Ana Sayfa arrow Forum arrow Son Mesajlar Son Mesajlar
Sayfa: 1 2 3 [4] 5 6 7 8 9 10
 31 
 : Ekim 17, 2008, 11:10:16 ÖÖ 
Başlatan Ç.H.D - Son mesaj Gönderen: Ç.H.D
EMPERYALİST SAVAŞA MİLLİYETÇİLİĞE VE SÖMÜRÜYE KARŞI ÖZGÜR ANADOLU VE HALKLARIN KARDEŞLİĞİ İÇİN DÜZENLEDİĞİMİZ                                                                                                                                                             
ANADOLU KÜLTÜR VE ARAŞTIRMA DERNEĞİ 1.OLAĞANÜSTÜ GENEL KURULU’NA KATILIMINIZI BEKLERİZ.
 
Bölgemizde sürdürülen Emperyalist Savaş ve emeğe yöneltilen saldırılar, yükseltilen milliyetçilik dalgası ile gölgelenmeye çalışılıyor. Kan gölü içinde boğulmaya çalışılan geleceğimizdir!
 Özgür bir Anadolu ancak Halkların Kardeşliğini örgütleyebildiğimiz ölçüde hayat bulacaktır topraklarımızda. Aramıza düşmanlık tohumları ekenler, bu korku ve karışıklık ortamında kirli oyunlarını daha rahat sahnelemekte ve gizlemektedirler. Sömürüye ve adaletsizliğe karşı direnen, Türk İslam çerçevesine sokamadıkları her unsur düşman ilan edilerek Anadolu’da emek ve özgürlük hareketi sindirilmeye çalışılıyor.
       2003 yılında bu asimilasyon ve katliamlara dur demek, Anadolu Halklarını tarihi ve kimliğiyle barıştırmak amacıyla emekten yana bir gelecek kurmak adına kurulan derneğimizin 1.Olağanüstü Genel Kuruluna katılımınızı bekliyoruz.
 
                                                                      AKA-DER YÖNETİM KURULU ADINA
                                                                                       İBRAHİM AKYOL
 
 
GENEL KURUL                                                       
 
YER:              İNŞAAT MÜH.ODASI NECATİBEY CD.NO:57 RÜŞTÜ ÖZAL SALONU
TARİH:           9 EKİM 2008 PAZAR 10:00-19:00
 
İLETİŞİM İÇİN: TUZLUÇAYIR MAHALLESİ 22.SOK NO:14  MAMAK   ANKARA
                         :  0312 365 94 92       MAİL:
 
GENEL KURULA MESAJLARINIZ İÇİN: akader1@mynet.com

 32 
 : Ekim 08, 2008, 01:16:58 ÖS 
Başlatan Ç.H.D - Son mesaj Gönderen: Ç.H.D
Karanlığa İnat Kardeşlik Türkülerimizi Birlikte Söyleyelim

KARDEŞ TÜRKÜLER
ve

BGTS DANSÇILARI

Anadolu Gösteri ve Kongre Merkezi

   11 Ekim 2008  Cumartesi /18.00

Davetiyeleri Halkevleri Genel Merkezinden ve Şubelerinden Temin edebilirsiniz


http://halkevleri.org.tr/yenisayfa.php?no=3948


 33 
 : Ekim 08, 2008, 01:15:57 ÖS 
Başlatan Ç.H.D - Son mesaj Gönderen: Ç.H.D
Sayın ÇAĞDAŞ HUKUKÇULAR DERNEĞİ,

ODTÜ Mezunları Derneği Enerji Komisyonu tarafından 11 Ekim 2008 Cumartesi, saat 13.30'da "İklim Değişikliği, Kyoto ve Karbon Ticareti" konulu bir panel düzenlenecektir.

İklimler ve dünyamız değişiyor. Doğal ve ekolojik felaketler hızla artıyor. Enerji savaşlarının yerini, artık ekolojik göçler, su ve yiyecek savaşları alacaktır. Bu panelde, yaşadığımız iklim değişikliğinin nedenleri, sonuçları ve çözüm önerileri masaya yatırılacak; Kyoto Protokolu ve Karbon Ticareti’nin sürece etkileri tartışılacaktır.

Etkinliğimize katılmanız dileğiyle saygılar sunarız.

