Kitap Fuarı’nda ‘özgürlük’ kampanyası: Yayıncı Mehmet Ali Varış tutuklandı
[Sesonline] İSTANBUL- Belge Yayınları teknik sorumlusu, Tohum Yayınları’nın eski yöneticisi Mehmet Ali Varış yayınladığı bir yazı nedeniyle aldığı mahkumiyetten ötürü Metris Cezaevi’ne konuldu. Gıyabında verilen 20 bin YTL tutarındaki para cezası tebligatı eski adresine yapılan Varış, Yargıtay’a itiraz hakkını da zamanında müdahale edememesinden ötürü kullanamayınca cezası kesinleşti. TÜYAP İstanbul Kitap Fuarı’nda yazar ve yayıncılar “Varış’a Özgürlük” imza kampanyası başlattı...
Davaya ve mahkumiyete konu olan yazı hakkında dönemim DGM’lerince 2 kez ‘beraat’ kararı verilmesine karşın; Yargıtay’ın mahkumiyette ısrar etmesi üzerine ceza kesinleşmişti.
Mehmet Ali Varış, gıyabında devam eden davanın mahkumiyetle sonuçlandığını rastlantısal olarak, polisin yaptığı “kimlik kontrolünde” anladı.Davasının ağır para cezası ile sonuçlandığını, para cezasının ödenmemesi üzerine de hapis cezasına çevrildiğini tesadüfen öğrenen Varış; 28 Ekim’de apar topar tutuklanarak Metris Cezaevi’ne konuldu.
TÜYAP’TA İMZA KAMPANYASI
Olayla ilgili olarak 27.cisi gerçekleştirilen İstanbul TÜYAP Kitap Fuarı’nda da bir imza kampanyası başlatıldı.
Mehmet Ali Varış’a Özgürlük” başlığı ile başlatılan imza kampanyası metninde şöyle denildi:
“AKP Hükümeti’min Terörle Mücadele Yasası (TMY)’de yaptığı ve basına ağır para cezaları getiren düzenlemeye eski Cumhurbaşkanı A. Necdet Sezer tarafından itiraz edildiği ve bozulması istemiyle Anayasa Mahkemesi’ne başvurulduğu halde, bazı konularda çok hızlı karar verebilen Anayasa Mahkemesi bu konuda yıllardır bir karara varmadı. Bu haksız uygulamanın ilk “kurbanı” da yayıncı Mehmet Ali Varış olmuştur. Bu durumu protesto ediyor ve M. Ali Varış’ın yüz yüze kaldığı bu haksızlığın bir an önce giderilerek serbest bırakılmasını ve bu haksız kararın bozulması için Yargıtay’a başvuru hakkının kullanımına olanak tanınmasını yazar ve yayıncılar olarak talep ediyoruz...”
Metne imza atmak isteyenlerin, “Mehmet Ali Varış’a Özgürlük” yazarak, ad / soyadı ve meslek bilgileri ile birlikte belgeyayinevi@hotmail.com adresine bir ileti göndermeleri istendi.
SORUMLULARIN HAREKETE GEÇMESİ İÇİN KAÇ KİŞİNİN DAHA ÖLMESİ GEREKİYOR ?
İstanbul, Diyarbakır, Adana , Mersin, Urfa, Mardin, Hakkari, Şırnak, Van ,Ağrı ve bir çok ilimizde, son bir hafta içerisinde Abdullah Öcalan'ın avukatlarının müvekkillerine işkence,kötü muamele ve ölüm tehdidi yapıldığı açıklamasının ardından tepki olarak gelişen gösteriler sırasında bir yurttaşımız hayatını kaybederken, onlarca kişi yaralanmıştır. Yüzlerce gözaltı işleminin yapıldığı toplumsal olaylarda, çok sayıda araç kullanılamaz hale gelmiş, işyerleri açılamamış, okullarda eğitim yapılamamış bölge adeta savaş alanına dönmüştür.
Daha önceki basın açıklamamızda, endişesini taşıdığımızı kamuoyu ile paylaştığımız , Kürt sorununu çözümsüz bırakarak, Türkiye'yi bir iç savaşa sürükleyebilecek gelişmelere, birlikte yaşama koşullarımızı tehdit eden öfke ve linç psikolojisinin yarattığı olaylara yönelik ne yazık ki hiçbir ciddi adım atılmamıştır. Yaşananları güvenlik güçleri marifeti ile bastırma yolu denenmiştir. Bu yolun bu güne kadar sorunlarımızı çözmediğini daha önce de ifade etmiştik. Yaşananları basit bir asayiş meselesi olarak görmekten bir an önce vazgeçilmelidir. AKP hükümetinin , olayların daha fazla tırmanmasını engellemesini, Adalet Bakanının ve yetkililerin kamuoyunu tatmin edecek bir açıklama yapmalarını bekliyoruz.
Toplumsal barışı tehdit edecek yeni gelişmelerin ortaya çıkmasına fırsat verilmeden harekete geçilmelidir. Türkiye'de barış ortamının tesis edilebilmesine yönelik açılımları gerçekleştirmek için yarın geç olabilir. Bunun önüne geçmek için toplumun tüm kesimlerinin üzerine düşeni yapması gerekmektedir. Herkesi Kürt sorununun demokratik ve barışcıl çözüm yolunu açan adımları atmaya çağırıyoruz..
Barış Meclisi olarak 23 Ekim 2008 günü olayların yoğun yaşandığı bölgede inceleme ve görüşmeler yapmak üzere bir heyet göndereceğiz. İzlenim ve beklentilerimizi yetkililere iletebilmek için girişimlerde bulunacak ve kamuoyu ile paylaşacağız.
Bu sonuçları paylaşmak için Türkiye Barış Meclisi, insan hakları örgütleri ve demokratik kitle örgütleri temsilcileri olarak Cumhurbaşkanı, Meclis Başkanı ve Başbakandan randevu istedik. Siz basın mensupları aracılığıyla da randevu talebimizi bir kez daha dile getiriyoruz.
Mehmet Tursun tarafından; 27.10.2008 saat 09:40'da İzmir 6.Ağır Ceza Mahkemesi salonunda yapılacak duruşmaya izleyici ve gözlemci olarak katılım çağrısı yapılmıştır.
ODTÜ Mezunları Derneği Enerji Komisyonu tarafından 25 Ekim 2008 Cumartesi, saat 13.30'da "Yenilenebilir Enerji Tarifelerinin Desteklenmesi" konulu bir söyleşi düzenlenecektir.
Kürt sorununun barışçı çözümüne yönelik hiçbir ciddi adımın atılmamasının bedelin çocuklarımızın hayatıyla ödemeye devam ediyoruz. Gün geçmiyor ki çatışma ve ölüm haberleri alınmasın.
Sorunların çözümünde, hukuk devletine yönelik köklü anayasal değişiklikler yapmak bir yana mevcut yasaları bile, keyfi biçimde özgürlükleri yok ederek uygulama alışkanlıkları gittikçe yaygınlaşıyor.
Cezaevlerinde işkence ve kötü muamele iddialarının münferit vakalar olarak tanımlanmasının hiçbir inandırıcılığının söz konusu olamayacağı bir durumla karşı karşıyayız. Türkiye'nin toplumsal barışa olan ihtiyacının en can yakıcı biçimde kendisini hissettirdiği bir dönemde, Abdullah Öcalan'ın avukatları tek kişilik İmralı cezaevinde müvekillerinin işkence ve kötü muameleye maruz kaldığını açıklamışlardır.Bu uygulamalar endişe verici gelişmeleri beraberinde getirmektedir. Toplumsal infial ve derin kırılmalara neden olabilecek bu sürecin, telafisi imkansız yaralar açacağı çok açıkça görülmektedir. Daha önce yaşadığımız benzer uygulamaların ortaya çıkarttığı gerilimleri aşan bir tehlike ile karşı karşıya olduğumuzu bir kez daha ifade ediyoruz. Hükümeti ve parlamentoyu sorumlu davranmaya çağırıyoruz. Türkiye'nin iç barışı açısından geri dönüşü olmayan bir kamplaşma ve zihinsel kopuşu tetikleyecek davranışların, neye hizmet edeceğini ve hepimiz için ne kadar ağır sonuçlar doğuracağını biliyoruz.
