Etkinliklerimiz ücretsizdir -------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------- 1 Temmuz Çarş. 21:00 Film Gösterimi: BULUTLARI BEKLERKEN Yönetmen: Yeşim Ustaoğlu Yer: Yazlık Sinema
3 Temmuz Cuma 19:00 Sinevizyon Gösterimi: FOTO-RÖPORTAJ ATÖLYESİ ÜRÜNLERİ Düzenleyen: Fotoğrafçılık Topluluğu Yer: Ana Bina - Sinema Salonu 21:00 Konser: PİR SULTAN TÜRKÜLERİ Sanatçılar: Gürkan Sürmen, Halil Özöztürk, Mikail Geçer, Ömer Hayri Uzun, Sadi Pirkoca, Suat Kuş, Tekin Çelikel Yer: Açık Hava Sahnesi
4 Temmuz C.tesi 19:00 Panel: SİVAS 93 – MADIMAK’TA İNSAN KOKUSU Katılımcılar: Cafer Aydın, Kelime Ata, Mehmet Bozkurt, Rıza Aydoğmuş Yer: Açık Hava Sahnesi 21:00 Film Gösterimi: TAKVA Yönetmen: Özer Kızıltan Yer: Yazlık Sinema
5 Temmuz Pazar 19:00 Memleket Sohbetleri: AKP, ERGENEKON ve SOL Konuşmacı: Aydemir Güler Yer: Açık Hava Sahnesi 21:00 Film Gösterimi: SONBAHAR Yönetmen: Özcan Alper Yer: Yazlık Sinema
8 Temmuz Çarş. 18:30 Söyleşi: DİJİTAL FOTOĞRAFTA TEMEL ÖĞELER Konuşmacı: Musa Durkan Yer: Ana Bina - Sinema Salonu 19:30 Konser: KLASİK MÜZİK ve ÇOKSESLİ TÜRKÜLER Düet: Viyolonsel, Keman Yer: Açık Hava Sahnesi 21:00 Film Gösterimi: GÜNEŞE YOLCULUK Yönetmen: Yeşim Ustaoğlu Yer: Yazlık Sinema
10 Temmuz Cuma 19:00 Karma Fotoğraf Sergisi: TEMEL FOTOĞRAF ATÖLYESİ ÜRÜNLERİ Düzenleyen: Fotoğrafçılık Topluluğu Yer: İlkay Rezan Salaz Sergi Salonu 21:00 Konser: ÇOKSESLİ TÜRKÜLER YAZ DİNLETİSİ Sahne Alan: Anadolu Çınarları Yer: Açık Hava Sahnesi Not: Konserden sonra Anadolu Çınarları grubu Müzik Cd’lerini imzalayacaklardır
11 Temmuz C.tesi 19:00 Panel: AZİZ NESİN ve AYDIN ONURU Katılımcılar: Ahmet Yıldız, Demirtaş Ceyhun Yer: Açık Hava Sahnesi 21:00 Film Gösterimi: AKINTIYA KARŞI AZİZ NESİN Yapım-Yönetim: SineGöz Film Atölyesi Yer: Yazlık Sinema 15 Temmuz Çarş. 21:00 Film Gösterimi: BEYNELMİLEL Yönetmen: Muharrem Gülmez, Sırrı Süreyya Önder Yer: Yazlık Sinema
17 Temmuz Cuma 19:00 Panel: FUTBOL NEDEN SEVİLMELİDİR, NEDEN SEVİLMEMELİDİR Katılımcılar: Akif Kurtuluş, Tanıl Bora Yer: Açık Hava Sahnesi 21:00 Film Gösterimi: TABUTTA RÖVAŞATA Yönetmen: Derviş Zaim Yer: Yazlık Sinema
18 Temmuz C.tesi 19:00 Panel: KEMAL TÜRKLER, İŞÇİ SINIFI ve SENDİKAL MÜCADELE Katılımcılar: Ali Önder Öndeş, Metin Çulhaoğlu, Şükran Soner Yer: Açık Hava Sahnesi 21:00 Film Gösterimi: ŞELLALE Yönetmen: Semir Aslanyürek Yer: Yazlık Sinema 19 Temmuz Pazar 19:00 Söyleşi: VEDAT DEMİRCİOĞLU ve 68 KUŞAĞININ DEVRİMCİ MİRASI Konuşmacı: Halit Çelenk Yer: Açık Hava Sahnesi Not: Söyleşi sonrasında Halit Çelenk, okurları için, İdam Gecesi Anıları adlı kitabını imzalayacaktır.
Elektrik Mühendisleri Odası olarak, internet aracılığıyla ifade özgürlüğünün kamu idaresi tarafından kısıtlanmasının gerekçelerinin ve uygulamalarının tartışalacağı "İnternet Yasakları - Temel Haklar ve Özgürlükler" adlı söyleşi düzenliyoruz.
2007 Genel Seçimlerinin hemen öncesinde çıkartılan 5651 sayılı kanunun (İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve Bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkında Kanun) insan hak ve özgürlükleri, sansür ve ifade özgürlüğü açısından değerlendirmesinin yapılacağı söyleşiye "İnternet: Girilmesi Tehlikeli ve Yasaktır - Türkiye'de İnternet İçerik Düzenlemesi ve Sansüre İlişkin Eleştirel Bir Değerlendirme" isimli kitabın yazarlarından ve Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi öğretim üyesi Dr. Kerem Altıparmak ve Telekomünikasyon İletişim Başkanlığından bir uzman konuşmacı olarak katılacaktır..
Söyleşiyle ilgili bilgiler aşağıdadır ve söyleşi konuyla ilgilenen herkesin katılımına açıktır.
İnternet Yasakları - Temel Haklar ve Özgürlükler
Tarih : 10 Haziran 2009 Çarşamba Saat : 19:00 Yer : Elektrik Mühendisleri Odası Konferans Salonu - Ihlamur Sokak No:10 Kızılay - ANKARA Ulaşım : İzmir Caddesinin devamında, Ankara Sanat Tiyatrosunun karşısında,Danıştayın olduğu sokakta.
ÇÖZÜM İÇİN SİLAHLARIN SUSMASI, ÖLÜMLERİN SON BULMASI ÇAĞRISI !