ODTÜ Mezunları Derneği

Panel: "İklim Değişikliği, Kyoto ve Karbon Ticareti "

Konuklar:

Oğuz TÜRKYILMAZ (IE'73)
TMMOB MMO Enerji Komisyonu Başkanı

Dr. Aslı Sezer ÖZÇELİK (GEOE'94)
Pioneercarbon Türkiye Genel Müdürü

Gülçin ÖZSOY
REC Türkiye İklim Değişikliği Proje Yönetici Yrd.

Panel Yöneticisi:

Arif KÜNAR (EE'89)
ODTÜ MD Enerji Komisyonu Üyesi

Tarih: 11 Ekim 2008 Cumartesi
Saat: 13.30
Yer: ODTU Mezunları Derneği, Vişnelik Salonu

******************************
ODTÜ Mezunları Derneği
428. Sokak 100. Yıl 06530 ANKARA
Tel: 0312 286 79 79
Faks: 0312 287 75 00
e-posta: odtumd@odtumd.org.tr
internet: http://www.odtumd.org.tr <http://www.odtumd.org.tr/>

 34 
 : Eylül 24, 2008, 01:25:52 ÖS 
Başlatan Ç.H.D - Son mesaj Gönderen: Ç.H.D
Ankara Düşünceye Özgürlük Girişimi mailini paylaşıyoruz;

Bilindiği üzere, 301. Maddede yapılan değişiklik uyarınca, bu maddeye dayanarak dava açılması ve açılan davaların sürdürülmesi, Adalet Bakanlığının iznine bağlanmıştır.

Adalet bakanı Mehmet Ali Şahin 15 Eylül 2008 tarihinde, Hrant Dink’in katledilişi üzerine Ankara’da düzenlenen toplantıda yaptığı konuşmada, “Tarihimizde bir soykırım vardır. Adı Ermeni Soykırımıdır. Hrant bu gerçeği hepimize kanı canı pahasına anlattı. Suç işliyorum, herkesi suç işlemeye çağırıyorum. Bu katil devlet karşısında suç işlemeyenler Hrant Dink cinayetine ortak olanlardır. Dün Ermenileri katledenler bugün Kürt kardeşlerimize de saldırmaktadırlar. Halkların kardeşliğini isteyenler bu tarihle hesaplaşmak zorundayız” ifadelerini kullanan yazar Temel Demirer’ e açılan davanın sürdürülmesine izin verdi.

Bizler, Temel Demirer’ in ve 301.’den yargılanan diğerlerinin Adalet Bakanlığının “şefaati”ne ihtiyacı olmadığının bilincindeyiz. Bu nedenle Bakan’a “neden izin verdin?” diye soracak değiliz.

Ancak bu “iznin” başka bir şeyi Türkiye’nin Kronikleşmiş “demokratikleşememe” sorunlarını çözmeyi değil, halı altına süpürmeyi yeğleyen AKP “demokrasisi”nin içyüzünü teşhir ettiği kanısındayız. AB çevreler ve batı dünyasında tepki çekecek, gürültü koparacak isimlerin yargılanmasının önünü kesen ancak medyatik olmaktan uzak durmayı seçmiş. Arkasında holding medyalarının hiç birinin desteği olmayan kişilerin “suçlu”luğuna peşinen hüküm veren bir “derin devlet” yardakçılığı.. Yargıya “şuna dokunmayın, şuna dokunabilirsiniz” diye yol gösteren bir yürütme anlayışı… 301 sanıklarını “1. sınıf” ve “2.sınıf” olarak tasnif eden bir “devletlu” ulufeciliği…

Bu nedenledir ki biz, aşağıda imzası bulunanlar, bu ülkenin gerçek anlamda “demokratikleşme”sinin yasa maddeleri üzerinde “makyaj” nitelikli tadilatlarla değil 301 ve TCK ve diğer yasalardaki düşünce, ifade ve örgütlenme önünde engel teşkil eden tüm yasaların ve maddelerin toptan kaldırılmasıyla açılacağına inancımızı bir kere daha ifade ediyor, Temel Demirer şahsında tüm “Düşünce suçluları” ile dayanışmamızı dile getiriyoruz.

