|
|
|
Çevre Komisyonundan... 6.5.09 |
|
MUAMMER SAKARYALI DAVASINDA
YAŞAM KAZANDI

Tüprag Metal Madencilik San. ve Tic. A.Ş.’nin Yaşamı savunan İnay Vicdan Hareketi Sözcüsü Muammer Sakarlı nezdinde tüm yaşam savunucularını susturmayı amaçlayan davası reddedildi.
Tüprag Metal Madencilik San. ve Tic. A.Ş.’nin kişilik haklarının ihlal edildiği ve manevi varlığının zarar gördüğü iddiası ile İnay Köyü Vicdan Hareketi Sözcüsü Muammer Sakaryalı’ya açmış olduğu 50.000 TL’lik tazminat davasının 5. duruşması 6 Mayıs 2009 Çarşamba günü (bugün) saat 10.0’da Ankara 25. Asliye Hukuk Mahkemesi duruşma salonunda yapıldı. Hakim Ömer Kızılkaya tarafından yürütülen davanın reddine karar verildi.
Daha önceki duruşmalarda Tüprag AŞ’nin can güvenliğinin olmadığı iddiası ile duruşmalara polis çağrılması talebi üzerine gerginlikler yaşanmış, polislerin duruşmayı izlemek isteyen köylülere çıkardığı zorluklar köylülerin haklı tepkisine neden olmuştu.
Dava, duruşmaları izleyen polislerin tutanak örneği alması, duruşma günü ve saatlerinin polislere sorularak verilmesi ve davalı avukatlarının isimlerinin telsizlerle merkeze iletilmesi ile de gündeme gelmiş, Muammer Sakaryalı’nın avukatlarının söz konusu ihlalleri Ankara Barosu Başkanlığı ve Adalet Komisyonu’na taşımasına sebep olmuştu.
Jeoloji Mühendisleri Odası Başkanı Dündar Çağlar, Çevre Mühendisleri Odası Genel Sekreteri Burçak Karaman Uysal, Metalurji Mühendisleri Odası Genel Sekreteri Hüseyin Savaş ile Davacı vekili olarak Av. Arif Ali Cangı, Av. E.Baturay Altınok, Av. Mehmet Horuş, Av. Alev Tetik Horuş, Av.V.Özgür Sarıyıldız, Av.Akın Savaş Ataç, Av Rıza Karaman’ın katıldığı duruşmayı Ankara Barosu Başkanlığı Avukat Hakları Merkezi de izledi.
Kışladağ’daki köylülerin, çevreyi ve doğayı tahrip eden madencilik faaliyetlerine karşı yöre halkının sesi, Bergama’da başlayan çığlığın Kışladağ’daki yankısı olan Muammer Sakaryalı’ya haksızca açılan tazminat davasının reddedilmesi sağlıklı bir çevrede yaşama hakkının savunulması çabalarının yükseltilmesi açısından son derece önemli ve olumlu bir gelişmedir. Hukukun ve bilimin üstünlüğü, kamunun yararı bir kez daha ön plana çıkmıştır.
Sonuç vermeyen bu susturma girişimlerinin ve yörede yaşanan çevre ve sağlık sorunlarının araştırılarak üzerine gidilmesi gerekmektedir. Benzer içerikli bir dava da geçtiğimiz günlerde TMMOB aleyhine açılmış, söz konusu dava 7 Mayıs 2009 Perşembe günü (YARIN) İstanbul’da görülecektir.
Sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşam hakkını savunan bu sesi ve bu mücadeleyi yükselteceğimizi bir kez daha vurguluyor, ülkemizde bilime ve hukuka karşı devam eden altın madenciliği faaliyetlerine bir an önce son verilmesini talep ediyoruz.
Çağdaş Hukukçular Derneği
TMMOB Çevre Mühendisleri Odası
TMMOB Jeoloji Mühendisleri Odası
TMMOB Metalurji Mühendisleri Odası |
|

HATAY ÇAĞDAŞ HUKUKÇULAR DERNEĞİ;
1970 yılından beri kurulmuş olan Çağdaş Hukukçular Derneği’ nin “Hukukun, insanlığın binlerce yıllık tarihsel kazanımlar ışığında geliştirilmesi, insanın özgürleşmesi ve demokratiklik temeline dayalı, toplum bilinci ile güvence altına alınmış bir hukuk sisteminin kurulması, başta yaşam hakkı olmak üzere temel haklara ve insanlık onuruna yönelik her türlü saldırının önlenmesi için çalışma yapmak” amacını gerçekleştirmek üzere Hatay’ da Çağdaş Hukukçular Derneği’ nin şubesinin kurulumu 24.2.2009 tarihi itibari ile gerçekleştirilmiştir. Kamuoyuna duyurulur.27.04.2009
Geçici Yönetim Kurulu,
|
|
|
Ortak basın açıklaması -İstanbul- |
Çağdaş Hukukçular Derneğinin de aralarında bulunduğu sendikalar, meslek ve demokratik kitle örgütleri, 18 Nisan 2009 Cumartesi günü İstanbul Galatasaray Meydanı'nda ortak bir açıklama yaptılar.
