12 Kasım 2008, Çarşamba günü, Ankara'da, LGBT Hakları Platformu tarafından Basın Açıklaması yapılacaktır.
10 Kasım akşamı kafasına pompalı tüfek ile ateş edilerek saldırıya uğrayan transeksüel Dilek İnce, 11 Kasım'da aramızdan ayrıldı.
Üzüntü içindeyiz çünkü bir arkadaşımız daha heteroseksist nefretin kurbanı oldu ve öldürüldü.
Öfke içindeyiz çünkü sırada hangi gey veya transeksüel arkadaşımız var bilemiyoruz.
Transeksüel Dilek İnce'yi başkentte pompalı tüfek ile vurarak kimler öldürdü ve katilleri bulunacak mı?
Gey Ahmet Yıldız'ı silahla tarayarak kimler öldürdü ve İstanbul polisi katilleri neden hâlâ bulmadı?
Adıyaman'da gey Ege Tanyürek'i kimler intihara sürükledi?
12 Kasım Çarşamba günü öğle namazını takiben Dilek İnce defnedilecek.
Defin işleminin ardından Yüksel Caddesi İnsan Hakları Anıtı önünde basın açıklaması yapılacaktır.
Tarih: 12 Kasım 2008, Çarşamba
Saat: 16:00
Yer: Yüksel Caddesi, İnsan Hakları Anıtı önü
Eşcinsel ve Transeksüel Cinayetleri Politik Cinayetlerdir – Katilleri Biliyoruz!
Eşcinsel ve transeksüel kanlarıyla kirlenmiş ahlakınız batsın!
LGBT Hakları Platformu
Sevgili Arkadaşlar;
Böyle durumlarda duygular nasıl tarif edilir bilmiyorum. Gün geçmiyor ki her gün bir başka kötü haber almayalım. Yüreğim taşlaştı, artık göz yaşı dökemez oldum. Oturduk evlerimizde herkes Dilekle neler paylaştığını anlatıyor. Her anlatım, her yaşadığımız paylaşım sonrası sıra hangimizde deyip derin düşüncelere dalıyoruz. Düşünüyoruz eceliyle ölen transeksüel arkadaşlarımızı. Aklımızı zorluyoruz, üç kişiyi geçmiyor. Evet acaba sıra hangimizde diye düşündükçe herkes sevdiği insanları aklına getirip birbirimizin gözlerine bakıyoruz. Öldürülen transeksüel arkadaşlarımız aklımıza geliyor, kimisi evinde tel iple boğuldu, kimisi paramparça, kimisi tecavüz edilmiş ve bir kenara atılmış, kimisi can havliyle kapıya ulaşmaya çalışırken bıçaklanarak… O kadar çok oldu ki saymakla bitmiyor.
Dilek'in dün gece haberini aldık, Dışkapı hastanesine koşuşturduk. Gördüğümde bu kadar da olmaz diye düşünmeye başladım. Ağzından ve burnundan kanların akması gözümün önünden gitmiyor. İki yıl sonra bu işi bırakacağım diyordu, dilek rahat uyu diyemiyorum, dilek sana söz de veremiyorum, katillerin bulunacak da diyemiyorum, çünkü yarın başıma ne gelecek bilemiyorum. Bir bilinmezi yaşamanın üzüntüsünü içerisindeyim. Bu gün dışarı çıkmadım, ecelimle ölmediğim müddetçe yarın cenazene katılacağımın sözünü verebiliyorum.
