|
|
Ana Sayfa Haberler Basın Bültenleri Yargının sorunları ve çözüm önerileri
|
Yargının sorunları ve çözüm önerileri |
|
|
|
ÇAĞDAŞ HUKUKÇULAR DERNEĞİ İSTANBUL ŞUBESİ
2007–2008 ADLİ YILI BAŞLARKEN YARGININ SORUNLARI VE ÇÖZÜM ÖNERİLERİ
Sürekli artan bir suç ve suçlu oranı, kapasitesi dolan hapishaneler ve büyüyen sorunlar ile yeni bir adli yıl başlıyor. Geleneksel olarak Yargıtay’da yapılacak tören, çok uzun süredir yargıya ilişkin eleştirilerin sergilendiği bir toplantıya dönüşüyor. Yalnız eleştiriye kaynaklık eden sorunların sorumlusu ev sahibi ve protokol olunca, ne yazık ki eleştiriler adil, tarafsız ve bağımsız bir yargıya ulaşma anlamında bir katkı sağlamıyor.
Çağdaş Hukukçular Derneği olarak adil, tarafsız ve bağımsız bir yargının tesisi ve halkın adalet özleminin hayat bulması için kurulduğumuz tarihten itibaren mücadele etmekteyiz. Bu mücadeleye katkı sunması için bazı sorunların tespiti ve çözümü için aşağıda kimi önerilerde bulunulmuştur. Şüphesiz Türkiye adli yargısının problemleri aşağıda tespit edilenlerden daha kapsamlı sorunların çözümü daha zordur. Öneriler, sorunların çözümü için iyi niyetli adım olarak değerlendirilmelidir.
I.HÂKİM VE SAVCILARIN BAĞIMSIZLIĞI SAĞLANMALIDIR.
1.TC. Anayasası’nın 140/6. maddesi yargının idari görevlerini Adalet Bakanlığı’na bağlamaktadır. Yargının bağımsızlığını ilk önce yürütme organına karşı koruması gerektiği düşünüldüğünde bu hükmün bulunduğu bir hukuk sisteminde yargının bağımsızlığından söz edilemeyeceği açıktır. TC. Anayasası’nın 140/6 maddesinin kaldırılarak, yargının idari işleyişinin yalnızca yargının kendi sorumluluğunda olduğunu vurgulayan bir düzenleme getirilmelidir.
2. Adalet Bakanlığı, hâkim adaylarının seçimiyle ilgili tüm kararlar üzerinde mutlak bir yetkiye sahiptir. Hâkim adaylarının seçiminin yönetilmesinin, Adalet Bakanlığı personelinden alınarak, Adalet Bakanı ve müsteşarından arındırılmış Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’na verilmesi gerekmektedir.
3. Adalet Bakanlığı, sözlü mülakata katılan hâkim aday adaylarının değerlendirilmesi için mevcut hiçbir objektif kritere sahip değildir. Hâkim adaylarının seçimi liyakat esasına dayanmalıdır. Bunun için, Adalet Bakanlığı Personel Genel Müdür Yardımcısının sübjektif kriterleri terk edilmeli; nitelik, dürüstlük, yetenek ve yeterlilik dikkate alınarak, objektif kriterler oluşturulmalıdır.
4. Adalet Akademisinin kuruluşu olumlu bir adım olmakla birlikte, akademinin kurumsal yapısı, hâkimlerin hizmet öncesi ve hizmet içi eğitimlerinde Bakanlığın gereğinden fazla yetkisi Adalet Bakanlığı için gereğinden fazla bir güç oluşturmaktadır. Akademinin en üst organı durumundaki genel kuruldaki bakanlık bürokratlarının sayısı bu etkinliği bariz derecede ortaya koymaktadır. Akademinin özellikle Adalet Bakanlığına karşı bağımsızlığını sağlayacak yasal düzenleme yapılmalıdır.
5. Adalet Bakanlığı kanunlarının uygulanması hakkında Cumhuriyet savcılarına genelge göndermektedir. C.savcılarının hukukçu oldukları unutularak yapılan bu uygulama yargıya açık bir müdahale oluşturmaktadır. Adalet Bakanlığı bu uygulamaya derhal son vermelidir.