GERÇEKLERLE YÜZLEŞECEKSİNİZ
Biz aşağıda isimleri bulunan kurumlar ve aydınlar olarak yakın tarihimizde bu ülke topraklarında yaşayan tüm halklara, farklı inanç ve kültürlere, her türden muhaliflere karşı gerçekleştirilen inkar, ayrımcılık ve yok etme politikalarını, faili meçhul cinayetleri, kayıpları, katliam ve provokasyonları açığa çıkarmak, faillerin ve suç iklimi yaratanların bir bütün olarak yargılanmasını sağlamak ve tarihsel bir yüzleşme ile hakikatleri ortaya çıkaracak bir yapılanmanın zeminini yaratabilmek için, birlikte mücadele etme kararlığıyla bir çalışma başlatmış bulunuyoruz.
Ergenekon sürecine toplumsal muhalefet cephesinden müdahale olarak özetlenebilecek bu çalışmayla halkta duyarlılık yaratılması ya da var olan duyarlılığın açığa çıkarılmasını hedefliyoruz. Siyasilerin avukat ve savcı rolüne soyundukları, her kesimin bir şey söylediği, cinayet işleyenlerin, katliamcıların, darbecilerin konuştuğu bir yerde, gerçek mağdurların susması beklenemez. Konuya dair söz söylemesi gerekenler bir biçimde Ergenekon'a eklemlenenler değil, Türkiye halklarıdır; örgütlü toplumdur, toplumsal muhalefet güçleridir. Bunun için güçlerimizi birleştirmek tarihsel bir sorumluluk, aynı zamanda bir zorunluluk haline gelmiştir.
Konuya dair farklı yaklaşımlarımız olmakla birlikte, süreci tarihsel bir fırsata dönüştürme ve inisiyatif alma gereği hepimizin kesişme noktası olmuştur. Ortada bunca politik cinayet ve kayıp, onlarca katliam, ülkeyi insan hakları ve özgürlükler bakımından adeta cehenneme çeviren binlerce operasyon ve uygulama varken etkin ve etkili bir müdahillik sorumluluğu halklarımıza karşı ertelenemez görevimiz olarak algılanmaktadır. Kaldı ki egemen anlayışın, süreci aynı zamanda toplumsal muhalefet güçlerini bölmek için kullanmaya çalıştığının da bilincindeyiz. Bu nedenle bütün duyarlı kesimleri, demokratik örgütleri ve çevreleri güçleri bu çalışmaya omuz vermeye ve sorumluluk almaya çağırıyoruz.
Ergenekon yargılanmasını titizlikle izliyor olmakla beraber asıl sorunun hukuki sürece müdahil olmaktan öte, tarihsel ve siyasal gerçeklerin ortaya çıkarılması olduğunun altını çiziyoruz. Fırat'ın ötesine geçmeyen, önemli tarihsel olay ve süreçleri dikkate almayan ve birkaç lokal olay ve iktidara karşı darbe girişimi iddiasıyla sınırlandırılmış bir yargılamanın gerçekleri açığa çıkarmayacağı, işlenen suçları da bireysel sorumlulukla sınırlı tutup kolektif sorumluluğu gizleyeceği açıktır. İddia edildiği üzere ortada bir "temiz eller" operasyonu yoktur. Tam tersine başta bu iddianın sahipleri olmak üzere bütün düzen güçleri sonuna kadar kire bulaşmış, son bir gayretle düzeni ve kendilerini temize çıkarmaya çalışmaktadırlar.
Bizler, gerçek sorumlunun "unutturmayı" bir idari teknik olarak kullanan askeri vesayetçi devlet yapılanması olduğunu, Ergenekon'un, öncülleri gibi kont-gerilla devlet geleneğinin devamından başka bir şey olmadığını, dolayısıyla da, esas olarak bu mantığın yargılanması gerektiğini söylüyoruz. Sorumlular sadece Silivri'de yargılanan gözden çıkarılan sınırlı sayıda emekli değildir. Esas olarak sistemin kendisidir. Dolayısıyla da yargılanması gereken sistem ve onun uygulamalarıdır.
Çeşitli manipülasyonlarla bulanıklaştırılan süreç tipik bir iç iktidar kavgası biçiminde sürmektedir. Giderek de aktüel gelişme ve siyasal ihtiyaçlara bağlı olarak her türden muhalifi hedef alabilecek bir muhteva kazanmaktadır. Son operasyonlarda evi aranan Türkan Saylan'ı ve seçim sürecinin rövanşı niteliğindeki DTP operasyonunu buna örnek gösterebiliriz.