Evet ne düşünürsünüz arkadaşlar bilemiyorum her gün birer birer öldürülüyoruz. Ben tıkandım, artık çözüm de üretemiyorum, kollarım yanıma düştü bu maili bile zor yazıyorum. Telefon açan açana, başınız sağ olsun diyen diyene. Bu durumlarda ne denilirdi bilemiyorum. Her defasında dostlar sağ olsun demek de istemiyorum. Dostları bu günde ses yükseltmeye çağırıyorum. Dostlarıma; bir gün sıra bize gelecek, ne zamana kadar bekleyeceğiz, Ahmetler, Dilekler, Sitemler, Eceler, Bakiler… Hangi birisini sayıyım bilemiyorum. "Sen değilsen kim, şimdi değilse ne zaman?" sloganı aklıma geliyor. Ben yeni bir arkadaşımın ölümünü seyretmek istemiyorum, hadi arkadaşlar özel hayatlarımızdan fedakarlık yapıp mücadelemize sahip çıkalım. Daha ne duruyoruz?
İçimde bir öfke volkan gibi, biraz sesim de çıksa transeksüeldir denilip ayıplanılmaktan korkuyorum. Evet transeksüelim, bir zamanlar ses üretemez, başımızın çaresine kendi yöntemlerimizle bakar, son raddeye gelince kriz geçirip medyanın teröristi, insanların da korkulu rüyası olurduk. Şimdi örgütlenmeye başladık insanları yanımıza alıp haklılıklarımızı ortaya koyduk. Gün bugündür, dayanışmanın önemini görmek istiyoruz.
Yarın saat 16:00'da Ankara'da Yüksel caddesindeki başbakanlık insan hakları başkanlığının önünde basın açıklaması ve kefenli eylem gerçekleştireceğiz. her şehirde olaya tepkimizi göstermemizin önemli olduğu açıktır. Ankara'yla sınırlı olmasın tepkimiz.
Eşcinsel ve transeksüel cinayetleri politiktir, katilleri biliyoruz!!!
Aleviler Ankara’ya tarihi çıkarma yapacak ANKARA / Alevi örgütleri, zorunlu din dersine ve Alevilere yönelik ayrımcılığa karşı Ankara’ya yapacakları tarihi yürüyüş için yarın yollara dökülecek. Alevi örgütlerinin ilk kez Ankara’ya yapacağı çıkarma için, tüm Alevi-Bektaşi örgütleri seferber oldu. Hedef, yaklaşık 100 bin kişiyle Sıhhiye Meydanı’nda miting yaparak hem Alevilerin gerçek temsilcilerini göstermek hem de Alevilere taleplerini görmezden gelen AKP hükümetine meydan okumak.
Alevi Bektaşi Federasyonu’nun organize ettiği “Büyük Alevi Yürüyüş” yarın başlıyor. “Ayrımcılığa Karşı Eşit Yurttaşlık” sloganıyla düzenlenecek olan yürüyüş için ABF bünyesindeki tüm örgütler seferber olurken, yerellerdeki Alevi örgütleri de yürüyüşe aktif katılım sağlayacak. Ehlibeyt Vakfı ve Cem Vakfı’nın destek vermediği mitinge siyasi partiler, sendikalar, meslek odaları, sivil toplum örgütleri de destek verecek. Yarın başlayacak yürüyüş 9 Kasım Pazar günü Sıhhiye Meydanı’nda noktalanacak.
UZUN YÜRÜYÜŞ
Yürüyüş grupları yarın şu illerden hareket edecek: “İstanbul, Balıkesir, Çanakkale, Bursa, Eskişehir, Varto, Muş, Bingöl, Tunceli, Malatya. İzmir, Muğla, Antalya, Tarsus, Mersin, Adana, Adıyaman, Maraş, Ordu, Tokat, Samsun ve Çorum.” Yürüyüş grupları, güzergah illerinde buluşarak basın açıklamaları yaptıktan sonra yürüyüş kolları oluşturulacak. Türkiye genelinde 9 yürüyüş kolunun oluşturulacak. Doğu bölgelerinden gelen yürüyüş kolları Cumartesi günü Nevşehir’in Hacıbektaş ilçesinde, batı bölgelerinden gelen kollar da Eskişehir’de buluşacak. Hacıbektaş’ta, Hacıbektaş Veli Dergahı ziyaret edilecek, Eskişehir’de ise kitlesel basın açıklaması yapıldıktan sonra Ankara’ya hareket edilecek.
