ÜyeFormu

Hoşgeldin Ziyaretçi.






Parolamı unuttum
Üye değil misiniz? Üye Olun
Aktivasyon mailiniz gelmedimi? tekrar isteyin?

Site İçi Arama

Advertisement
Ana Sayfa
14 Nisan Miting Değerlendirmeleri Yazdır E-posta
İzmir Şube Yöneticisi Av.Mehmet Akdöl'ün 14 Nisan Ankara mitingi hakkında yazmış olduğu değerlendirme metnini haber başlığımız altında yayımlanmıştır.
14 Nisan’da Ankara’da, düzenleyicileri tarafından “ülkenin bölünmez bütünlüğünü korumak,yok edilmek tehlikesi ile karşılaşılan laik devlete sahip çıkmak ve laikliğin son kalesi olarak tarif edilen cumhurbaşkanlığı makamına islamcı –gerici bir anlayışın egemen olmasını engellemek” amaçlı bir miting düzenlendi.
Mitingin görkemli, katılımın yüksek olduğu konusunda herkes gibi hemfikirim. Ayrıca  14 Nisan mitinginin bir vakıa olup  ciddiye alınması gerektiğini de düşünüyorum ama  yukarıda bahsedilen şiarlar ile düzenleyici kişi, kurum ve kuruluşlar arasında var olduğunu düşündüğüm çelişkilerden dolayı  aklıma takılan bazı soruları sormadan da edemiyorum.
Kuşkusuz   mitinge katılanların büyük çoğunluğunun bunu laiklik meselesi olarak okuyan ve bu nedenle orada bulunan insanlardan meydana geldiğini anlıyorum. Ancak şöyle bir durum var. Mitinge katılanlarla, mitingin tertipçilerinin ve de kürsüde konuşanların, pek aynı amaçları güttüğünü, ortaya koydukları söylemlerle gerçek fikirlerinin aynı oldukalrını söylemek pek mümkün gözükmüyor. Keza orda bulunanlar üzerinde, daha doğrusu ülkemiz insanları üzerinde son zamanlarda yaratılan havanın abartılı gerçekdışı olduğunu ve egemenlerin düzenlerini sürdürmek için yarattıkları bilinçli bir paranoya ortamı olduğunu da düşünüyorum. Nedir bu yaratılmak istenen hava ?
•    Ülkemiz bölünüyor,
•    Ülkemiz dört bir yandan düşmanlarla sarılmış,
•    Türkün Türk’ten başka dostu yoktur,
•    Kürtler, solcular, azınlıklar, Hıristiyanlar, yabancılar bizim gibi düşünmeyen herkes düşmanımızdır,
•    Ve en dramatik olan, bütün bu tehlikeye son verip ve düşmanları “kahredecek” olanların, bu ülkenin gerçek sahibi(!) olan Türk Silahlı Kuvvetleri ve onların etrafında birleşmiş olan “vatansever, milliyetçi” unsurlar olarak görülmesi, bu güçlerden medet umulmasıdır
Benim karşı çıktığım şeyler bunlardır. Türkiye’de demokrasinin ırzına geçmiş ve geçmeye azimli emperyalist işbirlikçisi, mevcut düzenin sürdürülmesi için geçmişte her türlü faaliyet içinde bulunmuş ve bulunmaya devam eden, binlerle milyonlarla ilericiyi devrimciyi, halktan insanı, bunun için katledip öldüren  ne kadar gerici ve faşist varsa bu mitingde ortaya çıkıp demokrasiyi ve laikliği korumaya soyunuyorlar.