Toplumsal barış beklentilerine cevap verecek adımlar atmak yerine, çatışmayı toplumsallaştıracak provokasyonlara fırsat verilmesi yangına körükle gidilmesidir.
Türkiye'yi bir iç savaşa sürükleyebilecek gelişmelere ortam oluşturmamak için herkesi sağduyulu davranmaya çağırıyoruz. Birlikte yaşama koşullarımızı tehdit eden öfke ve linç psikolojisine karşı ortak insani değerlerimize sahip çıkmalıyız.Çünkü biliyoruz ki bu yöntemlerle hiçbir sorunumuzu çözemeyiz aksine Barış çağrılarını el birliği ile yükseltmeliyiz. Akan kanı durdurmak için sorunların barışçı yollarla çözümüne yönelik açılımları daha fazla geç olmadan konuşmalıyız.
Siyasi iktidarı ,sorumluları açığa çıkararak cezalandırmaya ve kamuoyunu tatmin edecek bir açıklama yapmaya davet ediyoruz.
EMPERYALİST SAVAŞA MİLLİYETÇİLİĞE VE SÖMÜRÜYE KARŞI ÖZGÜR ANADOLU VE HALKLARIN KARDEŞLİĞİ İÇİN DÜZENLEDİĞİMİZ ANADOLU KÜLTÜR VE ARAŞTIRMA DERNEĞİ 1.OLAĞANÜSTÜ GENEL KURULU’NA KATILIMINIZI BEKLERİZ.
Bölgemizde sürdürülen Emperyalist Savaş ve emeğe yöneltilen saldırılar, yükseltilen milliyetçilik dalgası ile gölgelenmeye çalışılıyor. Kan gölü içinde boğulmaya çalışılan geleceğimizdir! Özgür bir Anadolu ancak Halkların Kardeşliğini örgütleyebildiğimiz ölçüde hayat bulacaktır topraklarımızda. Aramıza düşmanlık tohumları ekenler, bu korku ve karışıklık ortamında kirli oyunlarını daha rahat sahnelemekte ve gizlemektedirler. Sömürüye ve adaletsizliğe karşı direnen, Türk İslam çerçevesine sokamadıkları her unsur düşman ilan edilerek Anadolu’da emek ve özgürlük hareketi sindirilmeye çalışılıyor. 2003 yılında bu asimilasyon ve katliamlara dur demek, Anadolu Halklarını tarihi ve kimliğiyle barıştırmak amacıyla emekten yana bir gelecek kurmak adına kurulan derneğimizin 1.Olağanüstü Genel Kuruluna katılımınızı bekliyoruz.
ODTÜ Mezunları Derneği Enerji Komisyonu tarafından 11 Ekim 2008 Cumartesi, saat 13.30'da "İklim Değişikliği, Kyoto ve Karbon Ticareti" konulu bir panel düzenlenecektir.
İklimler ve dünyamız değişiyor. Doğal ve ekolojik felaketler hızla artıyor. Enerji savaşlarının yerini, artık ekolojik göçler, su ve yiyecek savaşları alacaktır. Bu panelde, yaşadığımız iklim değişikliğinin nedenleri, sonuçları ve çözüm önerileri masaya yatırılacak; Kyoto Protokolu ve Karbon Ticareti’nin sürece etkileri tartışılacaktır.
Ankara Düşünceye Özgürlük Girişimi mailini paylaşıyoruz;
Bilindiği üzere, 301. Maddede yapılan değişiklik uyarınca, bu maddeye dayanarak dava açılması ve açılan davaların sürdürülmesi, Adalet Bakanlığının iznine bağlanmıştır.
Adalet bakanı Mehmet Ali Şahin 15 Eylül 2008 tarihinde, Hrant Dink’in katledilişi üzerine Ankara’da düzenlenen toplantıda yaptığı konuşmada, “Tarihimizde bir soykırım vardır. Adı Ermeni Soykırımıdır. Hrant bu gerçeği hepimize kanı canı pahasına anlattı. Suç işliyorum, herkesi suç işlemeye çağırıyorum. Bu katil devlet karşısında suç işlemeyenler Hrant Dink cinayetine ortak olanlardır. Dün Ermenileri katledenler bugün Kürt kardeşlerimize de saldırmaktadırlar. Halkların kardeşliğini isteyenler bu tarihle hesaplaşmak zorundayız” ifadelerini kullanan yazar Temel Demirer’ e açılan davanın sürdürülmesine izin verdi.
Bizler, Temel Demirer’ in ve 301.’den yargılanan diğerlerinin Adalet Bakanlığının “şefaati”ne ihtiyacı olmadığının bilincindeyiz. Bu nedenle Bakan’a “neden izin verdin?” diye soracak değiliz.
Ancak bu “iznin” başka bir şeyi Türkiye’nin Kronikleşmiş “demokratikleşememe” sorunlarını çözmeyi değil, halı altına süpürmeyi yeğleyen AKP “demokrasisi”nin içyüzünü teşhir ettiği kanısındayız. AB çevreler ve batı dünyasında tepki çekecek, gürültü koparacak isimlerin yargılanmasının önünü kesen ancak medyatik olmaktan uzak durmayı seçmiş. Arkasında holding medyalarının hiç birinin desteği olmayan kişilerin “suçlu”luğuna peşinen hüküm veren bir “derin devlet” yardakçılığı.. Yargıya “şuna dokunmayın, şuna dokunabilirsiniz” diye yol gösteren bir yürütme anlayışı… 301 sanıklarını “1. sınıf” ve “2.sınıf” olarak tasnif eden bir “devletlu” ulufeciliği…
Bu nedenledir ki biz, aşağıda imzası bulunanlar, bu ülkenin gerçek anlamda “demokratikleşme”sinin yasa maddeleri üzerinde “makyaj” nitelikli tadilatlarla değil 301 ve TCK ve diğer yasalardaki düşünce, ifade ve örgütlenme önünde engel teşkil eden tüm yasaların ve maddelerin toptan kaldırılmasıyla açılacağına inancımızı bir kere daha ifade ediyor, Temel Demirer şahsında tüm “Düşünce suçluları” ile dayanışmamızı dile getiriyoruz.