HEDEF 100 BİN KİŞİ
Pazar günü Ankara Garı önünde toplanacak olan yürüyüş kolları, daha sonra topluca mitingin yapılacağı Sıhhiye Meydanı’na geçecek. Yaklaşık 100 bin kişinin katılmasının beklendiği mitingde Arif Sağ, Yavuz Bingöl, Edip Akbayram, Ferhat Tunç ve Mustafa Özarslan türküler söyleyecek, şair Ahmet Telli de şiir okuyacak. Mitingde, Hacıbektaş Veli Dergahı Postnişini Veliyiddin Ulusoy, ABF Genel Başkanı Ali Balkız, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Genel Başkanı Fevzi Gümüş ile Alevi Kültür Dernekleri Genel Başkanı Tekin Özdil konuşmalar yaparak Alevi toplumunun sorunlarını ve taleplerini sıralayacak.
AKTİF MUHALEFET DÖNEMİ
İlk ve ortaöğrenimde zorunlu din dersinin kaldırılması için AİHM’nin verdiği karara rağmen hükümetin uygulamada değişikliğe gitmemesine tepki gösteren Alevi örgütlerinin temsilcileri, yakın tarihte pek çok katliama uğrayan Alevi toplumunun tepkisini Ankara’ya taşıyacak. Daha önce bir çok miting düzenleyen Alevi örgütleri ilk kez bu çapta uzun bir yürüyüş ve büyük bir miting düzenlemeye hazırlanıyor. ABF yöneticileri, yürüyüş ve mitingi “bir milat” olarak değerlendiriyor. ABF’nin bundan sonraki hedefi de AKP’ye karşı muhalefeti arttırmak ve Alevi toplumun tepkilerini sokakta yansıtmak. Bu nedenle yakın bir tarihte Kahramanmaraş’ta da Maraş katliamının yıldönümü vesilesiyle bir mitin düzenlenecek.
TALEPLER:
Alevi örgütlerinin temsilcileri, mitingde hem zorunlu din dersinin kaldırılması hem de benzer taleplerinin karşılanması için hükümete çağrı yapacak. Başbakan Erdoğan’ın geçen yıl başlattığı Alevi açılımın sönük kalması nedeniyle hükümete tepki duyan Alevi örgütleri, kendilerinin muhatap alınmasını talep edecek. Mitingde şu talepler dile getirilecek.
- Alevilere karşı yapılan ayırımcılık ve haksızlıklara son verilsin.
- Aleviler eşitlik haklarından yararlanmalı.
- Alevilere yönelik Sünni devlet yapılanmasının dışlayıcı ve baskıcı tutumuna son verilmeli.
- Zorunlu din dersleri kaldırılmalı.
- Alevi köylerine zorla cami yapılmasından vazgeçilmeli.
- Cemevlerine ibadethane statüsü verilmeli.
- Hacı Bektaş Dergahı ve diğer Alevi büyüklerine ait dergahlarının yönetimleri Alevi örgütlerine bırakılmalı.
- Diyanet İşleri Başkanlığı kaldırılmalı.
- Ders kitaplarında ve televizyonlarda Alevilere yönelik aşağılayıcı ifadeler çıkartılmalı.
- Hükümet, Alevi toplumunun örgütlerini muhatap kabul etmeli.