Barış çalışmalarının ne kadar zor olduğunu dün bir kez daha yaşadık. Bizim için ilk şok edici haber, Türkiye Barış Meclisi sözcülerinden sevgili arkadaşımız Yüksel Mutlu’nun gözaltına alınması oldu. Barış mücadelesi yürüten bir kişinin, gece evine baskın yapılarak, gözaltına alınmış olması ülkemizde çok fazla bir şeyin değişmediğini gösteriyor olsa gerek. Bu bizim için kabul edilmesi mümkün olmayan bir durumdur.
Kısa süre sonra arkadaşımızın gözaltına alınmasının daha geniş bir operasyonun parçası olduğunu gördüğümüzde çok daha fazla kaygılandık. Bilindiği gibi dün birçok KESK yöneticisi de gözaltına alındı. Bu nasıl bir demokratik, hukuk devleti anlayışıdır. Ülkenin en büyük sendikalarından birinin yöneticilerinin böylesine hukuksuz, gece baskınlarıyla gözaltına alınması bu ülke adına utanç verici bir durumdur.
Tabii ki, hiçbir şey 6 askerin ölmesinin acısının yerini alamaz. Sorunun çözümünün şiddetsiz ve çatışmasız bir ortamda gerçekleşeceğine inanıyoruz. Bu nedenle 6 askerin hayatını kaybetmiş olması da bizleri kaygılandırıyor. Asker ailelerine baş sağlı diliyoruz.
Türkiye bu güne kadar çatışmasızlık ortamlarının kalıcı bir barışa dönüştürülmesi için gereken adımları atamamıştır. KCK tarafından 1 Haziran 2009 tarihine kadar uzatılan tek taraflı eylemsizlik kararının önümüzdeki günlerde son bulacak olması bu fırsatın bir kez daha kaçırılmasına neden olacaktır. Çözüm sürecine yönelik çabalarla barışın kalıcılaşması sağlanabilecekken, geçen süre zarfında operasyonların devam etmesi yanında, seçimlerin hemen ardından Kürt siyasetçilerine yönelik baskı ve cezalandırmaların artması kaygı vericidir.
Çatışmasızlık ortamının son bulması ile birlikte, ölümlerin artmasının ötesinde, barışın toplumsal bir irade ve kararlılığa dönüşmesi umutları da daha fazla tükenecektir. Çözüme dair tartışma ve arayışların bu denli yaygın dile getirildiği bir dönemde, yeniden yoğun bir çatışma ortamına sürüklenilmesi ihtimali endişelerimizi artırmaktadır.Bu nedenle çatışmasızlık ortamının sürdürülmesi gerektiği inancındayız.
Silahların susmasının, kalıcı ve gerçekleştirilebilir bir barış için zorunlu ama yeterli olmadığının farkında olduğumuzu açık biçimde ifade ediyoruz. Yeni ve demokratik bir anayasa başta olmak üzere beklentilerin bu denli yükseldiği bir zeminde, barışa dair yeni bir hayal kırıklığı yaşamak istemiyor ve bunu Türkiye toplumunun kaldıramayacağı yönündeki kaygılarımızı paylaşıyoruz.
Toplumun bir çok kesiminde devam eden barış çabaları yanında, Türkiye Barış Meclisinin 6 Haziran 2009 tarihinde İstanbul’da düzenleyeceği ÇÖZÜM İÇİN DİYALOG KONFERANSI önemli bir adım olacaktır. Barış çabalarının etkin bir toplumsal iradeye dönüşmesi için, önümüzdeki günlerde üzerimize düşen sorumluluğumuzun bilincinde olarak çalışmalarımızı yoğunlaştıracağız. Benzer duyarlılığa sahip bütün kesimlerin de bu anlamda ki çalışmaları geliştireceğine inanıyoruz.
Önümüzdeki dönemde, asıl sorumluluğu üstlenmesi gereken siyasal iktidarın, ve tüm siyasi çevrelerin çözüme yönelik cesur, kararlı ve içten bir tutum geliştirmesinin gerektiğini düşünüyoruz. Türkiye’nin başta Kürt sorunu olmak üzere bütün sorunlarını içerde konuşabilen ve çözüm programını inşa edebilen bir ülke olabilmesi için tüm kesimleri sorumluluklarını üstlenmeye çağırıyoruz.
Sorunun operasyonlarla çözümünde ısrar edilmesi yeni ölümler dışında bir şey ortaya çıkarmayacaktır. Çözümsüzlüğün her türlü olumsuz sonucu ortada iken katılımcı bir barış sürecinin işler kılınması için herkesin üzerine düşen görevi yerine getirmesini istiyoruz. Bu noktada barışa dair içtenliğini göstermesi açısından KCK’nin 1 Haziran’a kadar süreceğini deklere ettiği eylemsizlik tutumunu devam ettirmesinin gerekli olacağına inanıyoruz.
ankara düşünceye özgürlük girişimi basın duyurusu mailini bilginize sunuyoruz.
BASIN DUYURUSU
TEMEL DEMİRER ALTI AY HAPSE MAHKÛM OLDU
Yazar Temel Demirer, 11 Ağustos 2007 tarihinde, Yedinci Munzur Kültür ve Doğa Festivali kapsamında düzenlenen bir panelde yaptığı konuşma nedeniyle, 7 Mayıs 2008’den bu yana Malatya Ağır Ceza Mahkemesi’nde süren dava sonucu, 28 Mayıs 2009 günü 6 ay hapisle cezalandırıldı.
Demirer’e dava Terörle Mücadele Kanunu’nun 7/2 ve “terör örgütü propagandası” “suç”unu düzenleyen Türk Ceza Kanunu’nun 53/1 maddelerinden açılmış, dava süreci içerisinde savcı, iddianamede değişikliğe giderek Demirer’in “suçu ve suçluyu övme”den, yani TCK’nın 215. maddesinden mahkûmiyetini talep etmişti.
