalefetinin savunmanlığın üstlendikleri için, müvekkilleri ile görüşmeleri sürekli engellenen, haklarında onlarca soruşturma ve dava açılan meslektaşlarımızın bu kez bürolarının arama işlemine tabi tutulması ve gözaltına alınmaları savunma mesleğine açık bir saldırıdır. Siyasal iktidarın hukukdışı uygulamalarının karşısında yer alanlar, saldırıya maruz kalanların savunmanlığını üstlenenler ne yazık ki bir süre sonra aynı saldırının muhatabı olmaktadırlar.
     Avukatlık görevleri nedeniyle meslektaşlarımıza suçlama yöneltilmesi ve bununla bağlantılı olarak gözaltına alınmaları, avukatlık mesleğine yönelik kabul edilemez bir müdahaledir.
     Çağdaş Hukukçular Derneği olarak, siyasal iktidarı uyarıyoruz. Kürt Halkının askeri ve hukuki operasyonlarla iradesinin teslim alınmasının imkânı bulunmamaktadır. Yakın tarih ağır bilânço ile bunun tanığıdır. DTP’ye yönelik baskı ve operasyonlar derhal durdurulmalı, başta meslektaşlarımız olmak üzere gözaltına alınan DTP kadro ve üyeleri derhal serbest bırakılmalıdır.17.04.2009
 
Ortak Basın Açıklaması 20.04.09 Yazdır E-posta
BERGAMA ALTIN MADENİ İŞLETMESİNDE DEĞİŞEN HİÇBİR ŞEY YOK
BİLİMİ VE HUKUKU SAVUNMAYA DEVAM EDECEĞİZ
 
İzmir ili Bergama ilçesi Ovacık - Çamköy - Narlıca köyleri sınırları içinde Altın ve Gümüş Madeni İşletmesi için Koza Altın İşletmeleri A.Ş lehine tesis edilen 18/02/2009 tarihli ÇED Olumlu işleminin yürütülmesinin durdurulması ve iptali istemiyle Çevre ve Orman Bakanlığı aleyhine aşağıda imzası bulunan bizler tarafından 20 Nisan 2009 tarihinde (bugün) İzmir Nöbetçi İdare Mahkemesi Başkanlığı’nda dava açılmıştır.
Bergama-Ovacık-Çamköy mevkiinde bulunan siyanür liçi yöntemi ile çalışan altın madeninin işletilmesine ilişkin idari işlemler Mahkemelerce defalarca iptal edilmiş, AİHM tarafından AİHS’nin ihlal edildiğine karar verilmiştir.

Son olarak, ÇED Yönetmeliği’nin geçici 6. maddesi çerçevesinde hazırlanmış Nihai Çevresel Durum Değerlendirme Raporu uygun görülerek yeniden ÇED Olumlu görüşü ile faaliyetine devam eden işletmeyle ilgili Danıştay bir karar daha vermiştir.  Danıştay 6.Dairesi’nin Çevresel Etki Değerlendirme Yönetmeliği’nin geçici 6.maddesini iptal eden kararında yönetmeliğin ilgili maddesinin Çevre Kanunu ve ÇED Yönetmeliği’nin amacına uymadığı gerekçesiyle iptaline karar verilmiştir. Danıştay kararı, maden işletmesinin faaliyetinin ÇED sürecinden muaf olarak yürütüldüğünü bir kez daha tescil etmiştir.

Danıştay 6.Dairesi, ÇED Yönetmeliği’nin Geçici 6.maddesi hakkında Yürütmeyi Durdurma kararı verdikten sonra Koza Altın İşletmesi’ne verilen Nihai Çevresel Durum Raporu ile ilgili ÇED Olumlu Görüşü hakkında açılan 2008/6795 Esas sayılı davada da 03/11/2008 tarihinde Yürütmeyi Durdurma kararı vermiştir.