Ankara Düşünce Özgürlüğü Girişimi mailini paylaşıma sunuyoruz
[Bildirge]
1. Düşünce [ifade] özgürlüğü, tüm özgürlüklerin temelidir. Fakat düşünce [ifade] özgürlüğü tüm özgürlükleri kapsadığında, bir bütün olarak değer taşır. Bu yüzden bazı özgürlüklerden yana, bazı özgürlüklere karşı olmak mümkün değildir. Düşünce, bilim, estetik yaratıcılık özgürlüğünün diğer tüm özgürlüklere önceliği vardır. 2. Her tarihsel dönemde ve tüm egemenlik biçimlerinde egemen sınıflar özgür düşünceden, özgür tartışmadan ve eleştiriden korkmuşlardır. Zira, geçerli egemenlik ilişkilerini korumanın ve sürdürmenin yolu, yeni, orjinal, aykırı, paradigma yıkıcı fikirleri yasaklamaktan ve cezalandırmaktan geçer. Bu yüzden düşünce özgürlüğü sorunu, doğrudan sınıflar mücadelesini angaje eden bir şeydir. 3. Dolayısıyla düşünce [ifade] özgürlüğü ekseri ve sanıldığının aksine soyut birşey değildir. Boşuna fikirlerin sonuçları vardır ya da fikirler kitlelere mâlolduğunda maddi birer güç haline gelirler denmemiştir. Eğer düşünce gerçekleşirse, mutlaka sosyal, politik, ideolojik, vb. sonuçları olacaktır. Önemli bir husus da düşüncenin gerçekleşmesi sorunudur. Düşüncenin gerçekleşmesi, realize olması dört aşamada mümkün olur: tasarlama, ifade etme, kitlelere ulaşma ve yeni fikirler doğrultusunda örgütlenmenin önünün açık olması. Örgütlenme aşamasına varmayan düşünce gerçekleşmiş olmaz. Elbette bizzat düşüncenin ifade edilmesi önemsiz değildir ama yeterli de değildir. 4. Türkiye’de yaklaşık 80 yıldır bağnaz bir resmi ideoloji geçerli. Bu durumu açıklayan çok sayıda neden bulunmakla birlikte, söz konusu nedenler hiyerarşisinde Kürt sorunu ve militarizm başat bir yer tutmaktadır. Dolayısıyla düşünce [ifade] özgürlüğünün önündeki engeller hiyerarşisinde Kürt sorununun çözülmesi ve militarizmin teşhiri kritik bir öneme sahiptir. Başka türlü ifade etmek istersek, Kürt sorununun çözülmesiyle düşünce özgürlüğünün gerçekleşmesi arasında tuhaf bir diyalektik belirleyicilik ilişkisi mevcuttur. Fakat nihai tahlilde belirleyicilik ilişkisinin yönü düşünce özgürlüğünden Kürt sorununa doğrudur. 5. Geride kalan yaklaşık onyılda insan haklarından, demokratikleşmeden, vb. çok söz edildi. Oysa söylemle gerçek durum arasında bariz bir uyumsuzluk var. Polis devletine doğru hızlı bir gidiş söz konusu ve giderek askerî veyaset etkisini artırıyor. Aslında demokratikleşme ve özgürlükler alanını genişletme söyleminin reel bir karşılığı yok. Söz konusu olan, başta Coca-Cola aydınları olmak üzere, kitleleri aldatmayı ve oyalamayı amaçlayan ideolojik bir manipülasyondan... AB’ye uyum adı altında bazı yasa maddelerinin ‘değiştirilmesi’, sadece yasa maddelerinin numaralarını değiştirmekle sınırlı... Bazı yasalar değiştirilir veya yürürlükten kaldırılırken, yenileri yürürlüğe konuyor. Kaldı ki, her maddenin çok sayıda yedeği olduğu da biliniyor. Bu durumun teşhir edilmesi büyük önem taşıyor. Yasalarda yapılan ve yapılacak değişiklik elbette önemsiz değildir ama geçerli devlet anlayışı ve devlet-toplum ilişkisinin mahiyeti değişmedikçe, bu alanda kayda değer ilerlemeler beklemenin reel bir karşılığı yok... 6. Şimdilerde küresel neoliberalizm [emperyalizm] çağında özgürlüklerden çok söz ediliyor ama orada söz konusu olan ezilenlerin, sömürülenlerin anladığı, anlamak istediği özgürlükler değil. Sermayenin sömürüsünün önündeki engellerin kaldırılması, özgürlükler alanının genişlemesi olarak sunuluyor. Esasen söz konusu olan tam bir seçim ve temsil mistifikasyonu olan liberal demokrasi’den başka birşey değildir. Başka