6. C.savcıları hakkında soruşturma yapmaya yetkili adalet müfettişlerinin doğrudan Yüksek Kurul’un kontrolü altında çalışacak şekilde yeniden atanması ve bir soruşturma başlatıp başlatmamaya dair kararlarda müfettişlerin etkisinin tamamen kaldırılması gerekmektedir
7. Hâkim ve savcıların sicilleri Adalet Bakanlığı tarafından gizli olarak tutulmaktadır. Hâkim ve savcılar kendileri hakkında tutulan bu raporlara ulaşamamaktadırlar. Hâkimler ve Cumhuriyet Savcılarının haklarındaki bu değerlendirme raporlarına ulaşmaları sağlanmalıdır.
8. 2004 yılı Kasım ayında yürürlüğe giren Dernekler Kanunu, hâkimlerin bağımsızlıklarını ve menfaatlerini korumak, mesleki etik kuralları geliştirmek, görevleriyle ve adalet yönetimiyle ilgili meselelerde görüşlerini ifade edebilmek ve tavır alabilmek amacıyla mesleki birlikler oluşturulması hakkındaki yasağı kaldırmıştır. Bu gelişme Adalet Bakanlığı tarafından hâkim ve savcıların örgütlenme özgürlüğü anlamında engellerin kaldırıldığı yönlü reform olarak kamuoyuna sunulmuştur. Bunun yanında Bakanlık, Türkiye Hâkimler ve Savcılar Birliği adı altında resmi bir birlik kurmak üzere kanun tasarısı hazırlamıştır. Tasarı, tüm hâkim ve savcıların üye olmasını zorunlu tutarken birliğin kurulması ile birlikte daha önce kurulan dernek ve birliklerin de kendiliğinden ortadan kalkacağını düzenlemektedir. Hâkim ve savcıların hobi dernekleri dışında diğer derneklere üye olmaları yahut bağımsız örgütlemeler kurmaları ise aynı tasarı ile yasaklanmaktadır. Bu bağlamda 2006 yılında kurulan ve yargı alanında ilk ve tek dernek olan Yargıçlar ve Savcılar Birliği (YARSAV) kapatılmış olacaktır.
Elit bir savcı ve hâkim kitlesinin üye ve yönetici bulunduğu Yar-Sav’ın kısa süre içerisinde ve kısıtlı olarak kendisine karşı takındığı söyleminin dahi siyasal iktidar tarafından tahammülsüzlükle karşılandığı anlaşılmaktadır. Hâkim ve savcıların hak ve menfaatlerini korumak için kamu kurumu niteliğindeki bir birliğe ihtiyaç bulunmakla birlikte, bu ihtiyaç hâkim ve savcıların belirli koşullar içerisinde bağımsız örgütlenme ihtiyacını ortadan kaldırmamalıdır.
II. HÂKİMLER VE SAVCILAR YÜKSEK KURULUNUN YAPISI VE İŞLEYİŞİNDE KÖKLÜ DEĞİŞİKLİKLER YAPILMALIDIR.
9. TC. Anayasası’nın 159. maddesi uyarınca, Adalet Bakanı ve Müsteşarı adli ve idari yargıda görev yapan yargıç ve savcıları mesleğe alma, atama, nakletme, yükseltme, disiplin cezaları verme, meslekten uzaklaştırma, kadroları dağıtma ve kaldırma, mahkemelerin yargı çevrelerini değiştirme yetkilerini elinde bulunduran yedi üyeli Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nda iki koltuğu doldurmaktadır. Yargı üzerinde temel belirleyiciliğe ve kilit öneme sahip bu kuruldaki yürütme etkisi yargı bağımsızlığını ciddi şekilde zedelemektedir.
10. Yine aynı anayasa maddesine göre, Adalet Bakanı ve Müsteşarı dışındaki tüm Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu üyelerinin atanması Cumhurbaşkanı tarafından yapılmaktadır. Yürütme organının bir parçası olan Cumhurbaşkanın sahip olduğu Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu üyelerini atama yetkisi de yargı bağımsızlığını zedelemektedir. Hâlihazırda uygulanan yüksek yargı organlarının aday belirleme sistemi terk edilerek direk üye belirleme sistemine geçilmelidir.
11. Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu hâlâ idari görevleri için ihtiyaç duyabileceği kendi sekretaryasına sahip değildir. Toplantılarını Adalet Bakanlığında yapan Yüksek Kurul idari işlerini bakanlık personeli eliyle yürütmektedir.
12. Yüksek Kurul, kendine ait bir teşkilatı bulunmadığı için soruşturma işlemlerini Adalet müfettişleri eliyle yürütmektedir. 2802 Sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanununda adalet müfettişlerinin Adalet Bakanlığı merkez teşkilatı içerisinde Teftiş Kurulu Başkanlığı olarak bilinen teftiş biriminde çalışmak üzere, Adalet Bakanı tarafından atanan devlet memurları olduğu düzenlemesi bulunmaktadır. Soruşturma işleminin Yüksek Kurul’un aldığı kararlar üzerindeki mutlak etkisi düşünüldüğünde siyasal otoritenin yargı üzerindeki etkisi yadsınamayacak düzeydedir. Bundan dolayı acil olarak Adalet Bakanlığı merkez teşkilatı içinde yer alan adalet müfettişlerinin doğrudan bakandan ve müsteşardan arındırılmış Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nun denetimi altında çalışacak şekilde yeni düzenlemeye ihtiyaç bulunmaktadır.
13. Yüksek Kurul bağımsız bir bütçeye sahip değildir. Kurul mali kaynakları için Adalet Bakanlığının arzusuna tabidir. Bu sistemden vazgeçilmeli, hazırlanmasında Yüksek Kurul’un görüş ve önerileri alınan ve en önemlisi iç tahsisatı ve idaresinden Yüksek Kurul’un sorumlu olduğu bağımsız bir bütçenin oluşturulmasına acilen ihtiyaç bulunmaktadır.
14. TC. Anayasası’nın 159. maddesine göre, Yüksek Kurul kararlarına karşı yargı yolu kapalı bulunmaktadır. Yargı faaliyetinde bulunan kimselerin yargı koruması dışında bırakılmaları kabul edilemezdir. Yüksek Kurul’un aleyhe verdiği kararlara karşı asıl kararı almakla yükümlü olanların dışındaki yargı mensuplarından oluşan bağımsız bir yargı merciine itirazda bulunma mümkün hale getirilmelidir.
III. İDDİA MAKAMI İLE KARAR MAKAMI KURUMSAL VE İŞLEVSEL OLARAK AYRILMALIDIR.
15. TC. Anayasası hala hâkimleri ve cumhuriyet savcılarını eşit telakki etmektedir. Anayasanın, hâkimler ve savcıların mesleki hak ve görevlerinin kurumsal ve işlevsel ayrılığını sağlayacak şekilde değiştirilmesi gerekmektedir.
Sorun sadece teorik temelde değildir. Sav ve karar makamlarının pratik olarak da bütünleştiği gözlemlenmektedir. Hâkimlerin kendileriyle aynı binada oturan, ofisleri yan yana, aynı yemekhaneyi kullanan savcılarla savunma makamı arasında tam bir eşit yaklaşım sergilemeleri mümkün gözükmemektedir. Öncelikle cumhuriyet savcılarının mahkeme binaları dışında ofislere sahip olmaları ya da aynı bina içinde hâkimlerin oturdukları kısımdan başka bir bölüme yerleştirilmeleri gerekmektedir.