 35 
 : Eylül 24, 2008, 01:07:47 ÖS 
Başlatan Ç.H.D - Son mesaj Gönderen: Ç.H.D
mail ile elimize ulaşan yazıyı paylaşıyoruz

9.YILINDA ULUCANLAR KATLİAMI VE MERKEZ KAPALI’NIN YEDİVEREN GÜLLERİ
25 Eylül’ü 26 Eylül’e bağlayan gecenin sonunda sabaha doğru gelmişlerdi…
Koğuşun tavanındaki mazgallardan, gözetleme kulelerinden gaz bombalarıyla, mermilerle saldırıyorlardı.
Bir yandan da; Habiiip!... İsmeeet!... Cemaaaal!... Sadıııık!... Enveeer!... nidalarıyla alacakaranlığın sessizliğini yırtarak öldürecekleri insanların ismini okuyorlardı!..
Devletin elinde, dört duvar arasındaki devrimci sosyalist tutsaklara karşı planlı, programlı, tasarlanarak hazırlanan bu devlet katliamını; sabahın erken saatlerinden, hatta operasyonun başladığı alacakaranlıktan itibaren televizyon kanalları; “Ankara Ulucanlar Cezaevinde İsyan” !... diye duyuruyorlardı!...
Oysa “İSYAN” dedikleri şey 19 Eylül’de başlamış 25 Eylül’de “anlaşma” ile sonuçlanmıştı.
Yıllardır 20-30 kişi kapasiteli; “devletin at ahırından bozma” koğuşlarda balık istifi 80-90-100 kişi kalan devrimci siyasi tutsaklar; “nefes alamıyoruz, bize bir koğuş daha açın” diye cezaevi idaresine, Adalet Bakanlığı’na dilekçe üstüne dilekçe vermişlerdi. Her seferinde de; “tamam bu sefer çözeceğiz, Adalet Bakanlığı’ndan onay bekliyoruz…” diye oyalanmışlardı.
En son sayı 120’ye çıktığında artık tahammül sınırları çoktan aşılmıştı ve hala olumlu bir gelişme yoktu.
Onlar da bir gün havalandırmanın duvarında eskiden açık olup sonradan tuğla ile örülen kapıyı yeniden açarak yan tarafta 15-20 adli tutuklunun bulunduğu 7. koğuşa geçerek “nefes alabilecekleri bir ikinci koğuş” sorununu yine cezaevi içinde fiilen çözmüşlerdi. Cezaevi idaresinden de bu durumu onaylamalarını ve yeni geçtikleri koğuşun boya ve badanasını yapmak üzere kireç-fırça ve boya istiyorlardı.
“İsyan” dedikleri buydu!..
Tıpkı Yılmaz Güney’in ünlü “Duvar” filmine konu olan “Sübyan koğuşundaki isyan” gibi idi. Onlar da kışın zemheri soğuğunda sobasızlıktan, kırık camlar nedeniyle kar, yağmur ve rüzgarda titremekten ve kişi başına günde verilen bir ekmekle doymadıklarından “soba, pencere camı ve iki ekmek” talebiyle “isyan” etmişlerdi.
Bu kez bir hafta boyunca avukat ve aile görüşünün yasaklandığı, her an bir saldırı olur korkusuyla ailelerin ve demokratik kitle örgütü temsilcilerinin cezaevi karşısındaki parkta sabahladığı “gerginlik” 25 Eylül 1999 Cumartesi günü “anlaşma” ile sonuçlanmıştı.
Koğuş temsilcileriyle cezaevi savsısı ve yönetimi arasında tutsakların vekili üç avukatın tanıklığında anlaşma yapılmış, koğuşlarını boyamaları için kireç, boya, fırça v.b. badana-boya malzemesi de verilmişti.
…Ve o gün Cumartesi olmasına rağmen Eski İHD Genel Başkanı, FİDEF Genel Başkan Yardımcısı Akın BİRDAL tahliye edilmişti.
O gün bu tahliyeye kimse bir anlam verememişti.
Hatta bunu da devletin bir “iyi niyet jesti” gibi algılayanlar bile olmuştu.
O gecenin sabahında kanlı saldırı başladığında işin rengi açığa çıkacaktı…
Çok sevdiklerinden değil ama bir süre önce İHD Genel Merkezindeki bir suikastte kıl payı ölümden dönen Akın BİRDAL’a bu kez devletin güvencesi altındaki bir cezaevinde halel gelirse bunu dünya kamuoyuna anlatmakta zorlanacaklardı. İçeri saldıkları “ekibin” Akın BİRDALl’ı sağ bırakabileceklerine de güvenemedikleri için olsa gerek, cumartesi günü de olsa apar topar tahliye etmişlerdi.
İlk saldırıda kurşunla yaralanan Ümit Altıntaş, Abuzer Çat ve henüz 17’sinde cezaevine düşen Zafer Kırbıyık katledilmişti. Habip Gül ise ağır yaralanmıştı. Kalanlar gaz bombaları ve makineli tüfek tarakaları arasında yan taraftaki 4.koğuşa geçmişlerdi.
Ranzalar-yataklar-yastıklar siper; içi su dolu leğenler ve ıslak havlular-çarşaflar gaz bombalarına karşı savunma araçlarıydı.
Uzaktan avlayamadıkları tutsakları dışarı çıkarmak için itfaiye araçlarını yardıma çağırmışlardı.
Melih Gökçek’in Büyükşehir Belediyesi’nden gönderilen itfaiye araçlarından 4. Koğuşa, havalandırmaya insan boyuna kadar köpük sıkılmıştı.
Yangın söndürmede kullanılan köpük bu olayda insan boğmakta, yine yangın söndürmede kullanılan uzun demir kancalar insan avlamakta kullanılmıştı.
Saatler süren tüfekli, gaz bombalı, köpüklü, kancalı saldırıyla direnç kırıldıktan sonra havalandırmaya dalan robocoplar yaralı ve bitkin tutsakları cam kırıkları üzerinden ayaklarından tutup kafa üstü sürükleyerek 500m ötedeki hamama götürmüşler, kullanılan zehirli gazlar saptanmasın diye üzerlerindeki tüm giysiler çıkarılıp çırılçıplak üst üste hamama yığılmışlar, sonra da kalaslarla öldüresiye dövülmüşlerdi.
Bununla da yetinmemişler, kimisine özel işkenceler uygulamışlardı…