Ne ki, savcının iddianamesine dayanak oluşturan Tunceli Emniyeti’nin üç sayfalık kaset çözüm tutanağında 74 kez “anlaşılamadı” ifadesi yer almaktaydı; ve davanın ilk duruşmasında mahkeme heyeti Demirer ve avukatının itirazını haklı bularak ses kayıtlarının Malatya Emniyeti’ne gönderilmesine karar vermişti. Malatya Emniyeti’nce de çözülemeyen kasetler, sırasıyla İstanbul Adli Tıp Kurumu’na, buradaki deşifrasyon işlemi de başarısız olunca Emniyet Genel Müdürlüğü Kriminal Laboratuvarı’na gönderilmiş ve çözülemeden mahkemeye iade edilmişti. Bir başka deyişle Malatya Ağır Ceza Mahkemesi içerisinde 74 kez “anlaşılamadı” ibaresi bulunan, çözümlenebilen kısımlarda ise bariz hatalar taşıyan (örneğin Temel Demirer’in “emperyalist politikalar” ifadesi, “Ermenist politikalar” (?) olarak geçmekte tutanakta…) bir tutanağa dayanarak verdi mahkûmiyet kararını…
Ağır Ceza Mahkemesi’nce TCK’nın 215. maddesine istinaden, “sanığın tutumunu mahkeme önünde de ısrarla sürdürmesi” gerekçesiyle “takdiren ve teşdiden” altı ay olarak belirlenen hapis cezasının, Demirer’in Zonguldak’ta yaptığı bir konuşmadan dolayı 2003 yılında cezaya çarptırılmış olması nedeniyle, ertelenemeyeceği ve para cezasına çevrilemeyeceği de kararda belirtiliyor. Yanı sıra, infazdan sonra Demirer’e “denetimli serbestlik” uygulanması hükme bağlanıyor.
Temel Demirer, aynı zamanda, Hrant Dink’in katledilmesinin ardından Ankara’da düzenlenen bir protesto toplantısında yaptığı bir başka konuşma nedeniyle, Ankara Asliye Ceza Mahkemesi’nde TCK 301. maddeden yargılanıyor. Demirer’in davası, bilindiği gibi, 301. maddeye ilişkin davaların sürdürülmesini Adalet Bakanlığı iznine bağlayan yasa değişikliğinin ardından Bakanlığın izin verdiği ilk dava olma özelliğini taşıyor. Bu davanın önümüzdeki duruşması ise, 29 Mayıs 2009 Cuma günü (yarın) saat 9.00’da Ankara 2. Asliye Ceza Mahkemesi’nde yapılacak.
Temel Demirer hakkındaki hüküm, “demokratikleşme” vaat ve söylemlerinin kofluğunu, T. C. Devleti’nin düşünceyi ve düşündüklerini ifade etme eylemini “suç” olarak görüp cezalandırma geleneğinden vaz geçmeye niyetli olmadığını bir kez daha gözler önüne seriyor.
Mahkûmiyet kararını şiddetle protesto ediyor, kamuoyunu bu konuda duyarlı olmaya çağırıyoruz.
20 Mayıs 2009 Çarşamba günü, saat 19.30’da Prof. Dr. Korkut Boratav, Prof. Dr. Bilsay Kuruç ve Dr. Erhan Göksel’in konuk olacağı Prof. Dr. Ergun Türkcan’ın yöneteceği “Ekonomik Kriz Nereye Gidiyor?” konulu panel gerçekleştirilecektir.
Nükleer ve termik santrallere oyun sergileyerek savaş açan Sinop Sanat Tiyatrosu “Tımarhanede Özgürlük Var” oyunu ile yaptığı güneydoğu turnesini tamamladı.Malatya, Elazığ, Diyarbakır, Cüngüş, Batman, Kozluk, Siirt, Mardin, Kızıltepe ve Urfa hattında gösteriler yapmak üzere yollara düşen topluluk Cüngüş de oyun yasaklama, Elazığ’da salon vermeme engelleri dışında hedeflenen tüm alanlarda toplam on bin izleyici ile buluşmayı başardı.
Bir akıl hastanesinde hastaların düşlerindeki dünyayı kurmasını konu alan oyun bu düşlerin çevre katliamlarıyla, demokratik hakların gasp edilmesiyle, çıkar kavgalarıyla nasıl yok edildiğini anlatıyor.
EKOLOJİK KENTLER VE YEREL YÖNETİMLER TOPLANTISI 29 Kasım 2008 Cumartesi, Ankara
Organizasyon: Ekolojik Ütopyalar Derneği ve Yeşiller Partisi Yer: Ankara Serbest Muhasebeciler ve Mali Müşavirler Odası Toplantı Salonu (Kroki aşağıda) Adres: Kumrular Cad. No: 26 Kızılay - Ankara (Tel : 312-232 33 77) İletişim: Yeşiller Partisi – 212-244 77 80, 533-362 02 13, yesillerbilgi@yahoo.com.tr
PROGRAM Sabah 9:00-13:00 arası KESK yürüyüşüne katılıyoruz.
14.30 -14.45 Kayıt 14.45 -15.00 Acılış Konuşmaları Bilge Contepe – Yeşiller Partisi Eş Sözcüsü Ümit Şahin – Yeşiller Partisi Eş Sözcüsü 15.00 -16.30 PANEL: Ekolojik Kentler ve Yerel Yönetimler Moderatör: Akın Atauz (Şehir Plancısı, Yazar) Arif Künar (EDSM Enerji, ODTÜ-MAPTUM) – Ekolojik binalar ve enerji verimliliği Leyla Güven (DTP – Küçükdilkili Belediye Başkanı) – Küçükdikili deneyimi Hüseyin Güngör (Yeşiller Partisi) – Yeşiller ve yerel yönetimler 16:30 – 17:00 Kahve Arası 17:00 -19:30 FORUM: Ekolojik Kentler ve Yerel Yonetimler Av. Fermani Kurtel (Altı Nokta Körler Derneği Ankara Şb Bşk) - Kent yaşamında rngelliler Dr. Yasar Yılmaz - Kent ve sağlık Fevzi Özlüer (Ekoloji Kolektifi) - Kent ve tarım Önder Algedik (Küresel Eylem Grubu) - Karbonsuz kentler Bilge Contepe (Yeşiller Partisi) -Yerel yönetimler ve yeşil politika Nuray Bayraktar (Yeşiller Partisi) - Kent ve kadın Şenol Karakaş (DSİP) – Yerel yönetimler, yerel seçimler Celal Beşiktepe – Yerel yönetimler ve demokrasi Reşat Uygun (Muğla Belediyesi) – Muğla deneyimi ... Diğer davetli konuşmacılar ve katılımcıların katkılarıyla açık tartışma
12 Kasım 2008, Çarşamba günü, Ankara'da, LGBT Hakları Platformu tarafından Basın Açıklaması yapılacaktır.
10 Kasım akşamı kafasına pompalı tüfek ile ateş edilerek saldırıya uğrayan transeksüel Dilek İnce, 11 Kasım'da aramızdan ayrıldı.