Siyasal iktidar başta olmak üzere bütün düzen güçlerini buradan bir kez daha uyarıyoruz. Tarih, sizler tarafından, halklarımıza karşı işlenmiş suçlarla kirletilmiştir. Buna rağmen sonuç alamadığınız ortadadır. Yeni suçlarla daha çok kirlilik yaratmaktan vazgeçin. Tarihsel bir yüzleşmenin önünü açın. Unutmayın ki tarih ancak bedel ödeyen emekçi ve ezilenlerin talepleri üzerinden demokrasi ve özgürlükler tarihi olabilir.
Bizler böyle bir tarihin yapıcısı olarak bu çalışmada görev alıyoruz. Bugünün tarihinin not edilmesini istiyoruz. Bugün sadece bir deklarasyon yayınlamıyoruz. Halklarımıza karşı işlenen suçların ve ağır hak ihlallerinin bird aha yaşanmaması için gerçeği açığa çıkarmanın, bu gerçek üzerinden yeni bir başlangıç yapmanın ilk adımını atıyoruz. Bunun için bütün muhalif güçleri alışılagelmişin ötesinde, yeni bir ruh ve heyecanla birlikte yürümeye çağırıyoruz.
Bizler bu çalışma çerçevesinde;
-Tüm ülkede eş zamanlı ve tek bir talebin dillendirileceği demokratik eylemleri gerçekleştireceğiz.
-Oluşturacağımız komisyonlar aracılığıyla süreci titizlikle izleyecek, her aşamada kamuoyunu bilgilendireceğiz.
-Çeşitli alanlarda çalışma grupları oluşturacağız. 1 Mayıs 77, Maraş, Sivas, Çorum, Madımak, Gazi ve Cezaevleri katliamları, Köy boşaltmalar, kayıplar, faili meçhul diye anılan cinayetler gibi gelişmeleri araştıracak, tanıklıkları ortaya koyacak, belgeleyecek ve ısrarla faillerinin yargılanmasını isteyeceğiz.
-Büyük bir demokrasi buluşması gerçekleştireceğiz.
-Yaygın bir biçimde bilgilendirme ve paylaşma toplantıları düzenleyeceğiz
-Yakın geçmişte devlet içerisinde yetki almış, etkili görevlerde bulunmuş kişilerin işlenen suçlara ilişkin olarak konuşmasını sağlamak üzere çağrılar yapacak, "vicdan toplantıları" gerçekleştireceğiz.
-Tarafsız ve bağımsız bir hakikatleri araştırma komisyonunun oluşturulması için hem ulusal, hem de uluslararası düzeyde çalışmalar yapacağız.
Bu vesileyle kamuoyunu demokrasi ve özgürlük adına duyarlı olmaya çağırıyoruz.
KATILAN KURUMLAR:
İHD, Alevi Bektaşi Federasyonu, Barış Meclisi, ÇHD, DTP, Devrimci 78'liler Federasyonu, EMEP, ESP, EHP, Halkevleri, Mazlumder, KESK, ÖDP, SDP, Sosyalist Parti, TTB, THİV, 78'liler Girişimi
|
|

1 MAYIS'TA TAKSİM'DEYİZ
"Birlik, Mücadele ve Dayanışma İçin 1 Mayıs'ta Çağdaş Hukukçular Derneği İstanbul'da yapılacak mitinge katılma kararı almıştır, Alanlara!..." |
|
Genel Başkanımız Kazım Bayraktar ile birlikte Derneğimizin Genel Merkez ve Ankara Şubesi yöneticilerinden oluşan bir heyet, son zamanlarda yapılan merkezi operasyonlar nedeniyle, Demokratik Toplum Partisi ile dayanışmak amacıyla TBMM’de saat 14:00’te bir ziyaret gerçekleştirdi. Ziyarette, DTP Eşbaşkanı Sayın Emine Ayna ile görüşülerek son zamanlarda yapılan operasyonlar değerlendirildi. ÇHD olarak, operasyonların, DTP şahsında, toplumun ezilen bütün halklarına –kesimlerine ve toplumsal muhalefete bir saldırı niteliği taşıdığını ve bu kapsamda toplumsal muhalefet olarak, birlikte davranmanın ve mücadelenin önemini dile getirerek dayanışma duygularımızı ilettik.
Heyetimiz daha sonra Ankara'daki bazı Demokratik Kitle Örgütlerinin temsilcileri ile birlikte TBMM’de DTP grubu tarafından yapılan basın açıklamasına da destek vermiştir. |
|
|
İzmir Şube Basın Açıklaması 21.4.09 |
HERKES İÇİN HAK, HERKES İÇİN HUKUK, HERKES İÇİN ADALET!
Değerli basın emekçileri,
Bu ülkedeki adaletsizliklerin tarifi için artık Ergenekon soruşturmalarında yaşanan hukuksuzluklar referans alınır oldu.
Ergenekon soruşturmalarında yaşanan hukuksuzluklar, egemenler arasındaki iktidar savaşında öç alma, misilleme araçları haline geldi.
Öç alma, misilleme araçları, laik/cumhuriyetçi kesim ile anti-laik/dinci kesim arasındaki “ötekileştirme”nin hızını arttırdı, kutuplaşmanın uçlarını sivriltti. Bu kutuplaşmanın yaratığı fırtına iki grubun ortak “ötekileri” olan Kürtleri, Çingeneleri, eşcinselleri, emekçileri, yoksulları, muhalifleri daha da görünmez hale getirdi.