Kalas darbeleriyle bütün vücudu, göğsü, omuzları, boynu, kafatası mosmor ve paramparça hale gelen İsmet Kavaklıoğlu’nu ayrıca hızar atölyesine götürüp belini 15 cm uzunluğunda 2 parmak derinliğinde hızarla kesmişler, hayalarını, cinsel organını, bacaklarını kasatura darbeleriyle parçalamışlardı. En son çenesinin altından sıktıkları, kafatasında sol kulağının arkasında kalan kurşun çekirdeğini kasaturayla kanırtarak çıkarmışlardı.
Cemal Çakmak’ın bacaklarını delip geçen uzun namlulu kurşun yaralarına kalın demir mıhlar çakmışlar, göğsüne sıktıkları kurşunla “öldü” deyip; “leşini ordan alsınlar” diyerek Çankırı’ya gönderdikleri ring arabasının içine atmışlardı.
Sabahın ilk saatlerinde vurulan Habip Gül, kanı çekilinceye kadar hastaneye gönderilmemiş, öğleye doğru hastaneye götürülürken öldürülmüştü. Yüzü-gözü kasatura darbeleriyle paramparça edilmişti!..
Halil Türker’in karnı itfaiye kancası ile yarılmıştı.
……………………………
9. yılında hala bu vahşeti anlatmaya kelimeler yetmiyor…
Onlar; bacı, kardeş, eş ve çocuktular… Sömürü ve zorbalığın olmadığı sosyalist bir ülke ve dünya düşü -düşüncesi ile yola çıkmışlardı. Bir işçi mitinginde bildiri dağıtırken, bir memur mitinginde pankart taşırken izlenmiş, evlerine, işyerlerine yapılan baskınlardan götürülüp, işkenceli polis sorgularında alınan ifadelerle 15-20 yıla mahkum edilmişlerdi…
Her şey baş-göz üstüne ama cezaevinde de olsa insan her zaman insandı. Balık istifi tıkıldıkları koğuşlarda fareler gibi havasızlıktan ölmek yerine nefes alabilecekleri bir koğuş istemişlerdi ve istemekle kalmayıp yan taraflarında bomboş duran olanağı fiilen kullanmışlardı.
Bu son derece masum ve insani talepleri karşılandığında da kimsenin burnu kanamadan 1 hafta süren direnişlerine son vermişlerdi.
Ama onlara “terörist” diyen devlet, onlarla yaptığı anlaşmayı demokratik kamuoyunu, ailelerini, avukatlarını kandırmak için iki yüzlü bir manevra olarak kullanmış, 24 saat bile beklemeden sabaha doğru içeriye saldığı ölüm mangalarıyla canlarını almaya gitmişti.
Her türlü puşt işi zulme hazırlıklı olan onlar galiba bu kadarını da bu devletten bile beklememişlerdi. Yine de dört duvar arasında bütün güçleri ile direnmişlerdi.
Katliamdan hemen sonra Kızılay Meydanı’ndaki protesto eyleminde Merkez Kapalı’nın yediveren gülleri ile çekilmiş fotoğrafı ile o her zamanki ağlarken gülümsermiş gibi, gülerken ağlarmış gibi duran hali ile, capcanlı, insanın gözünün içine bakan Abuzer Çat’ın görüntüsü yürekleri dağlıyordu.
9 yıl sonra da onlar  anmalarda, etkinliklerde koro halinde söyledikleri şarkıdaki gibiydiler.
 “…dimdikti başları
yiğit yoldaşların
kızıl güller- karanfiller içinde…”
Onlar bugün de taptaze anılarımızda Merkez Kapalı’nın yediveren gülleri idi.
9 yıl sonra 10 kişiyi katleden, 100’e yakınını yaralayan katiller hala aramızda… kimseye bir ceza verilmiş değil…
O günkü ölüm mangasının başında tanıdık bir isim; yıllar sonra Hrant Dink cinayetinde adı ön plana  çıkan Trabzon İl Jandarma Alay Komutanı Albay Ali Öz!..
Devletin muhalif tutsaklara saldırısı Ulucanlar’la sınırlı kalmadı.
O bir provaydı.
1 yıl sonra 19 Aralık 2000’de 32 kişinin katledildiği, yüzlercesinin yaralandığı, büyük cezaevi saldırısının adını da “Hayata Dönüş” operasyonu koymuşlardı utanmazca…
Onun da hesabını soran olmadı…
Bugünlerde çokça;” demokratikleşme, Ergenekon, çetelerden hesap sorma” iddiaları havada uçuşuyor.
Beri yanda devletin kirli yüzünü deşifre eden başta Temel Demirer gibi aydınlara peş peşe davalar açılmaya devam ediliyor.
    Bu konuda bir iç tutarlılıktan geçtik bir parça samimiyetten söz edilecekse Fırat’ın öte yakasındaki faili meçhullerin ve elbette cezaevindeki devrimcilere yönelik katliamların hesabı sorulmalıdır.
Yoksa ozanın dediği gibi;
“sabahın bir sahibi var
Sorarlar bir gün sorarlar…”
Özgür ve sisteme aykırı düşünmenin, bu düşünceler doğrultusunda mücadele etmenin suç olmadığı, aykırı düşünenlerin işkenceye, zulme uğramadığı, öldürülmediği; öldürenlerden, kılına dahi dokunanlardan hesap sorulduğu bir ülke yaratıncaya kadar hangimiz özgür, hangimiz güvencede olabiliriz ki?..
Devrimci tutsakları ruhen teslim almak için kanlı katliamlar pahasına açtıkları “5 yıldızlı otel konforundaki” F-tipi cezaevinde bugün darbeci emekli paşaların çok değil 1 ay gibi kısa bir sürede mesafe algısını kaybedip merdivenden yuvarlanarak boynunu kırması da tarihin bir ironisi olsa gerek.
Ne demişler?..
“Keser döner sap döner. Bir gün dönüp sahibini de keser…”
Kime niyet açılan F -tipi zindanlar açık kaldıkça daha kimleri konuk eder?
Kim bilir?..
22 Eylül 2008 ANKARA
MAHMUT KONUK