Bergama-Ovacık Altın Madeni ile ilgili geçmiş hukuksal süreç özetlenerek verilen kararda, bir kez daha mahkemeler maden işletmesinin faaliyetini hukuka aykırı bulmuştur. Bunun üzerine Çevre ve Orman Bakanlığı bir yandan işletmenin kapatılması için yazışmalar yaparken diğer taraftan KOZA Altın Şirketi’ne ikinci kez ÇED olumlu görüşü vermiş ve yargı kararından sonra durdurulan faaliyetin yeniden başlamasını sağlamıştır. Kazanılan onlarca yargı kararına rağmen, Bergama Ovacık Altın Madeni faaliyetlerine her türlü hukuksuzluğu göze alarak ve yargı kararlarını çiğneyerek yeniden başlamıştır.

Çevre ve Orman Bakanlığı, dava konusu işlem ile yargı kararlarını yok sayarak, işletmeci firmanın karını kamu yararından üstün gören, maden işletmesine süresiz olarak her türlü hukuksal denetimden muaf olarak faaliyette bulunma olanağı yaratan, hiçbir hukuk devletinde kabul edilemeyecek bir idari tasarrufta bulunmuştur. 2004 yılında sunulan Nihai Çevresel Durum Değerlendirme Raporu’nun iptal edilmesi üzerine, bu defa birkaç ek yapılıp adı “ÇED Raporu” olarak değiştirilen aynı rapora “ÇED Olumlu” görüşü verilmiştir. ÇED Raporu tamamen eski, güncelliğini yitirmiş, yargı kararlarıyla açıkça aykırılığı kanıtlanmış konuların ortadan kaldırıldığına dair yeni rapora eklenen birkaç yeni sözden ve uzatılan taahhüt süresinden başka hiçbir inandırıcı ve ikna edici veri içermemektedir.

Özetle; Danıştay 6. Dairesi’nin 1997 yılındaki örnek kararında belirtildiği gibi;              “…İşletmecinin iyi niyeti, önlemlerin titizce denetlenmesi gibi kavramlara bağlı kalınarak, yapılacak faaliyet sonucunda elde edilecek ekonomik değerin, doğada ve doğrudan veya dolaylı olarak insan yaşamı üzerindeki risk faktörünün gerçekleşmesi halinde kamu yararının öncelikle insan yaşamı lehine değerlendirilmesi doğaldır. (...)doğrudan veya çevrenin bozulması ile dolaylı olarak insan yaşamını etkileyeceği kesin olan siyanür liç yöntemi ile altın madeni işletilmesine izin verilmesi yolundaki dava konusu işlemde kamu yararına uygunluk bulunmamaktadır…” gerekçesi hala devam etmekte olup değişen hiçbir şey yoktur.

Bu karardan sonra yapılan işlemlerin tamamı mahkeme kararının arkasından dolanma işlemleridir. Çünkü aynı yerde aynı yöntemle, siyanür liçi yöntemiyle maden/kimya tesisi işletilmektedir.

Değişen hiçbir şey bulunmadığı için Koza Altın İşletmeleri A.Ş lehine tesis edilen 18/02/2009 tarihli ÇED Olumlu işleminin yürütülmesinin durdurulması ve iptali istemi ile yeniden dava açmış bulunuyoruz.

Diğer taraftan; Bu noktada hazırlanan ÇED Raporu’na olumlu görüş veren Çevre ve Orman Bakanlığı;

– Yargı kararlarını yok sayarak tarafsızlığını yitirmiş ve hukuka aykırı işlem yapmıştır.
– İşletmeci firmanın karını kamu yararından üstün gören, maden işletmesine süresiz olarak her türlü hukuksal denetimden muaf olarak faaliyette bulunma olanağı yaratan, hiçbir hukuk devletinde kabul edilemeyecek bir idari tasarrufta bulunmuştur.
– Yarattığı tahribatı rehabilite etmesi gereken Ovacık Altın Madenine ne amaçla yürütüleceği belli olmayan bir faaliyete izin vermiştir.
– ÇED sürecinde 14 Ocak 2009 tarihinde söz konusu faaliyetten doğrudan etkilenecek halkın bir araya geldiği “gerçek halkın katılım toplantısı”nda dile getirilen talepleri göz ardı etmiştir.
– İmar planları ve yapı kullanma belgeleri, Mahkeme kararı uyarınca Valilik tarafından iptal edilen ve dolayısıyla imara uygun olmayan bir faaliyete izin vermiştir.
- 5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunu’nun kapsamında sunulması gereken Toprak Koruma Projesi ve İl Toprak Koruma Kurulu olumlu görüşü olmadan işlem yapmıştır.
– Anayasa, Çevre Kanunu ve Bakanlık tarafından yürütülen diğer ilgili yönetmelik (Tehlikeli Atıkların Kontrolü Yönetmeliği, Katı Atıkların Kontrolü Yönetmeliği, Sulak Alanların Korunması Yönetmeliği vb.) hükümlerine uymamıştır.