IV. HERKESE ADİL YARGILANMA HAKKI SAĞLANMALIDIR.
16. Ülkemizde İstiklal mahkemeleri ile başlayan olağandışı yargılama usulünü kurumsallaştıran Devlet Güvenlik Mahkemeleri 2004 yılında yürürlülüğe giren 5190 sayılı yasa ile kaldırılmış yerine Özel Yetkili Ağır Ceza Mahkemeleri tahsis edilmiştir. Daha sonra 1 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe giren 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 250. maddesi ile yetkilendirilen bu mahkemelerin 3 yılı geçkin pratiği incelendiğinde büyük yargı reformunun isim değişikliğinden ibaret olduğu anlaşılmaktadır. Bu mahkemelerin, Devlet Güvenlik Mahkemeleri ile aynı mahkeme salonlarında, derdest dosyalar açısından aynı esas üzerinden, aynı hâkim ve savcılarla, aynı kolluk ve soruşturma usulü ile yargılama yaptığı göz önüne alındığında Türkiye’de halen olağandışı -olağanüstü yargılamanın sürdüğü rahatlıkla ifade edilmelidir. Terörle Mücadele Yasası’nda yapılan değişiklikle Türk Ceza Kanunu’nda düzenlenen suçların1/3’ünü yargılama yetkisine kovuşan bu mahkemeler adil ve tarafsız yargılama önündeki en büyük engel olma durumunu sürdürmektedir. Soruşturma-kovuşturma ve infaz usulünde derin eşitsizlikler yaratan bu mahkemeler kapatılmalı, tüm derdest dosyalar genel mahkemelere işbölümü esasına göre dağıtılmalıdır. Yine kesinleşen dava dosyaları açısından Ceza Muhakemesi Kanununda yapılacak değişiklikle süre kaydı koymaksızın yeniden yargılamanın önü açılmalı, ilgililerin maddi ve manevi tüm zararları tazmin edilmelidir.
17. Yaklaşık 40 yıldır tüm bilim ve yargı çevrelerinin itirazına rağmen kolluğun dolayısıyla İçişleri Bakanlığının yargı üzerindeki etkinliği artarak devam etmektedir. Ceza hukukunda adil hüküm kurulabilmesi, tam ve doğru hazırlık soruşturmasına bağlıdır. Tam ve doğru bir soruşturma için de; konusunda uzman, hukuku, soruşturma, delil toplama teknik ve taktiklerini iyi bilen, delil, eser ve emarelerden suçluya ulaşabilen, idari ve siyasi organlara karşı bağımsız bir kolluk kuvvetine ihtiyaç bulunmaktadır. Her ne kadar Ceza Muhakemesi Kanunu C.savcısının soruşturma safhasının patronu olduğunu düzenlemiş ise de bu düzenlemenin gerçekle bir ilgisinin bulunmadığı bilinmektedir. Hâlihazırda C.savcısı kolluğun işlem ve eylemlerine onay veren makam görünümündedir. Soruşturma safhasının hukuksal sahaya alınması için her açıdan C.savcısının emri ve denetimi altında adli kolluk teşkilatı kurulmalıdır.
18. Yakalanan ve gözaltına alınan şahısların, özgürlüklerinden yoksun bırakıldıkları andan itibaren ücretsiz olarak avukata erişim hakkı istisnalar dışında bulunmamaktadır. Terörle Mücadele Yasası, Polis Vazife ve Salahiyetleri Hakkındaki Kanun ile Ceza Muhakemesi Kanununda yapılan değişikliklerle birlikte bu yönde 15 yılda elde edilen kazanımların tamamı yok edilmiştir. Alt sınırı 5 yılı bulan kimi ağır suçlamalar dışında zorunlu avukatlık kaldırılmıştır. Yine getirilen kimi düzenlemelerle avukatın varlığına rağmen etkili bir hukuki yardımın sunulması imkânsız hale getirilmiştir. Keza keyfi gerekçelerle gözaltına alınan şahısların avukatla görüşmeleri 24 saat süre ile engellenebilmesi yine görüşmenin bir kolluk görevlisi nezaretinde yapılması mümkün hale getirilmiştir. Avukatların müvekkilleri ile ilgili dosyaları incelemeleri iddianamenin kabulüne kadar yasaklanabilmektedir. İddianamenin hazırlanmasına ilişkin 5271 sayılı CMK’da kesin bir süre bulunmamasını istismar eden savcılar nedeniyle bu sürenin yılları bulunduğu unutulmamalıdır. Bu hali ile Türkiye’de adil bir yargılama yapılabilmesi mümkün değildir. Yakalama, gözaltına alma veya hakkında bir cezai takibat başlatılması durumlarında olan herkesin avukata erişim hakkı hiçbir kayıt konmaksızın sağlanmalıdır. Avukatın etkili bir hukuki yardımda bulunmasını engelleyen düzenlemeler kaldırılmalıdır.