Bu ülkenin elitleri, birdenbire hukukun “kendilerine uygulanışındaki” adaletsizliği gördü. Ama hukukun öteden beridir adaletsiz işlediğini değil.
Bu yüzden de süreçteki temel slogan “benim için hak, benim için hukuk ve benim için adalet” oldu.
Oysa gerekli olan “HERKES İÇİN HAK, HERKES İÇİN HUKUK, HERKES İÇİN ADALET”tir!
Ergenekon soruşturmaları kapsamında, ev aramalarında hukuksuzluklar yaşandığını görüp, geçen hafta İstanbul’da üç semtte gecekonduları yıkılanların artık özel eşyalarını koyabilecekleri bir evleri dahi bulunmadığını görmemek, BENİM İÇİN HUKUK demektir.
Ergenekon soruşturmaları kapsamında tutuklanan rektörlerin öğrencileri protesto eylemleri yapıp, taleplerini dillendirebilirken DTP’li gençlerin protesto eylemlerine polisin müdahale ettiğini ve bu protestoların haberlerinin basında ‘örgüt yandaşları eylem yaptı’ şeklinde yer aldığını görmemek, BENİM İÇİN HAK demektir.
Ergenekon soruşturması tutuklularından Mehmet Haberal ve bu davanın diğer pek çok sanığı rahatsızlandığı için derhal devlet hastanesine kaldırılırken, başka davalardan tutuklu ve hükümlü 370 kişinin ağır hastalıkların pençesinde boğuşmalarına rağmen gerekli bakım ve tedavilerinin yapılmadığını görmemek, BENİM İÇİN ADALET demektir.
Ergenekon soruşturmaları sırasında “sabaha karşı” gözaltına alınanların haklarını savunurken, insanların “ölü ele geçirildiği” ev baskınlarını, “Hayata Dönüş Operasyonları”nı, muhalif öğrenci derneklerine yapılan baskınları, parti kapatmalarını, gazete-dergi yasaklamalarını/toplatmalarını, askeri darbelere kadar çok çeşitli tertip, plan, harekât ve operasyonları görmemek BENİM İÇİN HAK, BENİM İÇİN HUKUK VE BENİM İÇİN ADALET demektir.
“Benim için hak, benim için hukuk ve benim için adalet” demek ÖTEKİNİ YOK SAYMAKTIR.
Ergenekon operasyonları da dâhil olmak üzere bu ülkede hukuk hiçbir zaman adil biçimde uygulanmadı. Aynen son süreçte yaşanan diğer adaletsizliklerde olduğu gibi;
Son yerel seçimlerde DTP’nin bölgede yüksek oy almış olması nedeniyle Kürt yurttaşları temsil ettiği düşüncesinin kamuoyunda ağırlık kazandığı, kuyulardan kemiklerin çıktığı, yaşanan iç savaşın sorgulanmaya başlandığı, medyada Kürt sorununun çözümüne ilişkin çeşitli görüşlerin dillendirilmeye ve barış söyleminin sorunun muhataplarınca benimsenmeye başlandığı, çatışmasız dönem ilan edildiği bu günlerde;
Diyarbakır 6. Ağır Ceza Mahkemesi’nin vermiş olduğu kararla 14 Nisan 2009 tarihinde DTP, Asrın Hukuk Bürosu ve Gün TV’ye yönelik olarak bir operasyon başlatılmıştır.
Yapılan arama, yakalama ve gözaltına alma işlemleri sonucunda DTP’nin üç genel başkan yardımcısı, avukatlar ve öğrenciler başta olmak üzere 450’den fazla kişi gözaltına alınmış, 100’e yakın kişi tutuklanmıştır.
Bu operasyon sırasında avukatlık büroları, parti ve televizyon binaları, insanların evleri yasaya aykırı olarak aranmış, iki yıl boyunca telefonları dinlenmiş ve izlenmiştir.
Soruşturma aşamasında dosyalara, Terörle Mücadele Yasası kapsamında gizlilik kararı konmuştur.
Yerel seçimlerden hemen sonra İstanbul’un Arnavutköy, Sultanbeyli ve Üsküdar semtlerinde yoksul yurttaşların gecekonduları yıkılmış;
Yıkımlara direnenlere karşı polis plastik mermi ve biber gazı kullanmış, insanlar yerlerde sürüklenerek gözaltına alınmıştır.
Bir babanın bebeğinin boynuna bıçak dayadığı o trajik an babanın çaresizliğinin değil gaddarlığının göstergesi sayılmış, yıkımlara direnenler yüzsüz olarak gösterilmişlerdir.
Bu insanlara kalabilecekleri yeni bir yer gösterilmemiştir.