Üzüntü içindeyiz çünkü bir arkadaşımız daha heteroseksist nefretin kurbanı oldu ve öldürüldü.
Öfke içindeyiz çünkü sırada hangi gey veya transeksüel arkadaşımız var bilemiyoruz.
Transeksüel Dilek İnce'yi başkentte pompalı tüfek ile vurarak kimler öldürdü ve katilleri bulunacak mı?
Gey Ahmet Yıldız'ı silahla tarayarak kimler öldürdü ve İstanbul polisi katilleri neden hâlâ bulmadı?
Adıyaman'da gey Ege Tanyürek'i kimler intihara sürükledi?
12 Kasım Çarşamba günü öğle namazını takiben Dilek İnce defnedilecek.
Defin işleminin ardından Yüksel Caddesi İnsan Hakları Anıtı önünde basın açıklaması yapılacaktır.
Tarih: 12 Kasım 2008, Çarşamba
Saat: 16:00
Yer: Yüksel Caddesi, İnsan Hakları Anıtı önü
Eşcinsel ve Transeksüel Cinayetleri Politik Cinayetlerdir – Katilleri Biliyoruz!
Eşcinsel ve transeksüel kanlarıyla kirlenmiş ahlakınız batsın!
LGBT Hakları Platformu
Sevgili Arkadaşlar;
Böyle durumlarda duygular nasıl tarif edilir bilmiyorum. Gün geçmiyor ki her gün bir başka kötü haber almayalım. Yüreğim taşlaştı, artık göz yaşı dökemez oldum. Oturduk evlerimizde herkes Dilekle neler paylaştığını anlatıyor. Her anlatım, her yaşadığımız paylaşım sonrası sıra hangimizde deyip derin düşüncelere dalıyoruz. Düşünüyoruz eceliyle ölen transeksüel arkadaşlarımızı. Aklımızı zorluyoruz, üç kişiyi geçmiyor. Evet acaba sıra hangimizde diye düşündükçe herkes sevdiği insanları aklına getirip birbirimizin gözlerine bakıyoruz. Öldürülen transeksüel arkadaşlarımız aklımıza geliyor, kimisi evinde tel iple boğuldu, kimisi paramparça, kimisi tecavüz edilmiş ve bir kenara atılmış, kimisi can havliyle kapıya ulaşmaya çalışırken bıçaklanarak… O kadar çok oldu ki saymakla bitmiyor.
Dilek'in dün gece haberini aldık, Dışkapı hastanesine koşuşturduk. Gördüğümde bu kadar da olmaz diye düşünmeye başladım. Ağzından ve burnundan kanların akması gözümün önünden gitmiyor. İki yıl sonra bu işi bırakacağım diyordu, dilek rahat uyu diyemiyorum, dilek sana söz de veremiyorum, katillerin bulunacak da diyemiyorum, çünkü yarın başıma ne gelecek bilemiyorum. Bir bilinmezi yaşamanın üzüntüsünü içerisindeyim. Bu gün dışarı çıkmadım, ecelimle ölmediğim müddetçe yarın cenazene katılacağımın sözünü verebiliyorum.
Evet ne düşünürsünüz arkadaşlar bilemiyorum her gün birer birer öldürülüyoruz. Ben tıkandım, artık çözüm de üretemiyorum, kollarım yanıma düştü bu maili bile zor yazıyorum. Telefon açan açana, başınız sağ olsun diyen diyene. Bu durumlarda ne denilirdi bilemiyorum. Her defasında dostlar sağ olsun demek de istemiyorum. Dostları bu günde ses yükseltmeye çağırıyorum. Dostlarıma; bir gün sıra bize gelecek, ne zamana kadar bekleyeceğiz, Ahmetler, Dilekler, Sitemler, Eceler, Bakiler… Hangi birisini sayıyım bilemiyorum. "Sen değilsen kim, şimdi değilse ne zaman?" sloganı aklıma geliyor. Ben yeni bir arkadaşımın ölümünü seyretmek istemiyorum, hadi arkadaşlar özel hayatlarımızdan fedakarlık yapıp mücadelemize sahip çıkalım. Daha ne duruyoruz?
İçimde bir öfke volkan gibi, biraz sesim de çıksa transeksüeldir denilip ayıplanılmaktan korkuyorum. Evet transeksüelim, bir zamanlar ses üretemez, başımızın çaresine kendi yöntemlerimizle bakar, son raddeye gelince kriz geçirip medyanın teröristi, insanların da korkulu rüyası olurduk. Şimdi örgütlenmeye başladık insanları yanımıza alıp haklılıklarımızı ortaya koyduk. Gün bugündür, dayanışmanın önemini görmek istiyoruz.
Yarın saat 16:00'da Ankara'da Yüksel caddesindeki başbakanlık insan hakları başkanlığının önünde basın açıklaması ve kefenli eylem gerçekleştireceğiz. her şehirde olaya tepkimizi göstermemizin önemli olduğu açıktır. Ankara'yla sınırlı olmasın tepkimiz.
Eşcinsel ve transeksüel cinayetleri politiktir, katilleri biliyoruz!!!
Aleviler Ankara’ya tarihi çıkarma yapacak ANKARA / Alevi örgütleri, zorunlu din dersine ve Alevilere yönelik ayrımcılığa karşı Ankara’ya yapacakları tarihi yürüyüş için yarın yollara dökülecek. Alevi örgütlerinin ilk kez Ankara’ya yapacağı çıkarma için, tüm Alevi-Bektaşi örgütleri seferber oldu. Hedef, yaklaşık 100 bin kişiyle Sıhhiye Meydanı’nda miting yaparak hem Alevilerin gerçek temsilcilerini göstermek hem de Alevilere taleplerini görmezden gelen AKP hükümetine meydan okumak.