 36 
 : Eylül 24, 2008, 12:31:52 ÖS 
Başlatan Ç.H.D - Son mesaj Gönderen: Ç.H.D
mail aşağıdadır

Sevgili dostlarım,
Aşağıda seçili link'i tıklamanızı rica ediyorum, bunun ötesinde hukukçu ve akademisyenlerin, web sitemizdeki dava 1. dosyasını incelemelerini rica ediyorum.
****
Sayın hukukçular, Devletin polisi suç işlediği zaman, mutat senaryolarını nasıl devreye soktuklarını merak edenleriniz varsa, web sitemizin dava 1 dosyasını lütfen incelesinler, eksikliklerimizi lütfen bize bildiriniz.
Saygı ve sevgilerimle.
 
http://www.barantursun.com/
 
Mehmet Tursun
İzmir'de polis tarafından, arkadan ve nişan alarak açılan ateş sonucu öldürülen, Baran Tursun'un babası

 37 
 : Eylül 23, 2008, 12:58:31 ÖS 
Başlatan Ç.H.D - Son mesaj Gönderen: Ç.H.D
Sayın Üyemiz

24 Eylül 2008 tarihinde Akkuyu nükleer santralinin ihale süreci
başlayacaktır. Konu  ile ilgili olmak üzere derneğimizin de bileşeni
bulunduğu Nükleer  Karşıtı Platformca 24 Eylül 2008 tarihi saat 13:00’da
Enerji Bakanlığı önde basın açıklaması yapılacaktır.