Mitingin baş çağrıcısı ve asıl düzenleyicisi konumundaki derneğin genel başkanı olan eski bir generalin, emeklilik öncesinde bulunduğu görevi sırasında darbe yapmak istediği, darbe
yapabilmek için mevkidaşlarına baskı yaptığı, hatta gerekirse kendisine emir komuta zinciri ile bağlı askerler ile birlikte, tek başına bir darbe yapmayı planladığı iddiası doğru mudur? Bu iddianın soruşturulması konusundaki ısrarlı direncin de düşündürdüğü gibi, bu iddia doğru ise bir darbecinin demokrasiyi korumaya çalıştığını söylemesi ne derece inandırıcıdır?
İktidardayken kendi yönetimleri altındaki askerleri, polisleri, en demokratik haklarını savunmak için yürümek isteyen halkın, emekçilerin karşısına diken, demokrasi çağrılarına kulaklarını tıkayanların, bugün demokrasi havarisi kesilmelerini neye borçluyuz? Bu halktan ve emekçilerden özür dilemek anlamına mı geliyor, yoksa sadece makyaj mı?
Başta CHP olmak üzere, mitinge tüm örgütlerini seferber ederek katılan siyasi partilerden kaçının parti ve seçim programları AKP' den farklı söylemler içermektedir? Özelleştirme, Avrupa Birliği' ne tam üyelik,  Genel Sağlık Sigortası ve Aile Hekimliği, Yeni Avukatlık Yasası ve CMK’ da yapılan son geri değişiklikler gibi temel konularda AKP’ den farklı olarak söyledikleri tek bir şey olmayan, aksine iktidara gelseler bu işleri AKP’ den çok daha başarılı bir şekilde yapacaklarını ileri sürenler, AKP’ yi teslimiyetçilikle suçlarken (ki öyledir, AKP tüm zamanların en teslimiyetçi iktidarıdır), kendi programlarında bu teslimiyeti daha da ayrıntılı biçimde tarif edenler hangi yüzle "Biz daha iyi pazarlarız, daha iyi satarız" dedikleri Demokratik Cumhuriyet değerlerinin korunmasına talip olabilmektedirler. Başta CHP olmak üzere bu siyasi partileri AKP’ den ayıran tek şey AKP’ nin İslamcı vurgusu mudur?
Merak ediyorum, Cumhurbaşkanlığı makamına AKP' den Tayip Erdoğan yerine parti programları neredeyse birebir aynı olan CHP' den Deniz Baykal, ya da ANAP'tan Erkan Mumcu çıkacak olsa değişecek olan nedir? Sonuçta eşinin başı açık ya da kapalı olsa da, ABD ya da AB'den gelen taleplere karşı boynu kıldan ince olacak bir Cumhurbaşkanı hangi Laik Demokratik Cumhuriyeti koruyabilecektir?
Cumhurbaşkanlığı seçimi tartışmasını 'şeriat tehdidi' bağlamında yapanlardan, bu ülkedeki islami gericiliğin (siyasal islamın), asıl olarak 12 Eylül’deki askeri cunta   eliyle inşa edildiğini söylemeyip, TSK' ya bu nedenle  mesafeli durmayanların düşüncelerinde kesinlikle samimi olmadıklarını düşünüyorum.
AKP' nin ülkemizi İslamcılaştırdığını, AB ve ABD tarafından ülkemize "Ilımlı İslam Ülkesi" rolünün uygun görüldüğünü (ki doğrudur) ve buna karşı durduklarını yüksek sesle dile getirenlerin, bugünün hazırlanmasında aktif görev almış, çoğu emekli asker ve "Ordu Göreve!" ciler iken, 12 Eylül cuntası zamanında, elde Kuran ülkenin dört bir tarafında sola, devrimcilere karşı sureler okuyup fetva benzeri konuşmalar yapan, sola ve sosyalizme karşı ABD güdümünde”Yeşil Kuşak” projeleri inşa edenlerden medet umanları  niye ciddiye alalım? Bu ülkede en fazla kuran kursu 12 Eylül döneminde açılmadı mı? Rabıta, El Baraka gibi şeriatçı yeşil sermaye kuruluşları 12 Eylül zamanında bu ülkeye girmedi mi? Unutuldu mu bu zamanlar? Bu kuzuyu kurda teslim etmek değil midir?