19. Türkiye hapishanelerinde, özellikle F tipi hapishanelerde avukatlarla müvekkillerinin görüşmeleri sırasında belge alışverişi ve tutukluların yazılı belgelere erişimi hakkı sıklıkla ihlale uğratılmaktadır. Bazı hapishanelerde avukatla görüşme hakkı süre ve mimari engel gerekçe gösterilerek engellenmektedir.
20. Avukatlar adliyelerde tutuklu müvekkilleri ile gizli olarak görüşebilme imkânına sahip değildirler. Avukatların bu yöndeki talepleri zaman ve mimari engel gerekçesiyle geçiştirilmektedir. Mevcut ceza mahkemelerinde bu tarz görüşme olanakları tesis edilinceye kadar Bakanlık kısa dönemde, avukatların müvekkilleri ile görüşmelerine imkân verecek geçici tedbirlerin alınmalıdır.
21. Duruşmaların devamı esnasında avukatların müvekkilleri ile konuşma talepleri duruşmanın engellenmesi olarak algılanmaktadır. Duruşma esnasında, avukatların müvekkilleri ile konuşmalarına izin verilmesinin sağlanması adil bir yargılama faaliyeti için gereklidir.
22. Duruşma başlarken, savcı ve hâkimlerin aynı kapıdan, aynı anda duruşma salonuna girmelerine rağmen, avukatlar duruşma salonuna halkla birlikte ayrı bir kapıdan girmektedirler. Hâkim duruşma salonundan ayrılırken savcı da hakimle birlikte aynı kapıdan çıkmakta ve savunma avukatını halkın kullandığı kapıdan çıkma durumunda bırakılmaktadır. Bu duruma son vermelidir. Cumhuriyet savcılarının duruşma salonlarına, eşit oldukları savunma ile aynı kapıdan girmelerinin ve ayrılmalarının sağlanması konusunda gerekli tedbirler alınmalıdır.
23. Savcılar duruşma esnasında, hâkimlerin yanında ve onlarla aynı seviyede olan, zeminden yüksek bir platformda oturmaya devam etmektedir. Bu arada, savunma avukatları da, dinleyiciler ve sanıklarla aynı seviyede ve salonun zemininde bir masada oturmaya devam etmektedir. Bu durum sav ve savunma arasındaki eşitsizliğin görsel açıdan tezahürüdür. Bu marangoz hatası düzeltilmelidir.
24. Avukatlar mesleki görevlerini yasal olarak icrası ile ilintili eylemler ve ifade özgürlüğü hakkının yasal olarak kullanılması nedeniyle sürekli olarak hukuka aykırı eylem ve işlemlere muhatap kalmaktadırlar. Politik olaylarla suçlanan veya politik suçlardan mahkûm olan, ya da insan hakları uygulamalarını eleştiren kişileri temsil eden avukatların, yürüttükleri bu görevlerinden dolayı sürekli ve tekrar eden ceza soruşturmasına maruz kaldığı gözlenmektedir. Polis, jandarma ve Cumhuriyet savcılarının, avukatları müvekkilleriyle özdeşleştirmekten vazgeçmesi sağlanmalı ve avukatların mesleki faaliyetlerini tehdit, engelleme, taciz veya soruşturma olmaksızın uluslararası standartlar paralelinde icra etmesinin sağlanması gerekmektedir.