Tüm dernek üyelerini açıklamaya bekliyoruz

Saygılarımızla.

 38 
 : Eylül 18, 2008, 02:12:20 ÖS 
Başlatan Ç.H.D - Son mesaj Gönderen: Ç.H.D
KEG Basın Açıklamasını paylaşıyoruz;

Nükleer İhaleyi Durdurun!!!

Çevrecinin daniskası olanlar, çevreyi, tüm canlı yaşamını yok edecek olan nükleer santral için düğmeye bastı. Hükümet Akkuyu'ya nükleer santral kurmak istiyor. Nükleer santral kurulum ihalesi 24 Eylül'de başlıyor.

Çevrecinin daniskası hükümet ve çevrecinin daniskası şirketler telaşla bu ihaleye hazırlanıyor.

Biz buna izin vermiyoruz.

Nükleer ihalenin derhal durdurulmasını istiyoruz.

Nükleer ihaleyi durdurun!

Nükleer lobilerin değil halkın sesine kulak verin.

Nükleer ihaleyi durdurun çünkü;

Her nükleer santral nükleer atık üretir. Nükleer atıkların ne yapılacağı konusunda bugün dünyada hiçbir geçerli çözüm önerisi bulunmamaktadı r. Bu atıklar ya gömülmekte, ya denize atılmakta, sonuç olarak büyük ve çözümsüz bir ekolojik problem ortaya çıkmaktadır.

Nükleer ihaleyi durdurun çünkü;

Nükleer santraller tehlikelidir. Çernobil faciasının anıları ve bu facianın ardından yaşanan acılar çok taze. Bu acılar ve nükleer korkusu yersiz ve kandırmaca değil. Bir nükleer santralde sızıntı oluşması demek, çok geniş bir bölgedeki tüm canlıların radyoaktif serpintiye maruz kalması, insanların ölmesi, ölümcül hastalıklara yakalanmaları , ekosistemlerin yok olması demektir.

Nükleer ihaleyi durdurun çünkü;

Nükleer santrallerin tarihi nükleer kazalar tarihidir.

Nükleer ihaleyi durdurun çünkü;

Nükleer santraller ekonomik olarak makul yatırımlar değildir. Bir nükleer santralin kurulumu 5 milyar dolara yakın bir yatırım gerektirmekte, inşaatın uzadığı bazı durumlarda maliyetin on milyarlarca dolara fırladığı da görülebilmektedir.

Nükleer ihaleyi durdurun çünkü;

Enerji ihtiyacını çözmek için sayısız alternatif mevcut. Yerel ve yenilenebilir enerji kaynakları ekonomik ve ekolojik açıdan dikkate alınmak zorundadır.

Nükleer ihaleyi durdurun çünkü;

Enerji verimliliği ve tasarrufu nükleer enerjinin en önemli alternatifidir.

Nükleer ihaleyi durdurun çünkü;

Nükleer enerji nükleer silah çılgınlığının temelidir.

 

Bizler nükleer ihaleye karşıyız.

Bizler nükleer lobilere karşıyız.

Bizler, bu ihaleye girecek şirketleri uyarıyoruz.

Nükleer ihaleye izin vermiyoruz.

Dünyada da Türkiye'de de yeni Çernobiller is-te-mi-yo- ruz!

Gençler, işçiler, işsizler, kadınlar, çocuklar, aydınlar, sanatçılar, köylüler, çiftçiler, emek ve meslek odaları, siyasi partiler, toplumun her kesimi, biz büyük çoğunluk, nükleer ihaleyi durdurmak için;

Çevrecinin daniskası olduğunu düşünen ama nükleer lobilerin adamı olanları uyarmak için 20 Eylül Cumartesi, saat 16-17.00 arasında makyajlı toplu bildiri dağıtımı saat 17.00'da Galatasaray Lisesi önünde basın açıklaması yapacağız.