Alevi Bektaşi Federasyonu’nun organize ettiği “Büyük Alevi Yürüyüş” yarın başlıyor. “Ayrımcılığa Karşı Eşit Yurttaşlık” sloganıyla düzenlenecek olan yürüyüş için ABF bünyesindeki tüm örgütler seferber olurken, yerellerdeki Alevi örgütleri de yürüyüşe aktif katılım sağlayacak. Ehlibeyt Vakfı ve Cem Vakfı’nın destek vermediği mitinge siyasi partiler, sendikalar, meslek odaları, sivil toplum örgütleri de destek verecek. Yarın başlayacak yürüyüş 9 Kasım Pazar günü Sıhhiye Meydanı’nda noktalanacak.
UZUN YÜRÜYÜŞ
Yürüyüş grupları yarın şu illerden hareket edecek: “İstanbul, Balıkesir, Çanakkale, Bursa, Eskişehir, Varto, Muş, Bingöl, Tunceli, Malatya. İzmir, Muğla, Antalya, Tarsus, Mersin, Adana, Adıyaman, Maraş, Ordu, Tokat, Samsun ve Çorum.” Yürüyüş grupları, güzergah illerinde buluşarak basın açıklamaları yaptıktan sonra yürüyüş kolları oluşturulacak. Türkiye genelinde 9 yürüyüş kolunun oluşturulacak. Doğu bölgelerinden gelen yürüyüş kolları Cumartesi günü Nevşehir’in Hacıbektaş ilçesinde, batı bölgelerinden gelen kollar da Eskişehir’de buluşacak. Hacıbektaş’ta, Hacıbektaş Veli Dergahı ziyaret edilecek, Eskişehir’de ise kitlesel basın açıklaması yapıldıktan sonra Ankara’ya hareket edilecek.
HEDEF 100 BİN KİŞİ
Pazar günü Ankara Garı önünde toplanacak olan yürüyüş kolları, daha sonra topluca mitingin yapılacağı Sıhhiye Meydanı’na geçecek. Yaklaşık 100 bin kişinin katılmasının beklendiği mitingde Arif Sağ, Yavuz Bingöl, Edip Akbayram, Ferhat Tunç ve Mustafa Özarslan türküler söyleyecek, şair Ahmet Telli de şiir okuyacak. Mitingde, Hacıbektaş Veli Dergahı Postnişini Veliyiddin Ulusoy, ABF Genel Başkanı Ali Balkız, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Genel Başkanı Fevzi Gümüş ile Alevi Kültür Dernekleri Genel Başkanı Tekin Özdil konuşmalar yaparak Alevi toplumunun sorunlarını ve taleplerini sıralayacak.
AKTİF MUHALEFET DÖNEMİ
İlk ve ortaöğrenimde zorunlu din dersinin kaldırılması için AİHM’nin verdiği karara rağmen hükümetin uygulamada değişikliğe gitmemesine tepki gösteren Alevi örgütlerinin temsilcileri, yakın tarihte pek çok katliama uğrayan Alevi toplumunun tepkisini Ankara’ya taşıyacak. Daha önce bir çok miting düzenleyen Alevi örgütleri ilk kez bu çapta uzun bir yürüyüş ve büyük bir miting düzenlemeye hazırlanıyor. ABF yöneticileri, yürüyüş ve mitingi “bir milat” olarak değerlendiriyor. ABF’nin bundan sonraki hedefi de AKP’ye karşı muhalefeti arttırmak ve Alevi toplumun tepkilerini sokakta yansıtmak. Bu nedenle yakın bir tarihte Kahramanmaraş’ta da Maraş katliamının yıldönümü vesilesiyle bir mitin düzenlenecek.
TALEPLER:
Alevi örgütlerinin temsilcileri, mitingde hem zorunlu din dersinin kaldırılması hem de benzer taleplerinin karşılanması için hükümete çağrı yapacak. Başbakan Erdoğan’ın geçen yıl başlattığı Alevi açılımın sönük kalması nedeniyle hükümete tepki duyan Alevi örgütleri, kendilerinin muhatap alınmasını talep edecek. Mitingde şu talepler dile getirilecek.
- Alevilere karşı yapılan ayırımcılık ve haksızlıklara son verilsin.
- Aleviler eşitlik haklarından yararlanmalı.
- Alevilere yönelik Sünni devlet yapılanmasının dışlayıcı ve baskıcı tutumuna son verilmeli.
- Zorunlu din dersleri kaldırılmalı.
- Alevi köylerine zorla cami yapılmasından vazgeçilmeli.
- Cemevlerine ibadethane statüsü verilmeli.
- Hacı Bektaş Dergahı ve diğer Alevi büyüklerine ait dergahlarının yönetimleri Alevi örgütlerine bırakılmalı.
- Diyanet İşleri Başkanlığı kaldırılmalı.
- Ders kitaplarında ve televizyonlarda Alevilere yönelik aşağılayıcı ifadeler çıkartılmalı.
- Hükümet, Alevi toplumunun örgütlerini muhatap kabul etmeli.