25. Avukatların disiplin suçları ile ilgili Türkiye Barolar Birliği tarafından alınan kararların tümünün Adalet Bakanlığı’na sunulması gerekliliği bulunmaktadır. Yürütme organının, yargının bir parçası olan savunma üzerindeki bu amir durumuna son verilmelidir. Ayrıca, Avukatlık Kanununun 58. ve 59. maddesi, avukat aleyhine, mesleki görevini icra ederken işledikleri suçlar nedeniyle yürütülecek bir cezai takibat için Cumhuriyet savcısı Adalet Bakanlığından izin almak ve ceza davası açmak üzere iddianame hazırlamak için Adalet Bakanlığı Müsteşarının muvafakatini almak zorundadır. Adalet Bakanlığının bu yetkisini keyfi ve ayrımcı kullandığı anlaşılmaktadır. Avukat yargılaması üzerindeki bakanlık etkisini kaldıracak yeni formüller geliştirilmelidir.
26. Adalet sisteminin ciddi mali yetersizlikleri bulunmaktadır. Bütçe içerisinde yargının idaresi için tahsis edilen bütçede önemli oranda artış yapılmadıkça; yargının yetersiz bina, teçhizat ile yetersiz ve zayıf eğitimli idari personel sorunları çözülecek gibi görünmemektedir. Yargının idaresine tahsis edilen bütçede önemli oranda artış yapılmalıdır. Bunun yanında bu bütçenin doğru kullanılması şarttır. Bakanlık kısıtlı bu bütçenin büyük bir kısmı ile hapishane yapma alışkanlığını terk etmelidir.
27. Türkiye’de hâkim ve savcı sayısında, özellikle temel yasaların değiştirilmesi üzerine ciddi bir azalma olmuştur. Bu durum yargılama faaliyetini şekli olarak yapmayı dahi tehdit edecek boyuttadır. Sayının artırılması yolunda herhangi bir girişim bulunmamaktadır. Böyle bir girişimde bulunma yerine, hukuk mahkemelerindeki yargısal uyuşmazlıkların sayısını azaltarak ve yargı dışı uyuşmazlık çözüm yolları getirilerek çözüm aranmaktadır. Getirilen bu çözüm oldukça tehlikelidir. Keza yargı erkinin, kısmi ve yetersiz, saatle ölçülen bir eğitim alan kişilere devredilmesi adil bir yargılanmayı imkânsız hale getirmektedir.
28. Yüksek mahkemelerin tüm kararları hukuk dergilerinde kâğıt ortamında yayınlanmamaktadır. Neticede birçok avukat, yüksek mahkemelerin ilgili kararlarına ulaşamamaktadır. Yüksek mahkeme kararlarının hukuk programcılarına satılmasının mali getirisinin hukukçuların bu kararlara ulaşabilmesine tahvil edilmesini anlayışla karşılamak mümkün değildir.
29. İstinaf Mahkemelerinin kurulması olumlu olmakla birlikte Yüksek yargıda kimi düzenlemelerin yapılması gerekmektedir. Öncelike daire sayısı azaltılmalı mevcut hantal yapı terk edilmelidir. Yine dairelerin suç türlerine göre dosyaya bakma uygulamasından vazgeçilerek gerçek bir işbölümüne göre dosyalar dağıtılmalıdır. Hâlihazırdaki durumun içtihat oluşmasını engellediği ve suç politikasını belirleme tekelini 25 yıl boyunca beş yüksek yargıcın kaderine terk ettiği unutulmamalıdır.
30. Davaların uzun sürmesi adil yargılanma önünde en önemli engel olmaya devam etmektedir. Yeni Ceza Muhakemesi Kanununda soruşturma safhasının ciddi ve etkili şekilde yapılması delillerin tamamının bu safhada toplanması, delilsiz dava açılmaması için alınan tüm yasal tedbirler kâğıt üzerinde kalmıştır. Etkili ve yeterli bir soruşturma yapmaksızın hazırlanan iddianamelerin ret edileceği düzenlemesine karşı, 2 yılı aşkın sürede ret edilen iddianamelerin istisna oluşu bu tedbirin etkisiz kaldığını göstermektedir. Hatta bazı tedbirler amacını aşan bir tarzda şüpheliler aleyhine kullanılmaktadır. Delil toplanmasını ve etkili bir soruşturma sürdürmesini sağlamak amacıyla yeni yasa soruşturmanın sürdürüleceği kesin zaman dilimini kaldırmıştır. C.savcıları getirilen bu hükmü istismar ederek tek bir işlem yapmaksızın tutuklu dosyalarda dahi yıllarca iddianame tazmin etmemektedirler. Yine iddianamenin mahkemece kabulüne kadar müdafiinin dosya inceleme hakkının kısıtlandığı düşünüldüğünde durumun vahameti artmaktadır.