Akkuyu'nun, Akdeniz'in, Türkiye'nin, dünyanın üzerine nükleer karanlık çökmesin diye,

Nükleer çılgınlığa hayır demek için,

Hayatı savunmak için,

Gelin hep birlikte nükleer ihaleye hayır diyelim!

Nükleer santral kurmalarına izin vermeyelim.

 

Küresel Eylem Grubu (KEG)
 

 39 
 : Temmuz 24, 2008, 11:47:46 ÖÖ 
Başlatan Ç.H.D - Son mesaj Gönderen: Ç.H.D
 mail aşağıdadır saygılarımızla;

SEVGİLİ DOSTLARIM
Devletin polisi belgede sahtecilik yaparsa, Belgede sahtecilik yapan kalpazanlara diyecek bir lafımız olur mu?
 
Oğlumu öldüren polisin tahliyesine DAYANAK yapılan belgelerin en önemlisi sahte çıktı. Belgede sahtecilik yapan polis memurları 25.07.2008 günü saat 9,30 da İzmir - Karşıyaka adliyesi, 1.Ağır ceza Mahkemesinde yargılamalarına başlanacaktır.
 
'Baran Tursun'u öldüren polis, belgede sahtecilik yapan polis, benim ülkemin polisi olamaz', diyen tüm duyarlı insanlarımızı, sivil toplum kuruluşlarımızı, insan hakları savunucularımızı, parti ve dernek yöneticilerimizi, yazarlarımızı, akademisyenlerimizi, yazılı ve sözlü tüm medya kuruluşlarımızı 25. 07.2008 günü saat 9,30 da, İzmir- Karşıyaka adliyesi, 1.Ağır ceza mahkemesi duruşma salonuna 'izleyici' olarak katılmalarını, önemle rica ediyorum.
 
Dostlarım.
Mahkemede yapacağım konuşma metnim ekte (ekleyemedik) sunulmuştur, lütfen indiriniz ve ulaşabildiğiniz her tarafa ulaştırmaya çalışınız. Sesimi duyurmam konusunda bana yardımcı olmanızı rica ediyorum.
 
Mehmet Tursun / İzmir

 40 
 : Temmuz 24, 2008, 11:41:30 ÖÖ 
Başlatan Ç.H.D - Son mesaj Gönderen: Ç.H.D
mail aşağıdadır saygılarımızla;

Tutuklu Gazetecilerle Dayanışma Platformundan
BASINA VE KAMUOYUNA

* 24 Temmuz “Türkiye’de Basında Sansürün Kaldırılışının 100. Yılı’nda” 20 Gazeteci ve Yazar Türkiye Cezaevlerinde Tutuklu Bulunuyor!..
* “Sansürün Kaldırılışının 100. Yılı’nda” Hayat TV Kapatıldı!..
* Sansüre Hayır!

24 Temmuz 1908... 24 Temmuz 2008...
“Türkiye’de Basında Sansürün Kaldırılışının 100. Yılı’ndayız!”
Tam bir asırlık zaman dilimi.
Tam bir asırlık palavra, yalan...
Çünkü bu topraklarda sansür hiçbir zaman kaldırılmadı, basın hiçbir zaman özgür olmadı.
Sansürün kaldırıldığı söylemi tam bir aldatmacadır. Göstermeliktir. İçi boştur.
Çünkü sansürcü zihniyet ve uygulamalar, gelenekselleşmiş  devlet politikası olarak hep süregeldi.
Basın özgürlüğünü, düşünce ve ifade özgürlüğünü, halkın haber alma hakkını, söz, eylem, örgütlenme özgürlüğünü savunan düzen muhalifi basın emekçileri her daim devlet baskısı altında tutuldu. Gazeteler kapatıldı, bombalandı. Gazeteciler, yazarlar tutuklandı, kurşunlandı, gözaltılarda kaybedildi.
Bundandır ki basın emekçileri, sansürün kaldırıldığı iddialarını hep alaycı tebessümle karşıladı. Ve sansürün kaldırılması için mücadele ettiler/ediyorlar.
“Türkiye’de Basında Sansürün Kaldırılışının 100. Yılı’nda”, 6’sı Atılım gazetesinden 4’ü Dicle Haber Ajansı’ndan, olmak üzere 20 gazeteci ve yazar tutukludur...
“Türkiye’de Basında Sansürün Kaldırılışının 100. Yılı’nda”, Hayat TV kapatıldı...
“Türkiye’de Basında Sansürün Kaldırılışının 100. Yılı’nda”, yayıncı Ragıp Zarakolu yayımladığı bir kitap nedeniyle mahkum edildi... Perihan Mağden ve onlarca aydın halen yargılanıyor...
Basın özgürlüğünün asli engellerinden  sansürcü Terörle Mücadeyle Yasası (TMY) yürülükte oldukça, 301 vb. maddeler yürürlükte oldukça, politik özgürlükler güvence altına alınmadıkça  basın özgürlüğünden, halkın haber alma hakkından, söz, eylem ve örgütlenme özgürlüğünden söz edilemez. Sansürün kaldırıldığından söz edilemez.
Sansüre Hayır!
TMY, 301 İptal Edilsin!
Tutuklu Gazetecilere Özgürlük!