Bu yılın Mart ayında Ezilenlerin Sosyalist Platformu’na İstanbul, Ankara, İzmir, Adana, Hatay ve Mersin'de olmak üzere 5 ilde eş zamanlı olarak operasyon düzenlenmiş;
Yapılan baskınlarda Atılım Gazetesi, Sanat ve Hayat Dergisi, BEKSAV, Nazım Hikmet Marksist Bilimler Akademisi, ESP ve EKD yönetici ve çalışanları gözaltına alınmıştır.
Limter-İş Sendikası Genel Başkanı’nın evine de baskın düzenlenmiş ve bilgisayarına el konulmuştur.
Gözaltına alınan kişilerin önemli bir bölümü bugün hala çeşitli cezaevlerinde tutuklu olarak bulunmaktadırlar.
Adalet Bakanı Mehmet Ali Şahin’in açıklamasına göre 2006 ve 2007 yıllarında, Terörle Mücadele Kanunu sebebiyle 835 çocuk, “yetişkin” şartlarında sorgulanmış, yargılanmış ve hapsedilmiştir. Bu yıl içinde ise 25 çocuk Terörle Mücadele Kanunu kapsamında tutuklanmış, yalnızca Ocak ayı içinde çeşitli şehirlerde duruşmaları yapılan 26 çocuğa yine Terörle Mücadele Kanunu uyarınca toplam 75 yıl ceza verilmiştir.
Biliyoruz ki bu örnekler, ülkede yaşanan hukuksuzlukların yalnızca bir bölümüdür. Bu ülkede en temel insan hakları açıkça yok sayılmakta; bütünlüklü bir saldırı politikası ile sistem muhaliflerinin, yoksulların, emekçilerin, Kürtlerin, Ermenilerin, Çingenelerin, kısacası sistemin tüm ezilenleri ve ötekilerinin üzerinden silindir gibi geçilmektedir.
Bu nedenle ‘adalet’, dün ‘öteki’lere yapılan ihlalleri destekleyen ya da ya da görmezden gelenlerin bugün sıra kendisine geldiğinde sadece kendileri için var olduğunu sandıkları şey değildir. ‘Adalet’ yeni icat edilmiş bir şey değildir.
Adalet herkes için gecikmeksizin istendiğinde anlamlıdır ve eşitlik isteminden yoksun olduğunda eksiktir.
HAK, HUKUK ve ADALET HERKES İÇİN GEREKLİDİR”! |
|
|
İstanbul Şube Basın Açıklaması 17.4.09 |
OPERASYONLAR DERHAL DURDURULSUN
GÖZALTILAR SERBEST BIRAKILSIN
Diyarbakır C.Başsavcılığı tarafından sürdürülen soruşturma kapsamında, 14.04.2009 tarihinde 12 ilde eş zamanlı başlayan operasyonlar neticesinde Demokratik Toplum Partisi (DTP) binaları, Belediye Başkanlıklarına ait binalar ve hukuk bürosu başta olmak üzere onlarca yer, arama işlemine konu edilmiştir. Bu operasyonlar sonucunda; 3 avukat arkadaşımızın ve DTP Genel Başkan Yardımcılarının da aralarında bulunduğu toplam 53 kişi gözaltına alınmıştır. Bugün itibarı ile İstanbul ve İzmir ilinde de operasyonların DTP merkezli devam ettiği ve çok sayıda kişinin gözaltına alındığı görülmektedir.
Diyarbakır C Başsavcılığı tarafından yapılan açıklamada, operasyonun yasadışı örgüte yönelik olduğu ve yaklaşık 2 yıllık bir hazırlık sürecinin sonunda gerçekleştirildiği ifade edilmiştir. Gerek gözaltına alınan kimselerin politik kimlikleri, gerek arama yapılan yerler, gerekse de operasyonun zamanlaması gözönüne alındığında başsavcılığın açıklamasının gerçeği yansıtmadığı, operasyonun DTP şahsında Kürt halkının politik-meşru temsilcilerine yönelik olduğu açıktır.
Siyasal partiler açısından işletilecek adli, idari ve cezai hükümler açık olmasına karşın, tüm bunları işletmeyerek, partilerin idare merkezlerini ‘yasadışı örgüt merkezi” olarak nitelendirip arama işlemine konu yapılması, üye ve yöneticilerinin ise “yasadışı örgüt mensubu” oldukları gerekçesiyle gözaltına alınmaları kabul edilemezdir. Operasyonun çapı ve parti içinde önemli görev ve yetkilere sahip çok sayıda kadronun aynı anda hedef alınması hiçbir hukuksal ve yasal gerekçeyle açıklanamaz. Hukuk ve yargı yine sakınmasız bir biçimde siyasal baskı aracı olarak kullanılmaktadır
29 Mart seçimlerinde siyasal iktidar tarafından her türlü siyaset-dışı yöntem ve yol kullanılarak Kürt halkının iradesi teslim alınmaya çalışılmıştır. Kürt halkı, televizyon, eşya yardımı, bazı eski itirafçıların gözaltına alınmasına karşın varlığının inkârını ve iradesinin ipotek altına alınmasını kabul etmemiştir. Kürt halkının bu açık irade beyanı, en üst düzeyde Başbakan ve Başbakan Yardımcısı tarafından yapılan açıklamalardan da anlaşılacağı üzere siyasal iktidarca hazmedilememiştir. Seçimle teslim alınamayan bu irade, bugün parti binalarını kuşatan binlerce polis ve Diyarbakır C.Başsavcılığı’nın açtığı soruşturmayla yargı ve hukuk eliyle teslim alınmak istenmektedir.