türlü ifade etmek istersek: sömürü, yağma ve talan özgürlüğü... Emekçi sınıfların örgütlü/kollektif mücadele sonucu elde ettiği kazanımları geri almak, onları bulundukları mevzilerin de gerisine püskürtmek üzere yürütülen saldırı tuhaf bir şekilde özgürlükler ve demokratik alanın genişlemesi olarak sunuluyor. Ezilen/sömürülen sınıfların örgütlerine ve örgütlü mücadelesine savaş açılmışken, ‘sivil toplumu güçlendirmekten’, insan haklarının ve özgürlüklerin temeli hızla aşındırılırken de demokratikleşmeden ve insan haklarından çok söz ediliyor. Oysa söz konusu olan, gerçek dünyada reel bir karşılığı olmayan, asıl amacı küresel kapitalist saldırıyı [emperyalizmi], neoliberal çılgınlığı meşrulaştırmak olan zehirli bir söylemdir. 7. Şimdilerde dünyanın her yerinde ‘demokrasi’ olarak sunulanın gerçek anlamda demokrasiyle ilgisi retorikten ibarettir. Politika alanı tam bir sirk oyununa dönüşmüş durumda. Siyasetin asıl işlevi, kitleleri depolitize etmek, onları kendi sorunlarına yabancılaştırmak, kafaları bulandırarak daha iyi bir toplum düzeni ve gelecek umudunu karartmaktır. Artık ‘hukuk devleti’ denilen de kapitalist tiranlığın ideolojik maskesinden başka birşey değil. Politika ve politikacılar sermayenin ayak işlerine koşulmuş durumda ve yegâne amaçları ve kaygıları sermayenin tekyanlı çıkarını gerçekleştirmek... Elbette bal tutanın parmağını yalaması işin doğası gereğidir. 8. Yaşadığımız süreç, demokratik haklar ve özgürlükler alanının genişlemesi yönünde değil, daralması yönünde yol alıyor. Fakat bu verili, mukadder, kaçınılmaz birşey değil. Büyük İnsanlığın bu kapsamlı saldırı karşısında sessiz ve tepkisiz kalması mümkün değildir. Sermayenin baronlarının daha çok baskı ve şiddete başvurmadan sömürüyü derinleştirmeleri mümkün değil. Bu yüzden bir yandan demokrasiden, insan haklarından, vb. söz edilirken, diğer yandan heryerde baskı aygıtı takviye edilmek isteniyor ve ediliyor. Saldırı karşısında durabilmenin ve saldırıyı püskürtmenin yolu, öncelikle süreci anlamaktan, bilince çıkarmaktan ve teşhir etmekten geçiyor. Boşuna anlamak aşmaktır denmemiştir... 9 Şimdilerde kamuoyunu meşgul eden ‘tartışmaların’ toplumun gerçek gündemiyle bir ilgisi yok. Asıl gündemlerin yerini, ideolojik fabrikasyon eseri olan sahte gündemler almış durumda. Emekçi kitleler sahte gündemlerle, gösteri endüstrisi aracılığıyla, medyayla, televizyon dizileriyle, insanı insanlıktan çıkaran reklâmlarla, futbolla, vb. alıklaştırılıp, oyalanırken, sermayenin sömürü temeli takviye ediliyor. Rejim giderek daha çok devlet terör rejimine dönüşüyor... 10 Böylesi bir küresel gericilik döneminde “gerçeği söylemek -başlı başına- ilerici/devrimci bir eylemdir” denmiştir. Biz bu metnin altında imzası bulunanlar, özgürlüğün başkasının özgürlüğü olduğu tespitinden hareketle, düşüncelerinden, rejime yönelik eleştiri ve eylemlerinden dolayı devletin hışmına uğrayan, kovuşturulan, yargılanan, cezalandırılan, işkence gören, hapsedilen... dostlarımızla, kardeşlerimizle dayanışma içinde olmayı sadece entellektüel sorumlluğunun bir gereği değil, aynı zamanda varlık nedenimizin temeli olarak da görüyoruz. Böyle bir çaba içinde olmak, sadece rejimin hışmına uğrayanları ve kendimizi savunmak değil, sömürü, baskı, şiddet ve teröre maruz kalmış geniş emekçi kesimlerin özgürlüğü ve daha iyi bir gelecek için de mücadele etmektir. Dolayısıyla gerçek aydın tavrını ortaya koymak önemlidir. Bu amaçla biraraya geliyoruz, varlık nedenimizin ve misyonumuzun gereğini yapmaya kararlı olduğumuzu ilan ediyoruz...