9.YILINDA ULUCANLAR KATLİAMI VE MERKEZ KAPALI’NIN YEDİVEREN GÜLLERİ 25 Eylül’ü 26 Eylül’e bağlayan gecenin sonunda sabaha doğru gelmişlerdi… Koğuşun tavanındaki mazgallardan, gözetleme kulelerinden gaz bombalarıyla, mermilerle saldırıyorlardı. Bir yandan da; Habiiip!... İsmeeet!... Cemaaaal!... Sadıııık!... Enveeer!... nidalarıyla alacakaranlığın sessizliğini yırtarak öldürecekleri insanların ismini okuyorlardı!.. Devletin elinde, dört duvar arasındaki devrimci sosyalist tutsaklara karşı planlı, programlı, tasarlanarak hazırlanan bu devlet katliamını; sabahın erken saatlerinden, hatta operasyonun başladığı alacakaranlıktan itibaren televizyon kanalları; “Ankara Ulucanlar Cezaevinde İsyan” !... diye duyuruyorlardı!... Oysa “İSYAN” dedikleri şey 19 Eylül’de başlamış 25 Eylül’de “anlaşma” ile sonuçlanmıştı. Yıllardır 20-30 kişi kapasiteli; “devletin at ahırından bozma” koğuşlarda balık istifi 80-90-100 kişi kalan devrimci siyasi tutsaklar; “nefes alamıyoruz, bize bir koğuş daha açın” diye cezaevi idaresine, Adalet Bakanlığı’na dilekçe üstüne dilekçe vermişlerdi. Her seferinde de; “tamam bu sefer çözeceğiz, Adalet Bakanlığı’ndan onay bekliyoruz…” diye oyalanmışlardı. En son sayı 120’ye çıktığında artık tahammül sınırları çoktan aşılmıştı ve hala olumlu bir gelişme yoktu. Onlar da bir gün havalandırmanın duvarında eskiden açık olup sonradan tuğla ile örülen kapıyı yeniden açarak yan tarafta 15-20 adli tutuklunun bulunduğu 7. koğuşa geçerek “nefes alabilecekleri bir ikinci koğuş” sorununu yine cezaevi içinde fiilen çözmüşlerdi. Cezaevi idaresinden de bu durumu onaylamalarını ve yeni geçtikleri koğuşun boya ve badanasını yapmak üzere kireç-fırça ve boya istiyorlardı. “İsyan” dedikleri buydu!.. Tıpkı Yılmaz Güney’in ünlü “Duvar” filmine konu olan “Sübyan koğuşundaki isyan” gibi idi. Onlar da kışın zemheri soğuğunda sobasızlıktan, kırık camlar nedeniyle kar, yağmur ve rüzgarda titremekten ve kişi başına günde verilen bir ekmekle doymadıklarından “soba, pencere camı ve iki ekmek” talebiyle “isyan” etmişlerdi. Bu kez bir hafta boyunca avukat ve aile görüşünün yasaklandığı, her an bir saldırı olur korkusuyla ailelerin ve demokratik kitle örgütü temsilcilerinin cezaevi karşısındaki parkta sabahladığı “gerginlik” 25 Eylül 1999 Cumartesi günü “anlaşma” ile sonuçlanmıştı. Koğuş temsilcileriyle cezaevi savsısı ve yönetimi arasında tutsakların vekili üç avukatın tanıklığında anlaşma yapılmış, koğuşlarını boyamaları için kireç, boya, fırça v.b. badana-boya malzemesi de verilmişti. …Ve o gün Cumartesi olmasına rağmen Eski İHD Genel Başkanı, FİDEF Genel Başkan Yardımcısı Akın BİRDAL tahliye edilmişti. O gün bu tahliyeye kimse bir anlam verememişti. Hatta bunu da devletin bir “iyi niyet jesti” gibi algılayanlar bile olmuştu. O gecenin sabahında kanlı saldırı başladığında işin rengi açığa çıkacaktı… Çok sevdiklerinden değil ama bir süre önce İHD Genel Merkezindeki bir suikastte kıl payı ölümden dönen Akın BİRDAL’a bu kez devletin güvencesi altındaki bir cezaevinde halel gelirse bunu dünya kamuoyuna anlatmakta zorlanacaklardı. İçeri saldıkları “ekibin” Akın BİRDALl’ı sağ bırakabileceklerine de güvenemedikleri için olsa gerek, cumartesi günü de olsa apar topar tahliye etmişlerdi. İlk saldırıda kurşunla yaralanan Ümit Altıntaş, Abuzer Çat ve henüz 17’sinde cezaevine düşen Zafer Kırbıyık katledilmişti. Habip Gül ise ağır yaralanmıştı. Kalanlar gaz bombaları ve makineli tüfek tarakaları arasında yan taraftaki 4.koğuşa geçmişlerdi. Ranzalar-yataklar-yastıklar siper; içi su dolu leğenler ve ıslak havlular-çarşaflar gaz bombalarına karşı savunma araçlarıydı. Uzaktan avlayamadıkları tutsakları dışarı çıkarmak için itfaiye araçlarını yardıma çağırmışlardı. Melih Gökçek’in Büyükşehir Belediyesi’nden gönderilen itfaiye araçlarından 4. Koğuşa, havalandırmaya insan boyuna kadar köpük sıkılmıştı. Yangın söndürmede kullanılan köpük bu olayda insan boğmakta, yine yangın söndürmede kullanılan uzun demir kancalar insan avlamakta kullanılmıştı. Saatler süren tüfekli, gaz bombalı, köpüklü, kancalı saldırıyla direnç kırıldıktan sonra havalandırmaya dalan robocoplar yaralı ve bitkin tutsakları cam kırıkları üzerinden ayaklarından tutup kafa üstü sürükleyerek 500m ötedeki hamama götürmüşler, kullanılan zehirli gazlar saptanmasın diye üzerlerindeki tüm giysiler çıkarılıp çırılçıplak üst üste hamama yığılmışlar, sonra da kalaslarla öldüresiye dövülmüşlerdi. Bununla da yetinmemişler, kimisine özel işkenceler uygulamışlardı… Kalas darbeleriyle bütün vücudu, göğsü, omuzları, boynu, kafatası mosmor ve paramparça hale gelen İsmet Kavaklıoğlu’nu ayrıca hızar atölyesine götürüp belini 15 cm uzunluğunda 2 parmak derinliğinde hızarla kesmişler, hayalarını, cinsel organını, bacaklarını kasatura darbeleriyle parçalamışlardı. En son çenesinin altından sıktıkları, kafatasında sol kulağının arkasında kalan kurşun çekirdeğini kasaturayla kanırtarak çıkarmışlardı. Cemal Çakmak’ın bacaklarını delip geçen uzun namlulu kurşun yaralarına kalın demir mıhlar çakmışlar, göğsüne sıktıkları kurşunla “öldü” deyip; “leşini ordan alsınlar” diyerek Çankırı’ya gönderdikleri ring arabasının içine atmışlardı. Sabahın ilk saatlerinde vurulan Habip Gül, kanı çekilinceye kadar hastaneye gönderilmemiş, öğleye doğru hastaneye götürülürken öldürülmüştü. Yüzü-gözü kasatura darbeleriyle paramparça edilmişti!.. Halil Türker’in karnı itfaiye kancası ile yarılmıştı. …………………………… 9. yılında hala bu vahşeti anlatmaya kelimeler yetmiyor… Onlar; bacı, kardeş, eş ve çocuktular… Sömürü ve zorbalığın olmadığı sosyalist bir ülke ve dünya düşü -düşüncesi ile yola çıkmışlardı. Bir işçi mitinginde bildiri dağıtırken, bir memur mitinginde pankart taşırken izlenmiş, evlerine, işyerlerine yapılan baskınlardan götürülüp, işkenceli polis sorgularında alınan ifadelerle 15-20 yıla mahkum edilmişlerdi… Her şey baş-göz üstüne ama cezaevinde de olsa insan her zaman insandı. Balık istifi tıkıldıkları koğuşlarda fareler gibi havasızlıktan ölmek yerine nefes alabilecekleri bir koğuş istemişlerdi ve istemekle kalmayıp