Operasyonun hedeflerinden biri de bağımsız savunmayı temsil eden avukatlardır. Operasyon kapsamında İstanbul’da bulunan Asrın Hukuk Bürosunda saatlerce süren arama işlemi yapılmış, büronun bilgisayarlarına ve diğer envanterine el konulmuştur. Diyarbakır’da operasyon kapsamında arama işlemi yapılan yerlerden birinde görev yapan bir meslektaşımız, hiçbir gerekçe gösterilmeden zor ve şiddet kullanılarak gözaltına alınmıştır. Yine iki meslektaşımız ise İstanbul’da araçları kırmızı ışıkta beklerken kendilerine silah çekilmek suretiyle gözaltına alınmıştır.
Başta Abdullah Öcalan olmak üzere Kürt muhalefetinin savunmanlığın üstlendikleri için, müvekkilleri ile görüşmeleri sürekli engellenen, haklarında onlarca soruşturma ve dava açılan meslektaşlarımızın bu kez bürolarının arama işlemine tabi tutulması ve gözaltına alınmaları savunma mesleğine açık bir saldırıdır. Siyasal iktidarın hukukdışı uygulamalarının karşısında yer alanlar, saldırıya maruz kalanların savunmanlığını üstlenenler ne yazık ki bir süre sonra aynı saldırının muhatabı olmaktadırlar.
Avukatlık görevleri nedeniyle meslektaşlarımıza suçlama yöneltilmesi ve bununla bağlantılı olarak gözaltına alınmaları, avukatlık mesleğine yönelik kabul edilemez bir müdahaledir.
Çağdaş Hukukçular Derneği olarak, siyasal iktidarı uyarıyoruz. Kürt Halkının askeri ve hukuki operasyonlarla iradesinin teslim alınmasının imkânı bulunmamaktadır. Yakın tarih ağır bilânço ile bunun tanığıdır. DTP’ye yönelik baskı ve operasyonlar derhal durdurulmalı, başta meslektaşlarımız olmak üzere gözaltına alınan DTP kadro ve üyeleri derhal serbest bırakılmalıdır.17.04.2009 |
|
|
Ortak Basın Açıklaması 20.04.09 |
|
BERGAMA ALTIN MADENİ İŞLETMESİNDE DEĞİŞEN HİÇBİR ŞEY YOK
BİLİMİ VE HUKUKU SAVUNMAYA DEVAM EDECEĞİZ
İzmir ili Bergama ilçesi Ovacık - Çamköy - Narlıca köyleri sınırları içinde Altın ve Gümüş Madeni İşletmesi için Koza Altın İşletmeleri A.Ş lehine tesis edilen 18/02/2009 tarihli ÇED Olumlu işleminin yürütülmesinin durdurulması ve iptali istemiyle Çevre ve Orman Bakanlığı aleyhine aşağıda imzası bulunan bizler tarafından 20 Nisan 2009 tarihinde (bugün) İzmir Nöbetçi İdare Mahkemesi Başkanlığı’nda dava açılmıştır.
Bergama-Ovacık-Çamköy mevkiinde bulunan siyanür liçi yöntemi ile çalışan altın madeninin işletilmesine ilişkin idari işlemler Mahkemelerce defalarca iptal edilmiş, AİHM tarafından AİHS’nin ihlal edildiğine karar verilmiştir.
Son olarak, ÇED Yönetmeliği’nin geçici 6. maddesi çerçevesinde hazırlanmış Nihai Çevresel Durum Değerlendirme Raporu uygun görülerek yeniden ÇED Olumlu görüşü ile faaliyetine devam eden işletmeyle ilgili Danıştay bir karar daha vermiştir. Danıştay 6.Dairesi’nin Çevresel Etki Değerlendirme Yönetmeliği’nin geçici 6.maddesini iptal eden kararında yönetmeliğin ilgili maddesinin Çevre Kanunu ve ÇED Yönetmeliği’nin amacına uymadığı gerekçesiyle iptaline karar verilmiştir. Danıştay kararı, maden işletmesinin faaliyetinin ÇED sürecinden muaf olarak yürütüldüğünü bir kez daha tescil etmiştir.
Danıştay 6.Dairesi, ÇED Yönetmeliği’nin Geçici 6.maddesi hakkında Yürütmeyi Durdurma kararı verdikten sonra Koza Altın İşletmesi’ne verilen Nihai Çevresel Durum Raporu ile ilgili ÇED Olumlu Görüşü hakkında açılan 2008/6795 Esas sayılı davada da 03/11/2008 tarihinde Yürütmeyi Durdurma kararı vermiştir.