Ankara Düşünce Özgürlüğü Girişimi mailini paylaşıma sunuyoruz
[Bildirge]
1. Düşünce [ifade] özgürlüğü, tüm özgürlüklerin temelidir. Fakat düşünce [ifade] özgürlüğü tüm özgürlükleri kapsadığında, bir bütün olarak değer taşır. Bu yüzden bazı özgürlüklerden yana, bazı özgürlüklere karşı olmak mümkün değildir. Düşünce, bilim, estetik yaratıcılık özgürlüğünün diğer tüm özgürlüklere önceliği vardır. 2. Her tarihsel dönemde ve tüm egemenlik biçimlerinde egemen sınıflar özgür düşünceden, özgür tartışmadan ve eleştiriden korkmuşlardır. Zira, geçerli egemenlik ilişkilerini korumanın ve sürdürmenin yolu, yeni, orjinal, aykırı, paradigma yıkıcı fikirleri yasaklamaktan ve cezalandırmaktan geçer. Bu yüzden düşünce özgürlüğü sorunu, doğrudan sınıflar mücadelesini angaje eden bir şeydir. 3. Dolayısıyla düşünce [ifade] özgürlüğü ekseri ve sanıldığının aksine soyut birşey değildir. Boşuna fikirlerin sonuçları vardır ya da fikirler kitlelere mâlolduğunda maddi birer güç haline gelirler denmemiştir. Eğer düşünce gerçekleşirse, mutlaka sosyal, politik, ideolojik, vb. sonuçları olacaktır. Önemli bir husus da düşüncenin gerçekleşmesi sorunudur. Düşüncenin gerçekleşmesi, realize olması dört aşamada mümkün olur: tasarlama, ifade etme, kitlelere ulaşma ve yeni fikirler doğrultusunda örgütlenmenin önünün açık olması. Örgütlenme aşamasına varmayan düşünce gerçekleşmiş olmaz. Elbette bizzat düşüncenin ifade edilmesi önemsiz değildir ama yeterli de değildir. 4. Türkiye’de yaklaşık 80 yıldır bağnaz bir resmi ideoloji geçerli. Bu durumu açıklayan çok sayıda neden bulunmakla birlikte, söz konusu nedenler hiyerarşisinde Kürt sorunu ve militarizm başat bir yer tutmaktadır. Dolayısıyla düşünce [ifade] özgürlüğünün önündeki engeller hiyerarşisinde Kürt sorununun çözülmesi ve militarizmin teşhiri kritik bir öneme sahiptir. Başka türlü ifade etmek istersek, Kürt sorununun çözülmesiyle düşünce özgürlüğünün gerçekleşmesi arasında tuhaf bir diyalektik belirleyicilik ilişkisi mevcuttur. Fakat nihai tahlilde belirleyicilik ilişkisinin yönü düşünce özgürlüğünden Kürt sorununa doğrudur. 5. Geride kalan yaklaşık onyılda insan haklarından, demokratikleşmeden, vb. çok söz edildi. Oysa söylemle gerçek durum arasında bariz bir uyumsuzluk var. Polis devletine doğru hızlı bir gidiş söz konusu ve giderek askerî veyaset etkisini artırıyor. Aslında demokratikleşme ve özgürlükler alanını genişletme söyleminin reel bir karşılığı yok. Söz konusu olan, başta Coca-Cola aydınları olmak üzere, kitleleri aldatmayı ve oyalamayı amaçlayan ideolojik bir manipülasyondan... AB’ye uyum adı altında bazı yasa maddelerinin ‘değiştirilmesi’, sadece yasa maddelerinin numaralarını değiştirmekle sınırlı... Bazı yasalar değiştirilir veya yürürlükten kaldırılırken, yenileri yürürlüğe konuyor. Kaldı ki, her maddenin çok sayıda yedeği olduğu da biliniyor. Bu durumun teşhir edilmesi büyük önem taşıyor. Yasalarda yapılan ve yapılacak değişiklik elbette önemsiz değildir ama geçerli devlet anlayışı ve devlet-toplum ilişkisinin mahiyeti değişmedikçe, bu alanda kayda değer ilerlemeler beklemenin reel bir karşılığı yok... 6. Şimdilerde küresel neoliberalizm [emperyalizm] çağında özgürlüklerden çok söz ediliyor ama orada söz konusu olan ezilenlerin, sömürülenlerin anladığı, anlamak istediği özgürlükler değil. Sermayenin sömürüsünün önündeki engellerin kaldırılması, özgürlükler alanının genişlemesi olarak sunuluyor. Esasen söz konusu olan tam bir seçim ve temsil mistifikasyonu olan liberal demokrasi’den başka birşey değildir. Başka türlü ifade etmek istersek: sömürü, yağma ve talan özgürlüğü... Emekçi sınıfların örgütlü/kollektif mücadele sonucu elde ettiği kazanımları geri almak, onları bulundukları mevzilerin de gerisine püskürtmek üzere yürütülen saldırı tuhaf bir şekilde özgürlükler ve demokratik alanın genişlemesi olarak sunuluyor. Ezilen/sömürülen sınıfların örgütlerine ve örgütlü mücadelesine savaş açılmışken, ‘sivil toplumu güçlendirmekten’, insan haklarının ve özgürlüklerin temeli hızla aşındırılırken de demokratikleşmeden ve insan haklarından çok söz ediliyor. Oysa söz konusu olan, gerçek dünyada reel bir karşılığı olmayan, asıl amacı küresel kapitalist saldırıyı [emperyalizmi], neoliberal çılgınlığı meşrulaştırmak olan zehirli bir söylemdir. 7. Şimdilerde dünyanın her yerinde ‘demokrasi’ olarak sunulanın gerçek anlamda demokrasiyle ilgisi retorikten ibarettir. Politika alanı tam bir sirk oyununa dönüşmüş durumda. Siyasetin asıl işlevi, kitleleri depolitize etmek, onları kendi sorunlarına yabancılaştırmak, kafaları bulandırarak daha iyi bir toplum düzeni ve gelecek umudunu karartmaktır. Artık ‘hukuk devleti’ denilen de kapitalist tiranlığın ideolojik maskesinden başka birşey değil. Politika ve politikacılar sermayenin ayak işlerine koşulmuş durumda ve yegâne amaçları ve kaygıları sermayenin tekyanlı çıkarını gerçekleştirmek... Elbette bal tutanın parmağını yalaması işin doğası gereğidir. 8. Yaşadığımız süreç, demokratik haklar ve özgürlükler alanının genişlemesi yönünde değil, daralması yönünde yol alıyor. Fakat bu verili, mukadder, kaçınılmaz birşey değil. Büyük İnsanlığın bu kapsamlı saldırı karşısında sessiz ve tepkisiz kalması mümkün değildir. Sermayenin baronlarının daha çok baskı ve şiddete başvurmadan sömürüyü derinleştirmeleri mümkün değil. Bu yüzden bir yandan demokrasiden, insan haklarından, vb. söz edilirken, diğer yandan heryerde baskı aygıtı takviye edilmek isteniyor ve ediliyor. Saldırı karşısında durabilmenin ve saldırıyı püskürtmenin yolu, öncelikle süreci anlamaktan, bilince çıkarmaktan ve teşhir etmekten geçiyor. Boşuna anlamak aşmaktır denmemiştir... 9 Şimdilerde kamuoyunu meşgul eden ‘tartışmaların’ toplumun gerçek gündemiyle bir ilgisi yok. Asıl gündemlerin yerini, ideolojik fabrikasyon eseri olan sahte gündemler almış durumda. Emekçi kitleler sahte gündemlerle, gösteri endüstrisi aracılığıyla, medyayla, televizyon dizileriyle, insanı insanlıktan çıkaran reklâmlarla, futbolla, vb. alıklaştırılıp, oyalanırken, sermayenin sömürü temeli takviye ediliyor. Rejim giderek daha çok devlet terör rejimine dönüşüyor... 10 Böylesi bir küresel gericilik döneminde “gerçeği söylemek -başlı başına- ilerici/devrimci bir eylemdir” denmiştir. Biz bu metnin altında imzası bulunanlar, özgürlüğün başkasının özgürlüğü olduğu tespitinden hareketle, düşüncelerinden, rejime yönelik eleştiri ve eylemlerinden dolayı devletin hışmına uğrayan, kovuşturulan, yargılanan, cezalandırılan, işkence gören, hapsedilen... dostlarımızla, kardeşlerimizle dayanışma içinde olmayı sadece entellektüel sorumlluğunun bir gereği değil, aynı zamanda varlık nedenimizin temeli olarak da görüyoruz. Böyle bir çaba içinde olmak, sadece rejimin hışmına uğrayanları ve kendimizi savunmak değil, sömürü, baskı, şiddet ve teröre maruz kalmış geniş emekçi kesimlerin özgürlüğü ve daha iyi bir gelecek için de mücadele etmektir. Dolayısıyla gerçek aydın tavrını ortaya koymak önemlidir. Bu amaçla biraraya geliyoruz, varlık nedenimizin ve misyonumuzun gereğini yapmaya kararlı olduğumuzu ilan ediyoruz...