yan taraflarında bomboş duran olanağı fiilen kullanmışlardı. Bu son derece masum ve insani talepleri karşılandığında da kimsenin burnu kanamadan 1 hafta süren direnişlerine son vermişlerdi. Ama onlara “terörist” diyen devlet, onlarla yaptığı anlaşmayı demokratik kamuoyunu, ailelerini, avukatlarını kandırmak için iki yüzlü bir manevra olarak kullanmış, 24 saat bile beklemeden sabaha doğru içeriye saldığı ölüm mangalarıyla canlarını almaya gitmişti. Her türlü puşt işi zulme hazırlıklı olan onlar galiba bu kadarını da bu devletten bile beklememişlerdi. Yine de dört duvar arasında bütün güçleri ile direnmişlerdi. Katliamdan hemen sonra Kızılay Meydanı’ndaki protesto eyleminde Merkez Kapalı’nın yediveren gülleri ile çekilmiş fotoğrafı ile o her zamanki ağlarken gülümsermiş gibi, gülerken ağlarmış gibi duran hali ile, capcanlı, insanın gözünün içine bakan Abuzer Çat’ın görüntüsü yürekleri dağlıyordu. 9 yıl sonra da onlar anmalarda, etkinliklerde koro halinde söyledikleri şarkıdaki gibiydiler. “…dimdikti başları yiğit yoldaşların kızıl güller- karanfiller içinde…” Onlar bugün de taptaze anılarımızda Merkez Kapalı’nın yediveren gülleri idi. 9 yıl sonra 10 kişiyi katleden, 100’e yakınını yaralayan katiller hala aramızda… kimseye bir ceza verilmiş değil… O günkü ölüm mangasının başında tanıdık bir isim; yıllar sonra Hrant Dink cinayetinde adı ön plana çıkan Trabzon İl Jandarma Alay Komutanı Albay Ali Öz!.. Devletin muhalif tutsaklara saldırısı Ulucanlar’la sınırlı kalmadı. O bir provaydı. 1 yıl sonra 19 Aralık 2000’de 32 kişinin katledildiği, yüzlercesinin yaralandığı, büyük cezaevi saldırısının adını da “Hayata Dönüş” operasyonu koymuşlardı utanmazca… Onun da hesabını soran olmadı… Bugünlerde çokça;” demokratikleşme, Ergenekon, çetelerden hesap sorma” iddiaları havada uçuşuyor. Beri yanda devletin kirli yüzünü deşifre eden başta Temel Demirer gibi aydınlara peş peşe davalar açılmaya devam ediliyor. Bu konuda bir iç tutarlılıktan geçtik bir parça samimiyetten söz edilecekse Fırat’ın öte yakasındaki faili meçhullerin ve elbette cezaevindeki devrimcilere yönelik katliamların hesabı sorulmalıdır. Yoksa ozanın dediği gibi; “sabahın bir sahibi var Sorarlar bir gün sorarlar…” Özgür ve sisteme aykırı düşünmenin, bu düşünceler doğrultusunda mücadele etmenin suç olmadığı, aykırı düşünenlerin işkenceye, zulme uğramadığı, öldürülmediği; öldürenlerden, kılına dahi dokunanlardan hesap sorulduğu bir ülke yaratıncaya kadar hangimiz özgür, hangimiz güvencede olabiliriz ki?.. Devrimci tutsakları ruhen teslim almak için kanlı katliamlar pahasına açtıkları “5 yıldızlı otel konforundaki” F-tipi cezaevinde bugün darbeci emekli paşaların çok değil 1 ay gibi kısa bir sürede mesafe algısını kaybedip merdivenden yuvarlanarak boynunu kırması da tarihin bir ironisi olsa gerek. Ne demişler?.. “Keser döner sap döner. Bir gün dönüp sahibini de keser…” Kime niyet açılan F -tipi zindanlar açık kaldıkça daha kimleri konuk eder? Kim bilir?.. 22 Eylül 2008 ANKARA MAHMUT KONUK
24 Eylül 2008 tarihinde Akkuyu nükleer santralinin ihale süreci başlayacaktır. Konu ile ilgili olmak üzere derneğimizin de bileşeni bulunduğu Nükleer Karşıtı Platformca 24 Eylül 2008 tarihi saat 13:00’da Enerji Bakanlığı önde basın açıklaması yapılacaktır.
Çevrecinin daniskası olanlar, çevreyi, tüm canlı yaşamını yok edecek olan nükleer santral için düğmeye bastı. Hükümet Akkuyu'ya nükleer santral kurmak istiyor. Nükleer santral kurulum ihalesi 24 Eylül'de başlıyor.
Çevrecinin daniskası hükümet ve çevrecinin daniskası şirketler telaşla bu ihaleye hazırlanıyor.
Biz buna izin vermiyoruz.
Nükleer ihalenin derhal durdurulmasını istiyoruz.
Nükleer ihaleyi durdurun!
Nükleer lobilerin değil halkın sesine kulak verin.
Nükleer ihaleyi durdurun çünkü;
Her nükleer santral nükleer atık üretir. Nükleer atıkların ne yapılacağı konusunda bugün dünyada hiçbir geçerli çözüm önerisi bulunmamaktadı r. Bu atıklar ya gömülmekte, ya denize atılmakta, sonuç olarak büyük ve çözümsüz bir ekolojik problem ortaya çıkmaktadır.
Nükleer ihaleyi durdurun çünkü;
Nükleer santraller tehlikelidir. Çernobil faciasının anıları ve bu facianın ardından yaşanan acılar çok taze. Bu acılar ve nükleer korkusu yersiz ve kandırmaca değil. Bir nükleer santralde sızıntı oluşması demek, çok geniş bir bölgedeki tüm canlıların radyoaktif serpintiye maruz kalması, insanların ölmesi, ölümcül hastalıklara yakalanmaları , ekosistemlerin yok olması demektir.
Nükleer ihaleyi durdurun çünkü;
Nükleer santrallerin tarihi nükleer kazalar tarihidir.
Nükleer ihaleyi durdurun çünkü;
Nükleer santraller ekonomik olarak makul yatırımlar değildir. Bir nükleer santralin kurulumu 5 milyar dolara yakın bir yatırım gerektirmekte, inşaatın uzadığı bazı durumlarda maliyetin on milyarlarca dolara fırladığı da görülebilmektedir.
Nükleer ihaleyi durdurun çünkü;
Enerji ihtiyacını çözmek için sayısız alternatif mevcut. Yerel ve yenilenebilir enerji kaynakları ekonomik ve ekolojik açıdan dikkate alınmak zorundadır.
Nükleer ihaleyi durdurun çünkü;
Enerji verimliliği ve tasarrufu nükleer enerjinin en önemli alternatifidir.
Nükleer ihaleyi durdurun çünkü;
Nükleer enerji nükleer silah çılgınlığının temelidir.
Bizler nükleer ihaleye karşıyız.
Bizler nükleer lobilere karşıyız.
Bizler, bu ihaleye girecek şirketleri uyarıyoruz.
Nükleer ihaleye izin vermiyoruz.
Dünyada da Türkiye'de de yeni Çernobiller is-te-mi-yo- ruz!
Gençler, işçiler, işsizler, kadınlar, çocuklar, aydınlar, sanatçılar, köylüler, çiftçiler, emek ve meslek odaları, siyasi partiler, toplumun her kesimi, biz büyük çoğunluk, nükleer ihaleyi durdurmak için;
Çevrecinin daniskası olduğunu düşünen ama nükleer lobilerin adamı olanları uyarmak için 20 Eylül Cumartesi, saat 16-17.00 arasında makyajlı toplu bildiri dağıtımı saat 17.00'da Galatasaray Lisesi önünde basın açıklaması yapacağız.
Akkuyu'nun, Akdeniz'in, Türkiye'nin, dünyanın üzerine nükleer karanlık çökmesin diye,
SEVGİLİ DOSTLARIM Devletin polisi belgede sahtecilik yaparsa, Belgede sahtecilik yapan kalpazanlara diyecek bir lafımız olur mu?