Bergama-Ovacık Altın Madeni ile ilgili geçmiş hukuksal süreç özetlenerek verilen kararda, bir kez daha mahkemeler maden işletmesinin faaliyetini hukuka aykırı bulmuştur. Bunun üzerine Çevre ve Orman Bakanlığı bir yandan işletmenin kapatılması için yazışmalar yaparken diğer taraftan KOZA Altın Şirketi’ne ikinci kez ÇED olumlu görüşü vermiş ve yargı kararından sonra durdurulan faaliyetin yeniden başlamasını sağlamıştır. Kazanılan onlarca yargı kararına rağmen, Bergama Ovacık Altın Madeni faaliyetlerine her türlü hukuksuzluğu göze alarak ve yargı kararlarını çiğneyerek yeniden başlamıştır.
Çevre ve Orman Bakanlığı, dava konusu işlem ile yargı kararlarını yok sayarak, işletmeci firmanın karını kamu yararından üstün gören, maden işletmesine süresiz olarak her türlü hukuksal denetimden muaf olarak faaliyette bulunma olanağı yaratan, hiçbir hukuk devletinde kabul edilemeyecek bir idari tasarrufta bulunmuştur. 2004 yılında sunulan Nihai Çevresel Durum Değerlendirme Raporu’nun iptal edilmesi üzerine, bu defa birkaç ek yapılıp adı “ÇED Raporu” olarak değiştirilen aynı rapora “ÇED Olumlu” görüşü verilmiştir. ÇED Raporu tamamen eski, güncelliğini yitirmiş, yargı kararlarıyla açıkça aykırılığı kanıtlanmış konuların ortadan kaldırıldığına dair yeni rapora eklenen birkaç yeni sözden ve uzatılan taahhüt süresinden başka hiçbir inandırıcı ve ikna edici veri içermemektedir.
Özetle; Danıştay 6. Dairesi’nin 1997 yılındaki örnek kararında belirtildiği gibi; “…İşletmecinin iyi niyeti, önlemlerin titizce denetlenmesi gibi kavramlara bağlı kalınarak, yapılacak faaliyet sonucunda elde edilecek ekonomik değerin, doğada ve doğrudan veya dolaylı olarak insan yaşamı üzerindeki risk faktörünün gerçekleşmesi halinde kamu yararının öncelikle insan yaşamı lehine değerlendirilmesi doğaldır. (...)doğrudan veya çevrenin bozulması ile dolaylı olarak insan yaşamını etkileyeceği kesin olan siyanür liç yöntemi ile altın madeni işletilmesine izin verilmesi yolundaki dava konusu işlemde kamu yararına uygunluk bulunmamaktadır…” gerekçesi hala devam etmekte olup değişen hiçbir şey yoktur.
Bu karardan sonra yapılan işlemlerin tamamı mahkeme kararının arkasından dolanma işlemleridir. Çünkü aynı yerde aynı yöntemle, siyanür liçi yöntemiyle maden/kimya tesisi işletilmektedir.
Değişen hiçbir şey bulunmadığı için Koza Altın İşletmeleri A.Ş lehine tesis edilen 18/02/2009 tarihli ÇED Olumlu işleminin yürütülmesinin durdurulması ve iptali istemi ile yeniden dava açmış bulunuyoruz.
Diğer taraftan; Bu noktada hazırlanan ÇED Raporu’na olumlu görüş veren Çevre ve Orman Bakanlığı;
– Yargı kararlarını yok sayarak tarafsızlığını yitirmiş ve hukuka aykırı işlem yapmıştır.
– İşletmeci firmanın karını kamu yararından üstün gören, maden işletmesine süresiz olarak her türlü hukuksal denetimden muaf olarak faaliyette bulunma olanağı yaratan, hiçbir hukuk devletinde kabul edilemeyecek bir idari tasarrufta bulunmuştur.
– Yarattığı tahribatı rehabilite etmesi gereken Ovacık Altın Madenine ne amaçla yürütüleceği belli olmayan bir faaliyete izin vermiştir.
– ÇED sürecinde 14 Ocak 2009 tarihinde söz konusu faaliyetten doğrudan etkilenecek halkın bir araya geldiği “gerçek halkın katılım toplantısı”nda dile getirilen talepleri göz ardı etmiştir.
– İmar planları ve yapı kullanma belgeleri, Mahkeme kararı uyarınca Valilik tarafından iptal edilen ve dolayısıyla imara uygun olmayan bir faaliyete izin vermiştir.
- 5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunu’nun kapsamında sunulması gereken Toprak Koruma Projesi ve İl Toprak Koruma Kurulu olumlu görüşü olmadan işlem yapmıştır.
– Anayasa, Çevre Kanunu ve Bakanlık tarafından yürütülen diğer ilgili yönetmelik (Tehlikeli Atıkların Kontrolü Yönetmeliği, Katı Atıkların Kontrolü Yönetmeliği, Sulak Alanların Korunması Yönetmeliği vb.) hükümlerine uymamıştır.