31. Davaların uzun sürmesinin adil yargılamayı engellemesi yanında bu uzun yargılamaların tutuklu sürdürülmesi diğer bir sorundur. Her ne kadar tutukluluk süreleri için yeni Ceza Muhakemesi Kanununda kesin süreler kabul edilmiş ise de yasanın yürürlüğe girmesine günler kala tamamen politik Saiklerle politik tutukluklular açısından maddenin yürürlülük tarihi 1 Nisan 2008 tarihine ertelenmiştir. Bu durum haklarında bir mahkûmiyet hükmü bulunmayan dosyaları derdest ve hukuken hala masum kabul edilen onlarca kişinin on yılı aşan tutukluluk durumunda bulunmalarına neden olmaktadır.
32. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin ve diğer kişi hak ve özgürlüklerini düzenleyen sözleşmelerin kanun üstünde bir değere sahip bulunduğu yasal düzenlemeye kavuşmasına rağmen düzenleme yetersizdir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi tarafından adil yargılama hakkının ihlaline ilişkin kararların kişilere yeniden yargılama hakkı vermesinin tamamen politik nedenlerle belirli bir tarihten sonra yapılan başvurular için geçerli olması kabul edilemezdir. Olması gereken tarih dahil olmak üzere hiçbir kayıt koymaksızın adil yargılama hakkının ihlaline ilişkin AİHM tarafından verilen tüm kararların başvuru halinde yeniden yargılamaya konu olmasıdır.
33. Yukarıda açıklandığı üzere hala delil araştırmasına gerek duymaksızın davalar açılmakta, kovuşturma aşamasında delil toplandığı için ise davalar uzamaktadır. Buna kamu görevlerinin adliyeye karşı olan görevlerini yerine getirmekten sıklıkla imtina etmesi sürekli hâkim değişimi eklendiğinde davalar yıllarca sürmektedir. Bir davanın baştan sona tümünün aynı mahkeme heyeti tarafından görülmesine ilişkin örnekler istisna olarak kalmaya devam etmektedir.
34. Açık mevzuat hükümlerinin, mahkemelerin ancak özel ve teknik bilgi gerektiren konularda bilirkişiye müracaat etme imkânı vermesine rağmen, mahkemelerce ne özel ne de teknik bilgi gerektiren konularda dahi bilirkişilerin görüşüne başvurulmaktadır. Hatta bilirkişi raporları sıklıkla mahkeme hükmü haline gelmektedirler. Bunun önlenmesi için acil tedbirler almak gerekmektedir.
35. Adil bir yargılama için bağımsız bir adli tıp zorunludur. Adli tıp tarafından hazırlanan raporların hüküm üzerindeki etkisi düşünüldüğünde kurum öncelikle Adalet Bakanlığına bağlı olmaktan çıkarılmalıdır. Kurum özerk hale getirilerek bir üniversiteye bağlanmalı, sağlık alanındaki faaliyeti ise kurumun ilgi sahasından çıkarılarak genel sağlık sistemi içerisine alınmalıdır.
36. Kolluk tarafından icra edilen işkence iddiaların saptanmasında kilit öneme sahip adli tıp hekimlerin muayene odalarının; adliye binaları içerisinde bulunması uygulamasına tamamen son verilmelidir. Keza mevcut durumda hekimin, sürekli savcının gönderdiği sanıkları muayene etmesi, bu kişiler hakkında suçlu oldukları yönünde düşünce geliştirmesine yol açmakta öbür yandan, aynı binayı paylaştığı savcının etkisi altında kalmasına neden olmaktadır. Yine hekimler üzerinde savcı ve kolluk etkisini minimalize etmek için muayene işini adli tıp hekiminden alıp genel sağlık sisteminin bir parçası haline getirmekte fayda bulunmaktadır. 05.09.2007 |
|