Oğlumu öldüren polisin tahliyesine DAYANAK yapılan belgelerin en önemlisi sahte çıktı. Belgede sahtecilik yapan polis memurları 25.07.2008 günü saat 9,30 da İzmir - Karşıyaka adliyesi, 1.Ağır ceza Mahkemesinde yargılamalarına başlanacaktır.
'Baran Tursun'u öldüren polis, belgede sahtecilik yapan polis, benim ülkemin polisi olamaz', diyen tüm duyarlı insanlarımızı, sivil toplum kuruluşlarımızı, insan hakları savunucularımızı, parti ve dernek yöneticilerimizi, yazarlarımızı, akademisyenlerimizi, yazılı ve sözlü tüm medya kuruluşlarımızı 25. 07.2008 günü saat 9,30 da, İzmir- Karşıyaka adliyesi, 1.Ağır ceza mahkemesi duruşma salonuna 'izleyici' olarak katılmalarını, önemle rica ediyorum.
Dostlarım. Mahkemede yapacağım konuşma metnim ekte (ekleyemedik) sunulmuştur, lütfen indiriniz ve ulaşabildiğiniz her tarafa ulaştırmaya çalışınız. Sesimi duyurmam konusunda bana yardımcı olmanızı rica ediyorum.
Tutuklu Gazetecilerle Dayanışma Platformundan BASINA VE KAMUOYUNA
* 24 Temmuz “Türkiye’de Basında Sansürün Kaldırılışının 100. Yılı’nda” 20 Gazeteci ve Yazar Türkiye Cezaevlerinde Tutuklu Bulunuyor!.. * “Sansürün Kaldırılışının 100. Yılı’nda” Hayat TV Kapatıldı!.. * Sansüre Hayır!
24 Temmuz 1908... 24 Temmuz 2008... “Türkiye’de Basında Sansürün Kaldırılışının 100. Yılı’ndayız!” Tam bir asırlık zaman dilimi. Tam bir asırlık palavra, yalan... Çünkü bu topraklarda sansür hiçbir zaman kaldırılmadı, basın hiçbir zaman özgür olmadı. Sansürün kaldırıldığı söylemi tam bir aldatmacadır. Göstermeliktir. İçi boştur. Çünkü sansürcü zihniyet ve uygulamalar, gelenekselleşmiş devlet politikası olarak hep süregeldi. Basın özgürlüğünü, düşünce ve ifade özgürlüğünü, halkın haber alma hakkını, söz, eylem, örgütlenme özgürlüğünü savunan düzen muhalifi basın emekçileri her daim devlet baskısı altında tutuldu. Gazeteler kapatıldı, bombalandı. Gazeteciler, yazarlar tutuklandı, kurşunlandı, gözaltılarda kaybedildi. Bundandır ki basın emekçileri, sansürün kaldırıldığı iddialarını hep alaycı tebessümle karşıladı. Ve sansürün kaldırılması için mücadele ettiler/ediyorlar. “Türkiye’de Basında Sansürün Kaldırılışının 100. Yılı’nda”, 6’sı Atılım gazetesinden 4’ü Dicle Haber Ajansı’ndan, olmak üzere 20 gazeteci ve yazar tutukludur... “Türkiye’de Basında Sansürün Kaldırılışının 100. Yılı’nda”, Hayat TV kapatıldı... “Türkiye’de Basında Sansürün Kaldırılışının 100. Yılı’nda”, yayıncı Ragıp Zarakolu yayımladığı bir kitap nedeniyle mahkum edildi... Perihan Mağden ve onlarca aydın halen yargılanıyor... Basın özgürlüğünün asli engellerinden sansürcü Terörle Mücadeyle Yasası (TMY) yürülükte oldukça, 301 vb. maddeler yürürlükte oldukça, politik özgürlükler güvence altına alınmadıkça basın özgürlüğünden, halkın haber alma hakkından, söz, eylem ve örgütlenme özgürlüğünden söz edilemez. Sansürün kaldırıldığından söz edilemez. Sansüre Hayır! TMY, 301 İptal Edilsin! Tutuklu Gazetecilere Özgürlük!
EK 23 Temmuz 2008 tarihi itibariyle tutuklu bulunan 20 gazeteci ve yazarın isimlerini, görevlerini ve tutuklu bulundukları hapishaneleri; basının ve kamuoyunun, duyarlı kişi ve kurumların bilgisine sunuyoruz...
1- İbrahim Çiçek, Atılım Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni ve Gazeteci-Yazar, Tekirdağ 2 Nolu F Tipi Cezaevi 2- Sedat Şenoğlu, Atılım Gazetesi Genel Yayın Koordinatörü ve Gazeteci- yazar, Edirne 1 Nolu F Tipi Cezaevi 3- Füsun Erdoğan, Özgür Radyo Genel Yayın Koordinatörü, Gebze Özel Tip Cezaevi, Gebze/KOCAELİ 4- Hasan Coşar, Atılım Gazetesi Yazarı, Sincan F Tipi Cezaevi, ANKARA 5- Ziya Ulusoy, Atılım Gazetesi yazarı, Tekirdağ 1 Nolu F Tipi Cezaevi 6- Bayram Namaz, Atılım Gazetesi yazarı, Edirne 1 Nolu F Tipi Cezaevi 7- Hatice Duman, Atılım Gazetesi Sahibi ve Müdürü, Gebze Özel Tip Cezaevi, Gebze/KOCAELİ 8- Behdin Tunç, DİHA Şırnak muhabiri, Diyarbakır D Tipi Cezaevi 9- Faysal Tunç, DİHA Şırnak muhabiri, Diyarbakır D Tipi Cezaevi 10- Haydar Haykır, DİHA Şırnak muhabiri, Batman M Tipi Cezaevi 11- Ali Buluş, DİHA Mersin muhabiri, Mersin E Tipi Cezaevi 12- Mehmet Karaaslan, Gündem Gazetesi, Mersin Temsilciliği çalışanı, Mersin E Tipi Cezaevi 13- Mahmut Tutal, Gündem Gazetesi Urfa çalışanı, Urfa E Tipi Cezaevi 14- Erol Zavar, Odak Dergisi Sahibi ve Müdürü, Şair, Sincan F Tipi Cezaevi, ANKARA 15- Mustafa Gök, Ekmek ve Adalet Dergisi Ankara Temsilcisi, Sincan F Tipi Cezaevi, ANKARA 16- Barış Açıkel, İşçi Köylü Gazetesi Sahibi ve Yazıişleri Müdürü, Kandıra 1 Nolu F Tipi Cezaevi, KOCAELİ 17- Hüseyin Habip Taşkın, Güney Dergisi, Sosyalist Mezopotamya dergisi ve Çoban Ateşi gazetesi yazarı, Manisa Cezaevi 18- Mehmet Bakır, Güney Dergisi Eski Genel Yayın Yönetmeni, Bolu F Tipi Cezaevi 19- Erdal Güler, Devrimci Demokrasi Gazetesi Eski Yazıişleri Müdürü, Amasya E Tipi Cezaevi, İstanbul 20- Hacı Boğatekin, Gerger Fırat gazetesi sahibi, Kahta Cezaevi
Tutuklu Gazetecilerle Dayanışma Platformu (TGDP) 23 Temmuz 2008
Sevgili dostlarım. 25.11.2007 tarihinde, İzmir polisi tarafından, arkadan ve nişan alarak açılan ateş sonucu öldürülen Biricik oğlum Baran Tursun’un davasında, Emniyet içinde, nasıl olmuşsa olmuş, utanmazca kendilerine yer edinmiş organize suç örgünün bazı üyelerinin, sahte belge düzenlemekten ötürü, enselerinden tutup adaletin önüne çıkartma başarısını gösterdiğimiz malumunuzdur.