Bizler; çevre ve halk sağlığını, bilimi hiçe sayan, hukukun üstünlüğünü tanımayan siyasi iktidarlara ve idarecilere karşı mücadele etmeye ve sağlıklı bir çevrede yaşama hakkımızı savunmaya devam edeceğimizi, bilim ve hukuk tanımaz politikalara bir kez daha izin vermeyeceğimizi kamuoyuna duyuruyoruz.

TMMOB Çevre Mühendisleri Odası
TMMOB Elektrik Mühendisleri Odası
TMMOB Jeoloji Mühendisleri Odası
TMMOB Kimya Mühendisleri Odası
TMMOB Metalurji Mühendisleri Odası
TMMOB Peyzaj Mimarları Odası
TMMOB Ziraat Mühendisleri Odası
DİSK-Dev.Maden-Sen
Çağdaş Hukukçular Derneği
EGEÇEP (Ege Çevre ve Kültür Platformu) Derneği,
Kozak Yaylası Doğal Çevre Kültür Ve Turizm Derneği
Karaveliler Köyü  Muhtarlığı, BERGAMA/İZMİR
Hisarköy Köyü  Muhtarlığı, BERGAMA/İZMİR
Ayvatlar Köyü  Muhtarlığı, BERGAMA/İZMİR
Yukarıbey Köyü Muhtarlığı, BERGAMA/İZMİR
Aşağıcuma Köyü Muhtarlığı, BERGAMA/İZMİR
Okçular Köyü Muhtarlığı, BERGAMA/İZMİR
Güneşli Köyü  Muhtarlığı, BERGAMA/İZMİR
Hacıhamzalar Köyü Muhtarlığı, BERGAMA/İZMİR
Yukarıcuma Köyü Muhtarlığı, BERGAMA/İZMİR
Çamavlu Köyü Muhtarlığı, BERGAMA/İZMİR
Kaplan Köyü Muhtarlığı, BERGAMA/İZMİR
Demircidere Köyü Muhtarlığı, BERGAMA/İZMİR
Terzihaliller Köyü Muhtarlığı, BERGAMA/İZMİR
Aşağıbey Köyü Muhtarlığı, BERGAMA/İZMİR
Kıranlı Köyü Muhtarlığı, BERGAMA/İZMİR
Bağyüzü Köyü Muhtarlığı,  AYVALIK/BALIKESİR
Göbeller Köyü Muhtarlığı, BERGAMA/İZMİR
 