Yapı ve işleyiş
1. ‘Ankara Düşünce Özgürlüğü Girişimi’ enformel bir girişimdir. Bu, bürokratik olumsuzluklara imkân vermemek, değilse asgariye indirmek üzere yapılmış bilinçli bir tercihtir. 2. İşleyiş tamamiyle gönülülük esasına dayanır. 3. Faaliyetlerin ‘finansmanı’ gönüllü katılımcıların katkılarına, bireylerin ve kurumların bağışlarına dayanır. 4. ‘Girişim’, bildirgede belirtilen esaslar ve çizilen genel çerçeve dahilinde faaliyette bulunur. Bununla birlikte etkinlik alanının sınırının çizilmesi önemlidir. Başlıca faaliyet alanlarından biri, yaşananları bilince çıkarmak, politik ve ideolojik manipülasyonları, ve uygulamaları teşhir etmek ve düşünceleri ve eylemlerinden ötürü rejimin hışmına uğrayan –yargılanan, ceza alan, işkenceye ve ‘kötü muamemeleye’ maruz kalan özellikle Ankaradaki dostlarımızı ve kardeşlerimizi başta moral dayanışma içinde olmak üzere, gerekli yöntem ve araçlarla, olanaklar ölçüsünde desteklemektir. 5. Girişimin ikinci önemli faaliyet alanı, olup-bitenlerin geri planını sorgulamaktır. Bu amaçla araştırma, bildiri, konferans, panel, sempozyum ve yayınlarla rejimi teşhir etmektir. Girişim bu amacı önemser ve bu konuda yapılacaklara öncelik verir. Zira, 4. Madde de sayılan alanlarda başka örgütler ve girişimler zaten faaliyet göstermektedir, dolayısıyla alan boş değildir. 6. Kararlar girişim üye çoğunluğunun mevcut olduğu toplantılarda oy çokluğuluyla alınır. Üye çoğunluğuyla yönetim arasında bir yabancılaşmaya meydan vermemek için bir yönetim veya yürütme kuruluna yer verilmez. Sadece koordinasyonu sağlayan iki kişiden oluşan bir sekretarya seçilir. Sekretarya üyeleri her zaman yenilenebilir ve görevden alınabilir... Sekreterya koordinasyonu sağlar ve gerekli gördüğünde genel toplantı talep edebilir. Üyelerden her biri de genel toplantı çağrısı yapabilir. Bunun dışında her altı aylık dönemler için olmak üzere iki de girişim sözcüsü seçilir. Sözcüler girişimi dışarıya karşı temsil eder. 7. Toplantılar, sürekli bir ‘yer’ bulununcaya kadar Türkiye ve Ortadoğu Forumu Vakfı [ Özgür Üniversite] genel merkezinde yapılır.
1) Eğitim Sen 5 Nolu Şube: Yükseköğretim sisteminin AKP tarafından YÖK eliyle yeniden yapılandırılarak, gerici ve piyasacı bir üniversite programının dayatıldığı içinde bulunduğumuz kritik süreçte, YÖK'ün kuruluş yıldönümü olan 6 Kasım'da YÖK önünde "Bilimsel, Demokratik, Kamusal ve Özerk Üniversite" talebinin dile getirileceği basın açıklamasına kitlesel katılım sağlanması hususunda gereken örgütsel duyarlılığın gösterilmesini rica ederiz. YER: YÖK Önü, 6 Kasım Saat: 11:00 NOT: Saat 09:30'da Sıhhiye köprüsü üzerinden otobüs kaldırılacaktır.
2) Öğrenci grupları ortak eylemi Ankara Kızılay Sakarya'da toplanılacak ve Yüksel'e yürüyüş yapılacaktır. Saat: 16:00'da Yüksel'de Basın Açıklaması yapılacaktır.
3) 7 Kasım'da gençlik federasyonunun; 11 ile 16.00 arasında yükselde oturma eylemi bir grup da imzaları yök'e iletmeye gidecektir
EYMİR GÖLÜ ÜZERİNDE OYNANAN POPÜLİST OYUNLARA BİR SON VERİLMELİDİR!
Son yıllarda Ankara kenti Eskişehir-Konya yolları arasındaki güney-batı aksı boyunca bütüncül bir yaklaşımdan uzak, denetimsiz biçimde yayılmakta, bu bölgede kalan kamusal mekânlar yapılaşma baskısı altında kalmaktadır. Kent yönetimleri ise bu denetimsizliği ve baskıyı ortadan kaldırmak için çaba harcamak yerine bu baskıları siyasi ranta dönüştürmeye çalışmaktadırlar. Ankara kenti içindeki en önemli kentsel kamu mekânlarından biri olan Ortadoğu Teknik Üniversitesi Yerleşkesi ve Yerleşkenin doğal uzantısı Eymir Gölü de bu baskılardan payını almaktadır. Yerleşke alanının ve Eymir Gölünün etrafı yoğun yapılaşma ile çevrilirken, bunun yarattığı olumsuz çevresel etkiler ODTÜ Yerleşkesine ve Eymir Gölüne zarar vermektedir. Üstüne üstlük Yerleşke bütünlüğünü bozucu, “Eymir Gölünün ODTÜ denetimi dışına çıkarılarak mangal sefasına açılması” gibi popülist talepler de Ankara kentini yönetenlerce dile getirilmektedir.