Yapı ve işleyiş
1. ‘Ankara Düşünce Özgürlüğü Girişimi’ enformel bir girişimdir. Bu, bürokratik olumsuzluklara imkân vermemek, değilse asgariye indirmek üzere yapılmış bilinçli bir tercihtir. 2. İşleyiş tamamiyle gönülülük esasına dayanır. 3. Faaliyetlerin ‘finansmanı’ gönüllü katılımcıların katkılarına, bireylerin ve kurumların bağışlarına dayanır. 4. ‘Girişim’, bildirgede belirtilen esaslar ve çizilen genel çerçeve dahilinde faaliyette bulunur. Bununla birlikte etkinlik alanının sınırının çizilmesi önemlidir. Başlıca faaliyet alanlarından biri, yaşananları bilince çıkarmak, politik ve ideolojik manipülasyonları, ve uygulamaları teşhir etmek ve düşünceleri ve eylemlerinden ötürü rejimin hışmına uğrayan –yargılanan, ceza alan, işkenceye ve ‘kötü muamemeleye’ maruz kalan özellikle Ankaradaki dostlarımızı ve kardeşlerimizi başta moral dayanışma içinde olmak üzere, gerekli yöntem ve araçlarla, olanaklar ölçüsünde desteklemektir. 5. Girişimin ikinci önemli faaliyet alanı, olup-bitenlerin geri planını sorgulamaktır. Bu amaçla araştırma, bildiri, konferans, panel, sempozyum ve yayınlarla rejimi teşhir etmektir. Girişim bu amacı önemser ve bu konuda yapılacaklara öncelik verir. Zira, 4. Madde de sayılan alanlarda başka örgütler ve girişimler zaten faaliyet göstermektedir, dolayısıyla alan boş değildir. 6. Kararlar girişim üye çoğunluğunun mevcut olduğu toplantılarda oy çokluğuluyla alınır. Üye çoğunluğuyla yönetim arasında bir yabancılaşmaya meydan vermemek için bir yönetim veya yürütme kuruluna yer verilmez. Sadece koordinasyonu sağlayan iki kişiden oluşan bir sekretarya seçilir. Sekretarya üyeleri her zaman yenilenebilir ve görevden alınabilir... Sekreterya koordinasyonu sağlar ve gerekli gördüğünde genel toplantı talep edebilir. Üyelerden her biri de genel toplantı çağrısı yapabilir. Bunun dışında her altı aylık dönemler için olmak üzere iki de girişim sözcüsü seçilir. Sözcüler girişimi dışarıya karşı temsil eder. 7. Toplantılar, sürekli bir ‘yer’ bulununcaya kadar Türkiye ve Ortadoğu Forumu Vakfı [ Özgür Üniversite] genel merkezinde yapılır.