Evlatlarımızı öldüren, bu katillere karşı mücadelemiz, aşağıda belirttiğimiz bir oluşumla devam etmektedir. 1-Alt sekretaryası, 10 avukatımız tarafından yürütülecek BARAN TURSUN DAVASI İZLEME KOMİSYONU oluşturduk.
2-Baran Tursun Davası İzleme Komisyonunda, sizin gibi şerefli dostlarımın da bir ‘Üye’ olarak bulunmasını rica ediyorum. Komisyonumuza, üye olmak isteyen sevgili dostlarımın, ad, soyad ve unvanlarını belirtir bilgililerini, e-mail olarak tarafımıza bildirmeleri, bizi onurlandıracaktır.
3-İsteyen sevgili dostlarımın isimleri veya unvanları ile komisyonumuza destek verebilecekleri gibi, isteyen dostlarımın fiilen komisyonumuzda görev almaları da mümkündür.
4-Merkezi, 1870 sokak Baran Tursun Ap. No 42/1 Karşıyaka-İzmir’de bulunan, Baran Tursun Davası İzleme Komisyonunun tüm çalışmaları, şu anda tasarım aşamasında olan, barantursun.com sitesinde yayınlanacaktır. Ayrıca davamızla ilgili tüm gelişmeleri yayınlamadan önce, komisyonumuzun değerli üyelerinin bilgisine sunulacaktır. İlgi ve desteğinizi rica eder, saygılarımı sunarım.
Mehmet Tursun (İzmir’de, polis tarafından öldürülen, Baran Tursun’un babası) Adres: 1870 sokak Baran Tursun Ap. No 42/1 Karşıyaka/İzmir e-mail: tursan1@gmail.com
Not: 30.06.2008 tarihinde saat 14,30 da, İzmir- Karşıyaka adliyesinde davamızın duruşması vardır, bizi yalnız bırakmamanızı rica ederim.
(25.11.2007 tarihinde İzmir polisinin nişan alarak ve arkadan, açtığı ateş sonucu öldürülen, 20 yaşındaki sevgili Baran Tursun'un babasıyım)
Sevgili dostlarım.
Evrensel hukuk, insan onuru için atıfta bulunurken: "İnsan şeref ve haysiyeti dokunulmazdır" diyor. Yani, bir hakimin, bir polisin veya bir profesörün şerefi dokunulmazdır demiyor, her ferdin şeref ve haysiyeti eşit bir biçimde dokunulmazdır, deniyor.
Bizler bunu dile getirdik diye ben, eşim ve kızım hakkında, 301'den dava açıldı, bizimle yetinmeyen savcı, bana ve aileme destek veren STK temsilcilerinin de hakkında dava açtı.
Bu 301 lik davamızın ilk duruşması, 13 haziran 2008 tarihinde, saat 10,30 da İzmir / Karşıyaka adliyesinde görülecektir.
Polis, biricik evladımızı öldürdü, biricik evladımızı öldüren polis 1 ay gibi kısa bir sürede jet hızı ile serbest bırakıldı.
Evrensel hukukun çook uzağında kalan bu uygulamayı, Ülkemin bu hukuksuzluğunu dile getiren, SİVİL TOPLUM KURULUŞLARI, duruşma günü saat 10,00 da, İzmir / karşıyaka adliyesi önünde, bana ve aileme destek niteliğinde ortak basın açıklamsı yapacaklardır.
İzmir'in dışında kalan dostlarımın beni gözetlemelerini...
İzmir'da kalan dostlarımın, 13 haziran 2008 Cuma günü, saat 10.00 da izmir Karşıyaka adliyesinde, beni yanlız bırakmamalarını, beni ve ailemi desteklemelerini rica ediyorum.
İnsan haklarına duyarlı, Ülkesini seven tüm dostlarımı, 13.06.2008 Cuma günü, saat 10,00 da, İzmir / Karşıyaka adliyesi, duruşma salonuna davet ediyorum.
Sendikasız, sigortasız, kölelik koşullarında işçi çalıştırmak isteyen, sendikal örgütlenmeyi engellemek için her türlü çetevari mafya ilişkisini kullanan, sendikalaşan işçileri kapı dışarı eden, taşımacılık sektöründeki patronlar istedi, polis (savcı talimatıyla özle bir birimle) takibe aldı, bir gece yarısı operasyonuyla TÜMTİS yöneticileri evlerinden alındı.
200 günlük tutukluluktan sonra 6 Haziran 2008 Cuma günü mahkemeye çıkarılacaklar.
Ø İşçileri sendikaya üye yapmaya çalışmak “ÇETECİLİK”(!)
Ø Patronların tetikçilerine direnmek “SUÇ”(!)
Ø Sendikanın üye sayısını artırmaya çalışmak “HAKSIZ KAZANÇ SAĞLAMAK”(!)
Ø Sendika yönetimi “TERÖR ÖRGÜTÜ” (!)
Yargılama 6 Haziran 2008 Cuma günü saat 10:00’ da 11. Ağır Ceza Mahkemesinde (Eski DGM 1’de)
Bütün Emekçileri, Ezilenleri, Aydınları, “İnsanım” deyen herkesi duruşmayı izlemeye, TÜMTİS Yöneticilerine demokratik destek sunmaya çağırıyoruz.
Ankara Barış Girişimi mesajını bilginise sunuyoruz;
Bu ülkenin demokrasiden, barıştan, eşitlikten yana insanları olarak kardeşçe bir yaşamı savunmak için 1 Haziran'da Kadıköy'de olacağız. Türkiye'nin demokratikleşmesi için; bu ülkenin sesi dinlenmeyen çoğunluğu içinde olan, barış içinde yaşamak isteyen, sesi duyulmayan yüzü hatırlanmayan insanlar; erkeğin bir adım gerisinde durması istenen, inançlarını ifade ettiği için üniversiteye giremeyen kadınlar; emekli maaşına ancak ölürken layık görülen emekçiler; doğru söyledikleri ve haksızlıklara karşı çıktıkları için yargılanan aydınlar; ırkı, dini, mezhebi, cinsel yönelimi nedeniyle ayrımcılığa uğrayanlar; insanların acı çekmesini değil insanca yaşamasını isteyen bireyler olarak "Yeter! Kürt Sorununda Demokratik Çözüm İstiyoruz!" mitingine katılacağımızı duyurmak için 29 Mayıs Perşembe saat 18.00'de Ankara'da Yüksel Caddesi'nde basın açıklaması yapılacaktır. Kürt sorununda demokratik çözüm isteyen herkesi aramıza katılmaya çağırıyoruz. TBM Ankara Barış Girişimi
28 mayıs perşembe Ankara Yüksel Caddesi saat 18.00
TÜRKİYE BARIŞ MECLİSİ Ankara Barış Girişimi 15.05.2007
Türkiye Barış Meclisi Ankara Barış Bileşenleri olarak 1 Haziran 2008 tarihinde İstanbul'da yapılacak "YETER ! KÜRT SORUNUNDA DEMOKRATİK ÇÖZÜM İSTİYORUZ" mitingi ile ilgili basın toplantısı yapılacaktır. İzlemeniz dileğiyle . Saygılar.