EK
23 Temmuz  2008 tarihi itibariyle tutuklu bulunan 20 gazeteci ve yazarın isimlerini, görevlerini ve tutuklu bulundukları hapishaneleri; basının ve kamuoyunun, duyarlı kişi ve kurumların bilgisine sunuyoruz...

1- İbrahim Çiçek, Atılım Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni ve Gazeteci-Yazar, Tekirdağ 2 Nolu F Tipi Cezaevi
2- Sedat Şenoğlu, Atılım Gazetesi Genel Yayın Koordinatörü ve Gazeteci- yazar, Edirne 1 Nolu F Tipi Cezaevi
3- Füsun Erdoğan, Özgür Radyo Genel Yayın Koordinatörü, Gebze Özel Tip Cezaevi, Gebze/KOCAELİ
4- Hasan Coşar, Atılım Gazetesi Yazarı, Sincan F Tipi Cezaevi, ANKARA
5- Ziya Ulusoy, Atılım Gazetesi yazarı, Tekirdağ 1 Nolu F Tipi Cezaevi
6- Bayram Namaz, Atılım Gazetesi yazarı, Edirne 1 Nolu F Tipi Cezaevi
7- Hatice Duman, Atılım Gazetesi Sahibi ve Müdürü, Gebze Özel Tip Cezaevi, Gebze/KOCAELİ
8- Behdin Tunç, DİHA Şırnak muhabiri, Diyarbakır D Tipi Cezaevi
9- Faysal Tunç, DİHA Şırnak muhabiri, Diyarbakır D Tipi Cezaevi
10- Haydar Haykır, DİHA Şırnak muhabiri, Batman M Tipi Cezaevi
11- Ali Buluş, DİHA Mersin muhabiri, Mersin E Tipi Cezaevi
12- Mehmet Karaaslan, Gündem Gazetesi, Mersin Temsilciliği çalışanı, Mersin E Tipi Cezaevi
13- Mahmut Tutal, Gündem Gazetesi Urfa çalışanı, Urfa E Tipi Cezaevi
14- Erol Zavar, Odak Dergisi Sahibi ve Müdürü, Şair, Sincan F Tipi Cezaevi, ANKARA
15- Mustafa Gök, Ekmek ve Adalet Dergisi Ankara Temsilcisi, Sincan F Tipi Cezaevi, ANKARA
16- Barış Açıkel, İşçi Köylü Gazetesi Sahibi ve Yazıişleri Müdürü, Kandıra 1 Nolu F Tipi Cezaevi, KOCAELİ
17- Hüseyin Habip Taşkın, Güney Dergisi, Sosyalist Mezopotamya dergisi ve Çoban Ateşi gazetesi yazarı, Manisa Cezaevi
18- Mehmet Bakır, Güney Dergisi Eski Genel Yayın Yönetmeni, Bolu F Tipi Cezaevi
19- Erdal Güler, Devrimci Demokrasi Gazetesi Eski Yazıişleri Müdürü, Amasya E Tipi Cezaevi, İstanbul
20- Hacı Boğatekin, Gerger Fırat gazetesi sahibi, Kahta Cezaevi

Tutuklu Gazetecilerle Dayanışma Platformu (TGDP)
23 Temmuz 2008

İLETİŞİM: Necati ABAY-TGDP Sözcüsü,  GSM: 0535 929 75 86,
e-posta: tutuklugazeteciler@mynet.com,

Sayfa: 1 2 3 [4] 5 6 7 8 9 10