1) Eğitim Sen 5 Nolu Şube: Yükseköğretim sisteminin AKP tarafından YÖK eliyle yeniden yapılandırılarak, gerici ve piyasacı bir üniversite programının dayatıldığı içinde bulunduğumuz kritik süreçte, YÖK'ün kuruluş yıldönümü olan 6 Kasım'da YÖK önünde "Bilimsel, Demokratik, Kamusal ve Özerk Üniversite" talebinin dile getirileceği basın açıklamasına kitlesel katılım sağlanması hususunda gereken örgütsel duyarlılığın gösterilmesini rica ederiz. YER: YÖK Önü, 6 Kasım Saat: 11:00 NOT: Saat 09:30'da Sıhhiye köprüsü üzerinden otobüs kaldırılacaktır.
2) Öğrenci grupları ortak eylemi Ankara Kızılay Sakarya'da toplanılacak ve Yüksel'e yürüyüş yapılacaktır. Saat: 16:00'da Yüksel'de Basın Açıklaması yapılacaktır.
3) 7 Kasım'da gençlik federasyonunun; 11 ile 16.00 arasında yükselde oturma eylemi bir grup da imzaları yök'e iletmeye gidecektir
Kitap Fuarı’nda ‘özgürlük’ kampanyası: Yayıncı Mehmet Ali Varış tutuklandı
[Sesonline] İSTANBUL- Belge Yayınları teknik sorumlusu, Tohum Yayınları’nın eski yöneticisi Mehmet Ali Varış yayınladığı bir yazı nedeniyle aldığı mahkumiyetten ötürü Metris Cezaevi’ne konuldu. Gıyabında verilen 20 bin YTL tutarındaki para cezası tebligatı eski adresine yapılan Varış, Yargıtay’a itiraz hakkını da zamanında müdahale edememesinden ötürü kullanamayınca cezası kesinleşti. TÜYAP İstanbul Kitap Fuarı’nda yazar ve yayıncılar “Varış’a Özgürlük” imza kampanyası başlattı...
Davaya ve mahkumiyete konu olan yazı hakkında dönemim DGM’lerince 2 kez ‘beraat’ kararı verilmesine karşın; Yargıtay’ın mahkumiyette ısrar etmesi üzerine ceza kesinleşmişti.
Mehmet Ali Varış, gıyabında devam eden davanın mahkumiyetle sonuçlandığını rastlantısal olarak, polisin yaptığı “kimlik kontrolünde” anladı.Davasının ağır para cezası ile sonuçlandığını, para cezasının ödenmemesi üzerine de hapis cezasına çevrildiğini tesadüfen öğrenen Varış; 28 Ekim’de apar topar tutuklanarak Metris Cezaevi’ne konuldu.
TÜYAP’TA İMZA KAMPANYASI
Olayla ilgili olarak 27.cisi gerçekleştirilen İstanbul TÜYAP Kitap Fuarı’nda da bir imza kampanyası başlatıldı.
Mehmet Ali Varış’a Özgürlük” başlığı ile başlatılan imza kampanyası metninde şöyle denildi:
“AKP Hükümeti’min Terörle Mücadele Yasası (TMY)’de yaptığı ve basına ağır para cezaları getiren düzenlemeye eski Cumhurbaşkanı A. Necdet Sezer tarafından itiraz edildiği ve bozulması istemiyle Anayasa Mahkemesi’ne başvurulduğu halde, bazı konularda çok hızlı karar verebilen Anayasa Mahkemesi bu konuda yıllardır bir karara varmadı. Bu haksız uygulamanın ilk “kurbanı” da yayıncı Mehmet Ali Varış olmuştur. Bu durumu protesto ediyor ve M. Ali Varış’ın yüz yüze kaldığı bu haksızlığın bir an önce giderilerek serbest bırakılmasını ve bu haksız kararın bozulması için Yargıtay’a başvuru hakkının kullanımına olanak tanınmasını yazar ve yayıncılar olarak talep ediyoruz...”
Metne imza atmak isteyenlerin, “Mehmet Ali Varış’a Özgürlük” yazarak, ad / soyadı ve meslek bilgileri ile birlikte belgeyayinevi@hotmail.com adresine bir ileti göndermeleri istendi.