Türkiye Barış Meclisi Ankara Barış Bileşenleri Adına
Yüksel Mutlu Ayhan Bilgen Hüseyin Öntaş
Toplantı Yeri : Mülkiyeliler Birliği
Konur Sok. No:1 KIZILAY Toplantı Tarihi : 16 Mayıs 2008 Cuma Toplantı Saati : 11.30
B A R A N T U R S U N Mektup No: 09 İzmir / 02.05.2008
Merhaba, 25.11.2008 tarihinde İzmir polisi tarafından öldürülen sevgili oğlum Baran Tursun’un 09.05.2008 tarihinde İzmir Karşıyaka adliyesinde görülecek 3 nolu dava duruşmasından önce ağır hukuksuzluklara maruz kaldığımı belirtmek için size bunu yazıyorum.
Bu mektubumu okuyan siz şerefli insanlardan, biricik yavruları olan siz namuslu insanlardan bana kulak vermeniz, bana sahip çıkmanız için aşağıda anlattığım ve maruz kaldığım hukuksuzlukları size şikâyet ediyorum, dolayısıyla bilginize arz etmek istiyorum.
Duymuşum ki oğlumun katiline korumalar tesis edilmiştir. Sıradan bir polis konumunda iken, korumalarla gezen sıra dışı bir polis oluvermiş oğlumun katili. Duymuşum ki arkadaşları arasında havası bin beşyüz, itibarı fena halde yüksek olmuş bu alçak katilin. Korumalarla karakola giderken, korumalarından ötürü, ‘vali geldi-bakan geldi’ havası yaratıyormuş bu itibarlı, korumalı katil.
Dostlarım, adalet duygularım beş paralık olmuş, rezil olmuş durumda, haksız mıyım?
Sevgili dostlarım, Oğlumun katilini tutulu süreyi göz önüne alıp serbest bırakan hâkimlerin marifetini size şikâyet etmek istiyorum. Bir duruşma salonunu düşünün. Sanık geliyor hâkim ve savcıların ve hatta onlarca basın mensubu ve dinleyicilerin önünde ifade veriyor (düşünün böyle bir duruşma salonunu).
Allahın hikmetine bakın ki, katil hedef gözeterek ateş ettiğini söylüyor ve hayati önem taşıyan bu ifadeyi ertesi gün mahkeme zabıtlarına baktığımızda bulamıyoruz. Sanığın bu hayati öneme sahip ifadesinin (başka bir deyişle sanığın keşifteki hiçbir ifadesinin) hâkim tarafından mahkeme zabıtlarına geçirilmediğini görüyoruz. Nasıl olmuşsa olmuş, katilin ifadesi alınıyor ama alınan ifadenin tutanaklara geçirilmesi hâkim tarafından UNUTULUYOR.
Bu son cümlemi tekrar edeyim ki işin vahametini iyicene anlayasınız. Hâkim oğlumun katilinin ifadesini alıyor ama alınan ifadenin tutanaklara geçirilmesini unutuyor. İnanmıyorsanız gidin dosyama bakın. Katilin ifadesi hariç, ilgili olan herkesin ifadesi tutanaklarda vardır. Mahkeme tutanağında, katilin ifadesi yok ama altında imzası var.
Şerefli bir hukukçu, şerefli bir yetkili çıksın desin ki: ‘İşin cılkını çıkarttınız, ayıp ayıp size, bizler Dünyada, Dünyanın Türkiye’sinde, Türkiye’nin İzmir’inde yaşıyoruz’.
Böyle hâkim olur mu? Böyle mahkeme olur mu? Böyle adalet olur mu? Bu hukuksuzluklardan sonra ben: ‘sen ne biçim hâkimsin, sen ne biçim adaletsin, sen ne biçim mahkemesin?’ dediğimde ben ve ailem hakkında 301 den onlarca dava açılıyor.
Adam oğlumu öldürmüş, keşif esnasında ifade veriyor ama verilen ifade tutanaklara geçmiyor. Bu durumda ben bu hâkime: ‘Sen ne biçim hâkimsin, sanığın bu ifadelerini neden tutanaklara geçirmedin?’ dediğimde bunu hakaret sayıyorlar. Lütfen söyleyiniz, bu hakaret mi?
Oğlum öldürülmüş, böyle bir SORU SORMA hakkına sahip olmayacak mıyım? -‘Devletin resmi kurumu sahte belge düzenler mi, böyle emniyet mi olur?’ dedim. 301 den dava açtılar. ( Emniyetin sahte belgesi dosyada) -‘Sen hakimsin polislerin çelişkili ifadelerini düzeltme’ dedim, ‘böyle hakimlik mi olur?’ dedim. 301 den dava açtılar. ( Hakimin düzelttiği belge, ibret olarak dosyada duruyor) -‘Yaa katilin ifadesini unutmuşsunuz, siz ne biçim mahkemesiniz’ dedim. 301 den dava açtılar. (Katilin imzası olan ama ifadesi olmayan tutanak dosyada) -‘Nefesim ensenizde, sizin peşinizi bırakmam’ dedim. 301 den dava açtılar. (dava açan savcıya: Senin oğlunu öldürseler sen peşlerini bırakır mısın? dedim, cevap vermedi) -‘Maskaralıkları Şemdinli’de gördüm’ dedim. 301 den, yani orduya hakaretten dava açtılar.
Velhasıl-ı kelam benim, eşim ve kızım hakkında açılan 301 lik davaların haddi hesabı yoktur. Meğer şu meşhur 301 ne yaman bir şeymiş.
Sevgili Ruhat MENGİ’nin deyimi ile, bu adamlar sonunda beni ve ailemi mahkûm edecekler, suçlu biz olacağız. Böylece, onlara göre de adalet yerini bulacak.
09.05.2008 tarihinde İzmir Karşıyaka adliyesinde, öldürülen biricik oğlumun duruşmasına katılmanızı / gözetlemenizi rica ediyorum.
Mehmet Tursun 1870 sokak Baran Tursun AP. No: 42/1 Karşıyaka / İzmir e-mail: tursan1@gmail.com.