Antalya Şube Basın Açıklaması 16.4.09 Yazdır E-posta

Basın Açıklaması

    13 Nisan Pazartesi günü Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği Antalya Şubesinde İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesinin verdiği arama kararına dayalı olarak yapılan arama ve elkoyma işleminde, Ceza Muhakemesi Kanunu hükümleri  açıkça ihlal edilmiştir.
    1- Mahkeme kararı yalnızca  “bilgisayar verilerinin kopyalanarak, dijital kayıtlar ve cd’lerin, iletişim bilgileri, suça konu olabilecek delillerle kesici ve ateşli silahların” el konulmasını kapsadığı halde, aramayı yapan kolluk tarafından Derneğin tüm evrak ve kayıtlarına el konulmuştur.
     2- Arama kararının bir örneği, aramada hazır bulunan Dernek avukatları tarafından talep edilmesine rağmen kendilerine verilmemiştir.
     3- Ceza Muhakemesi Kanununun 134.maddesinde ancak “ Bilgisayar, bilgisayar programları ve bilgisayar kütüklerine şifrenin çözülememesinden dolayı girilememesi veya gizlenmiş bilgilere ulaşılamaması halinde” bilgisayarlara el konulabileceği belirtildiği halde,  bilgisayarlarda hiçbir teknik inceleme yapılmadan bilgisayarlara el konulmuş, yine  Bilgisayara el koyma işlemi sırasında, sistemdeki bütün verilerin yedeklemesi yapılarak, bu yedekten bir kopyanın şüpheliye veya vekiline verilmesi yasa hükmü olduğu halde,  teknik imkansızlık”  gerekçe gösterilerek avukatlara verilmemiştir.
     Ceza yargılamasını düzenleyen yasa hükümleri, uygulayıcıların insafına terk edilmiş, keyfe keder uygulanacak “tavsiye     belgeleri”  değildir. Hukukun ve yasanın uygulayıcıları, özelliklede yargı gücünün temsilcileri hukukun evrensel ilkelerine herkesten fazla saygı göstermek zorundadır.  
     Ancak sorun sadece saygı sorunu da değildir. Çünkü siyasi ve askeri iradenin mutabakatıyla yasallaştırılan PVSK ve Terörle Mücadele Kanunu gibi baskı yasaları ile haklar ve özgürlüklerin asıl olarak   “teknik imkansızlıkların” değil,  iktidarın toplumu hizaya geçirme projesinin kurbanı olduğunu yine herkes  iyi bilmelidir.   
 
Genel Merkez Basın Açıklaması 15.4.09 Yazdır E-posta

  B A S I N    A Ç I K L A M A S I
 
            Demokratik Toplum Partisi’nin üç genel başkan yardımcısı, çok sayıda il ve ilçedeki kadroları bir kısım avukatları ile birlikte gözetim altına alındılar.
 
            Operasyonun çapı ve parti içinde önemli görev ve yetkilere sahip çok sayıda kadronun aynı anda hedef alınması hiçbir hukuksal ve yasal gerekçeyle açıklanamaz. Hukuk ve yargı yine sakınmasız bir biçimde siyasal baskı aracı olarak kullanılmaktadır.
 
            Bu operasyon DTP’nin şahsında Kürt halkının demokrasi ve özgürlük mücadelesine yönelik siyasal bir saldırıdır. Demokratik yasal hakların kullanılmasından, DTP’nin seçim başarısından duyulan ve Cemil ÇİÇEK tarafından ifade edilen korkunun siyasal bir yansımasıdır.
 
            Kapitalizmin kriziyle birlikte Terörle Mücadele Yasası, Polis Vazife ve Selahiyet Kanunu başta olmak üzere gerici, faşist baskı yasaları kullanılarak, siyasal toplumsal muhalefete yöneltilen saldırılar günden güne artıyor, devlet terörü yayılıyor. Bir yanda politik-ekonomik iktidar ve güç yoğunlaşarak merkezileşir ve diğer yanda işsizleştirme, yoksullaştırma ve açlık sınır tanımaksızın artarken devlet terörü de tırmandırılıyor.
 
            Ergenekon davasının önde gelen apoletli sanıklarının görev başındayken MGK üzerinden dayattıkları terör yasaları şimdi hem kendilerine hem de siyasal çevre ve etki alanı içindekilere uygulanıyor. Ancak hiç biri çıkıp bu yasaları teşhir etmiyor, edemiyor.
 
            DTP’ye uygulanan baskı ve yıldırma operasyonu aynı zamanda bir tehdittir.
 
            Bu tehdit hepimizedir.
 
            DTP’ye yönelik baskı ve operasyonlar durdurulmalı, gözaltına alınan DTP kadro ve üyeleri ve avukatları derhal serbest bırakılmalıdır.
 
 
<< Başa Dön < Önceki 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 Sonraki > Sona Git >>

Sonuçlar 21 - 30 of 139