Bizler; çevre ve halk sağlığını, bilimi hiçe sayan, hukukun üstünlüğünü tanımayan siyasi iktidarlara ve idarecilere karşı mücadele etmeye ve sağlıklı bir çevrede yaşama hakkımızı savunmaya devam edeceğimizi, bilim ve hukuk tanımaz politikalara bir kez daha izin vermeyeceğimizi kamuoyuna duyuruyoruz.
TMMOB Çevre Mühendisleri Odası
TMMOB Elektrik Mühendisleri Odası
TMMOB Jeoloji Mühendisleri Odası
TMMOB Kimya Mühendisleri Odası
TMMOB Metalurji Mühendisleri Odası
TMMOB Peyzaj Mimarları Odası
TMMOB Ziraat Mühendisleri Odası
DİSK-Dev.Maden-Sen
Çağdaş Hukukçular Derneği
EGEÇEP (Ege Çevre ve Kültür Platformu) Derneği,
Kozak Yaylası Doğal Çevre Kültür Ve Turizm Derneği
Karaveliler Köyü Muhtarlığı, BERGAMA/İZMİR
Hisarköy Köyü Muhtarlığı, BERGAMA/İZMİR
Ayvatlar Köyü Muhtarlığı, BERGAMA/İZMİR
Yukarıbey Köyü Muhtarlığı, BERGAMA/İZMİR
Aşağıcuma Köyü Muhtarlığı, BERGAMA/İZMİR
Okçular Köyü Muhtarlığı, BERGAMA/İZMİR
Güneşli Köyü Muhtarlığı, BERGAMA/İZMİR
Hacıhamzalar Köyü Muhtarlığı, BERGAMA/İZMİR
Yukarıcuma Köyü Muhtarlığı, BERGAMA/İZMİR
Çamavlu Köyü Muhtarlığı, BERGAMA/İZMİR
Kaplan Köyü Muhtarlığı, BERGAMA/İZMİR
Demircidere Köyü Muhtarlığı, BERGAMA/İZMİR
Terzihaliller Köyü Muhtarlığı, BERGAMA/İZMİR
Aşağıbey Köyü Muhtarlığı, BERGAMA/İZMİR
Kıranlı Köyü Muhtarlığı, BERGAMA/İZMİR
Bağyüzü Köyü Muhtarlığı, AYVALIK/BALIKESİR
Göbeller Köyü Muhtarlığı, BERGAMA/İZMİR |
|
|
Antalya Şube Basın Açıklaması 16.4.09 |
Basın Açıklaması
13 Nisan Pazartesi günü Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği Antalya Şubesinde İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesinin verdiği arama kararına dayalı olarak yapılan arama ve elkoyma işleminde, Ceza Muhakemesi Kanunu hükümleri açıkça ihlal edilmiştir.
1- Mahkeme kararı yalnızca “bilgisayar verilerinin kopyalanarak, dijital kayıtlar ve cd’lerin, iletişim bilgileri, suça konu olabilecek delillerle kesici ve ateşli silahların” el konulmasını kapsadığı halde, aramayı yapan kolluk tarafından Derneğin tüm evrak ve kayıtlarına el konulmuştur.
2- Arama kararının bir örneği, aramada hazır bulunan Dernek avukatları tarafından talep edilmesine rağmen kendilerine verilmemiştir.
3- Ceza Muhakemesi Kanununun 134.maddesinde ancak “ Bilgisayar, bilgisayar programları ve bilgisayar kütüklerine şifrenin çözülememesinden dolayı girilememesi veya gizlenmiş bilgilere ulaşılamaması halinde” bilgisayarlara el konulabileceği belirtildiği halde, bilgisayarlarda hiçbir teknik inceleme yapılmadan bilgisayarlara el konulmuş, yine Bilgisayara el koyma işlemi sırasında, sistemdeki bütün verilerin yedeklemesi yapılarak, bu yedekten bir kopyanın şüpheliye veya vekiline verilmesi yasa hükmü olduğu halde, teknik imkansızlık” gerekçe gösterilerek avukatlara verilmemiştir.
Ceza yargılamasını düzenleyen yasa hükümleri, uygulayıcıların insafına terk edilmiş, keyfe keder uygulanacak “tavsiye belgeleri” değildir. Hukukun ve yasanın uygulayıcıları, özelliklede yargı gücünün temsilcileri hukukun evrensel ilkelerine herkesten fazla saygı göstermek zorundadır.
Ancak sorun sadece saygı sorunu da değildir. Çünkü siyasi ve askeri iradenin mutabakatıyla yasallaştırılan PVSK ve Terörle Mücadele Kanunu gibi baskı yasaları ile haklar ve özgürlüklerin asıl olarak “teknik imkansızlıkların” değil, iktidarın toplumu hizaya geçirme projesinin kurbanı olduğunu yine herkes iyi bilmelidir. |
|
|