III. Uluslararası İşçi Filmleri Festivali Ankara Etkinlikleri Programı
1 Mayıs Perşembe Söyleşi ve Film Gösterimi Film Gösterimi: Sag Haye Velgard (Şaşkın Köpekler), İran-Afganistan-Fransa 2005, Yön: Marziye Meşkin Söyleşi: Fatin Kanat ve Dr. Haşim Hüsrevşahi ile İran Sineması, İslam ve Kadın üzerine… Yer: TMMOB Mimarlar Odası 5. kat Konur Sok. No: 4 Kızılay Saat: 18.30
2 Mayıs Cuma
İşyeri Özel Gösterimi Hacettepe Tıp Fakültesi''nde Sağlık işçilerine özel gösterim Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi''nde Sağlık işçilerine özel gösterim
3 Mayıs Cumartesi Sokakta Sinema Konser: Ahibba Film Gösterimi: Bizim Aile Yapım Yılı: 1975 Yön: Ergin Orbey Yer: Yüksel Caddesi Saat: 19.30
4 Mayıs Pazar Yazlık Sinema Film Gösterimi: Yusuf ile Kenan / Yön: Ömer Kavur, 1979 Yer: Yazlık sinema Dostlar Mahallesi Mamak Saat: 20.00
5 Mayıs Pazartesi Film Okumaları 1 / İFF Ankara Film Atölyesi – Sinemada Marksist Estetik Film: La cérémonie / Yön: Claude Chabrol, 1995, Fransa Sunum: Arş. Gör. Tuğba Kanlı, Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi Yer: Halkevleri Genel Merkezi Konur Sok. No: 8/9 Kızılay Saat: 18.30
6 Mayıs 2008 Salı Film Okumaları 2 / İFF Ankara Film Atölyesi Film: Rosetta / Yön: Jean-Pierre & Luc Dardenne, 1999, Belçika Sunum: Doç. Dr. Ruken Öztürk, Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi Yer: Halkevleri Genel Merkezi Konur Sok. No: 8/9 Kızılay Saat: 18.30
7 Mayıs 2008 Çarşamba Söyleşi ve Film Gösterimi Film Gösterimi: Che, Capítulos De Caminos De La Revolución (Devrimin Adımları: Che) Yön: Manuel Perez, Küba, 2004 Söyleşi: Küba Büyükelçisi Ernesto Gomez Abascal ile Che ve Küba Üzerine… Yer: Mülkiyeliler Birliği 2. Kat Konur Sok. No: 1 Kızılay Saat: 19.00
8 Mayıs Perşembe saat 17:00 Tariş Fİlmi Öncesi Dostluk Yardımclaşma Vakfı Başkanı Cahit Akçam ile söyleşi ve Film Gösterimi
9 Mayıs 2008 Cuma Söyleşi Konu: Sinema ve Emek Konuşmacılar: Doç. Dr. Ahmet Gürata Bilkent Üniversitesi Doç. Dr. Ahmet Haşim Köse A.Ü. Siyasal Bilgiler Fakültesi Doç. Dr. Ayhan Yalçınkaya A.Ü. Siyasal Bilgiler Fakültesi Yer: TMMOB İnşaat Mühendisleri Odası Rüştü Özal Salonu Necatibey Cad. No: 57 Kızılay
10 Mayıs 2008 Cumartesi Söyleşi ve Film Gösterimi Film Gösterimi: Duvarımız / Yön: Elen Panikos Hrisantu, Niyazi Kızılyürek Söyleşi: Münür Rahvancıoğlu ile Kıbrıs ve Barış Üzerine… Yer: Halkevleri Genel Merkezi Konur Sok. No: 8/9 Kızılay Saat: 13.00 Açıkhava Etkinliği Konser: Grup Günyüzü Tiyatro Sporu: ‘Onlar Bunlar’ Film Gösterimi: Üç Öykü Üç Direniş / Yön: Safiye Işıklı, Özgür Fındık, 2007 Yer: Ahmed Arif Parkı Sokullu Mehmet Paşa Cad. Dikmen Saat: 17.00
Çağrıcı kurum yeni bir faks ile duruşmaya kitlesel katılımın iptal edildiğini bildirmiştir. Gerekçe mahkemenin izleyicileri kabul etmemesi olarak belirtilmiştir.
DTP Genel Merkezinden gönderilen mesajı ilginize sunuyoruz;
DEMOKRATİK TOPLUM PARTİSİ GENEL MERKEZİ
Sayın Kurum Yetkilisi,
Eşbaşkanımız Sayın Nurettin Demirtaş, yaklaşık 4 aydır haksız bir biçimde cezaevinde tutulmaktadır. 21 Nisan Pazartesi günü saat 10:00'da, Etimesgut Hava Kuvvetleri Komutanlığı Spor Salonunda yapılacak ilk duruşmada; Genel Merkez yöneticilerimiz, partili milletvekillerimiz ve il örgütlerimiz hazır bulunacaklardır. Duruşmanın yapılacağı tarihte sizlerin de aramızda olmanız bizlere güç verecektir. İlginize şimdiden teşekkür eder, çalışmalarınızda başarılar dilerim. 12.04.2008
Mustafa Sarıkaya Eşbaşkan Yardımcısı
Duruşma günü: 21 Nisan Pazartesi Duruşma saati: 10:00 Duruşma Yeri: Etimesgut Hava Kuvvetleri Komutanlığı Spor Salonu
Türkiye Barış Meclisinin mailini üyelerimize sunuyoruz;
TÜRKİYE BARIŞ MECLİSİ Basın Bülteni 20 Mart 2008
NEWROZ’UN BARIŞ GETİRMESİNİ DİLİYORUZ
Newroz, yeni bir günün ve baharın müjdesi, tabiatın bütün güzelliği ve azametiyle ışıyor olmasının, halklarımız için de bereketli bir günün ifadesidir.
Bu Newroz hem bölgemiz, hem de insanlık için barışın da umutlarını yeşertmeli, onurlu ve aydınlık bir geleceğin ışıklarını yansıtmalıdır.
Yıllardan beri bölgemizde devam eden savaş ve çatışmalar, insanca yaşama umutlarımızı hergün biraz daha kırmakta, kavga ve kamplaşmaların derinleşmesine ortam hazırlamaktadır.
Bu Newroz, bugüne kadar verilen kayıplar, yaşanan acılar hepimiz için yeni bir sayfa açma arzusunun gerekçesi olmalıdır. Geçmişle yüzleşme, devam eden şiddetin son bulması ve kabul edilebilir bir barış ortamının tesis edilebilmesinin vesilesi olmalıdır.
Newroz’un yeni insan hakları ihlalleri ve nefret duygularının yaygınlaşmasına sebebiyet vermemesi için herkesi sorumlu davranmaya davet ediyoruz.
Kürt sorununun demokratik barışçıl çözümüne, demokrasinin, özgürlüklerin serpilip gelişmesine vesile olması dileğiyle, tüm Ortadoğu Halklarının Newroz Bayramını kutluyoruz.
ODTÜ Mezunları Derneği Etkinlikler Komitesi tarafından 13 Mart 2008 Perşembe akşamı düzenlenecek sohbet toplantısında, 1996 yılında kurduğu AKUT derneğinde, dostlarıyla birlikte, hep aynı vatan ve insan sevgisi ile hareket eden Nasuh Mahruki’yi ağırlıyoruz.
“Hepimiz daha iyi yaşam koşulları istiyoruz, buna da elbette ki hakkımız var. Bunun için çaba da gösteriyoruz, ancak sadece istemek ve sorunları tek boyutlu, sadece göründüğü yerde ele alıp çözmeye çalışmak bu isteğimize kısa dönemde ulaşmamıza ne yazık ki olanak vermeyecektir. Türkiye'nin sorunları ne yazık ki kısa dönemde çözülemeyecek kadar ciddi ve köklüdür. Asla çözümsüz değildir, sadece çözecek niyete ve iradeye ve elbette ki zamana ihtiyaç duymaktadır.”N. Mahruki
Mahruki’nin 6. kitabı olan “Vatan Lafla Değil Eylemle Sevilir” kitabında da yer alan özellikle özgün bir takım saptamaların bulunduğu; “Türkiye’nin güven bunalımı” ve “zihin haritası değişimi ve kaçırdığımız fırsatlar” üzerinde duracağı bu söyleşiye katılmanız dileğiyle.
29 Martta Ankarada yapilacak sunumu uyelerinize duyurmanizi dileriz. Saygilarimizla, Birzamanlar Yayincilik
-----------------------
Tarih ve Toplum Bilimleri Enstitusu ve Birzamanlar Yayincilik Osman Koker in yapacagi 100 YIL ONCE TURKIYEDE ERMENILER baslikli sunuma katiliminizdan onur duyar.
20. yuzyil basinda Ermeniler Turkiye nin hangi sehir ve kasabalarinda yasiyorlardi? Osmanli resmi sayimlarina ve Ermeni kaynaklarina gore nufuslari ne kadardi? Yasadiklari sehirlerin ekonomik, sosyal, kulturel hayatlarinda nasil bir yere sahiptiler? Hangi sehirlerde hangi mahalleleri, kiliseleri, manastirlari ve okullari vardi? Birinci Dunya Savasindan gunumuze tablo nasil degisti?
Tarih: 29 Mart 2008 Cumartesi Saat: 14.00 - 17.00 Yer: Ankara Serbest Muhasebeci Mali Musavirler Odasi Konferans Salonu, Kumrular Caddesi, no: 26, Kizilay - Ankara