Küresel ısınma sonucunda bu tür talepler; sürdürülebilir kalkınma ilkeleri, çağdaş kent yönetimi ve kent planlaması ilke ve esaslarına aykırı, günü birlik siyasi fırsatçılıkları ifade etmekte olup, Eymir Gölünün bu ve bunun gibi talepler doğrultusunda kullanılması hem Eymir Gölü hem de Ankara Kenti için geri dönüşü mümkün olmayan zararlara sebep olacaktır.
Bu sebeplerle ODTÜ Mezunlar Derneği olarak Ankara’yı yöneten kent yönetimleri ve kamuoyunca aşağıdaki gerçeklerin bilinmesini istiyoruz:
Dünyanın birçok sayılı üniversitesinde olduğu gibi ODTÜ de Eymir Gölünü belli bir sınıf ya da zümreye ayrıcalık sağlamak için değil, öğrencilerinin öğretimi ve kişisel gelişimi için toplumsal fayda elde etmek üzere etkin bir araç olarak kullanmaktadır. Bu sebeple ODTÜ Mezunları bile Eymir Gölüne özel bir kart alarak, denetim altında girebilmektedirler Eymir Gölü halka kapalı değildir. Gölü üniversite öğrencileri hariç herkes denetim altında kullanabilmektedir. Kent ölçeğinde küçük bir göl olan Eymir Gölünün taşıma kapasitesi hali hazırda ODTÜ öğrencilerinin ihtiyaçlarını karşılamaya bile ancak yetmektedir. Üniversite yönetimi bu durumu yerinde tespit ederek gölün kullanımını sınırlandırmıştır. Eymir Gölü’nün kirlenmesindeki ve canlılığını yitirmesindeki temel etmen gölün ekolojik sistemini hayatta tutan dere yataklarının yapılaşmaya açılması ve etraftaki yapılaşmanın yarattığı başta tuzlanma olmak üzere olumsuz etkilerdir. Kent yönetimleri Mogan-Eymir sistemiyle başlayarak Tuz Gölüne kadar yer altı suları ile ulaşan havzayı uygulamalarında dikkate almadıkları için bu olumsuz etkilerin oluşmasında sorumludurlar. Ancak yine de Eymir Gölünün mevcut durumunun iyileştirilebilmesi için ODTÜ’lü bilim adamları ve teknik insanlar tarafından araştırmalar yapılmakta, projeler geliştirilmektedir. Gölün mevcut sorunlarının kaynağı olan yapısal etmenleri ortadan kaldırmak için harekete geçmek yerine, gölü sadece görünümünü düzelterek “mangal sefasına açmak” talepleri kelimenin tam anlamıyla “popülist” bir söylem oluşturmaktadır. Eymir Gölünün yaşatılması için en temel gereklilik parçacı yaklaşımları dayatan rant temelli uygulamalar yerine yürürlükteki üst ölçekli planların uygulanması ve havza temeli bir yaklaşımın benimsenmesidir. İyi niyetli yaklaşımlar Eymir Gölünün kullanımı konusunu bir iktidar sorunu yapıp “bana verin bakın neler yapacağım” demez, kent ve kentli adına katkıda bulunmayı gerektirir. Çağdaş kent yönetimi kentin her noktasını mangal yakılabilir piknik alanlarına dönüştürmeyi değil, kentlilerin kendilerini geliştirebilecekleri farklı faaliyetleri bir arada sunmayı gerektirir. Yukarıda belirtilen gerekçelerle ODTÜ Mezunlar Derneği Yönetimi olarak Eymir Gölünün ODTÜ Yerleşkesinin bir parçası olarak üniversite denetiminde korunmasının gerekliliğine inanıyoruz. Gölün halka açılması gerektiği şeklindeki gerçekleri yansıtmayan talepler yalnızca popülist bir söylemİ ifade etmektedir. Bu sebeple başta belediyeler ve Valilik olmak üzere tüm kent yönetimini Ankara’nın en önemli varlıklarından biri olan ODTÜ’nün doğal uzantısı olan Eymir Gölünün yaşatılması için popülist söylemleri bir kenara bırakıp üniversite ile işbirliği yapmaya ve yapısal önlemleri hayat geçirmeye davet ediyoruz.
ÇHD, Mamak Halk Kültür ve Dayanışma Derneği, Çevre Koruma ve Güzelleştirme Derneği (Araplar), İdilcan Kültür Merkezi, Aka-Der, Boğaziçi-Derbent-Tepecik-Dostlar-Üreğil-Köstence Yıkım karşıtı Halk Komisyonları
Bilindiği üzere Sincan F Tipi Cezaevinde yatmakta olan Erol Zavar, uzun süredir kanser olduğu ve tedavisinin dışarıda yapılması gerektiği halde yapılan birçok başvuruya rağmen kendisi tahliye edilmemektedir. Tedavisi cezaevi koşullarında gereği gibi yapılmadığından sağlığı günbegün kötüye gitmektedir. Erol Zavar'la dayanışma için yarın (Cumartesi) Derneğimizin diğer şube üyelerinin ve Ankara dışından gelen başka kurumların da katılımıyla saat 11:00'da Yüksel Caddesinde yapılacak basın açıklamasından sonra Sincan Cezaevine yürüyüş eylemi yapılacaktır. İlgi ve katılımınızı bekliyoruz.
21 Mayıs Çarşamba günü (yarın) saat 09:45'de Sincan 02.Ağır Ceza Mahkemesinde Genel Merkez Yöneticisi üyelerimiz Özgür Yılmaz ve Kenan Arslan hakkında Sincan Cezaevinde müvekkilleriyle görüşmeye gittiklerinde görevli memuru tehdit ettikleri gerekçesiyle açılan davanın karar duruşması yapılacaktır. Destek ve katılımınızı bekliyoruz.