Bu ülke  anladığımız anlamda hiçbir zaman laik olmadı ki, şimdi laiklik tehlike altında olsun. Her iktidar meşrebine göre bir dinsel tarikatı açıkça destekledi. Bunların devlet içinde kadrolaşmalarına göz yumdu. AP “Nurcu” idi bilinen kadarıyla. Özal “Nakşi” idi . Bunlar yani AKP “Fettullah” ile karışık bir başka tarikattan. Ecevit’ in Fettulahı büyük Türk aydını olarak selamlamasını ve faaliyetlerine maddi ve manevi destek vermesini unutmayalım. Diğer yandan 12 Eylülcüler de Fettulahın, özellikle eski Sovyet cumhuriyetindeki Türkçü-İslamcı faaliyetlerine açık destek vermişler ve devletin her türlü kurumunu da bu çalışmanın emrine amade etmişlerdir. CHP de onlarca sene bir başka dinsel inanış biçimi olan, Aleviler ve Bektaşilerin oylarına oynamıştır. Tabii 1993'te Sivas’ta aydınlar şeriat özlemcileri tarafından cayır cayır yakılırken, iktidarda CHP’ nin olduğunu, o gün askeri birliği (halk ile çatışmamak adına) şeriatçı güruh ile otel arasına konuşlandırmaktan kaçınanın, aydınlar cayır cayır yakıldıktan sonra da "Halkımız zarar görmemiştir." açıklaması yapan da  aynı CHP’dir o da başka mesele.
Diğer yandan, bir dini öğretinin, -hem de sadece bir yorumunun - (sünni/hanefi) tüm toplum kurumları ve eğitim sisteminde öğretilmesi için, diyanet işleri başkanlığı gibi bir kurum yaratıp, o kuruma da mesela Adalet Bakanlığı bütçesinden fazla bütçe tahsis etmek, modern devletler içinde herhalde bir tek bize  nasip olmuştur.
Laik Demokratik Cumhuriyete sahip çıkmak, sadece Cumhurbaşkanlığı makamına sahip çıkmak ile mi olasıdır? Ülkemizin tüm kamu değerleri talan edilirken, tüm değerlerin yaratıcısı olan emek ayaklar altında ezilirken, esnek çalışma ve taşeronlaşma yasallaşırken, sağlık ve eğitim ve de en sonunda adalet bir kamusal hizmet olmaktan çıkarılıp özelleştirilirken, bugün alanlarda olan yüzbinler ve onları alanlara çağıran örgütler neredeydiler? Şeriat ve gericilik tehdidine karşı en sağlam duruş, demokrasinin tüm kurum ve kuruluşlarıyla ( demokratik hukuk devleti, söz, ifade, düşünce, örgütlenme özgürlüğü vs.) tesisi ve tüm halkın bu zorbalığa karşı örgütlenmesi ile mümkündür.
Mitingcilerin bir diğer iddiası da ülkemizin AB ve ABD emperyalizminin etkisi altına girdiği ve bu şekilde parçalanmaya,bölünmeye çalışıldığıdır.Bu söylem içi boşaltılmış kof bir anti-emperyalist söylemdir. Çünkü bu söylem emperyalizmin bilimsel olarak kapitalizmin günümüzde dünya çapındaki aşaması olduğu gerçeğini gizliyor.Artık emperyalizmin bizim gibi ülkeler için dışsal bir olgu değil içsel bir olgu olduğunu görmezden geliyor veya bilmiyor. Ve sonuçta bu içi boş anticilik giderek  kaba bir “yabancı düşmanlığına “varıyor.
 Ülkemiz şimdi mi  emperyalizmin etkisine giriyor?
Ülkemizin son 50-60 yıllık tarihi emperyalizmin tahakkümünün tarihi değil midir? Ve de bu  Bu süreçler boyunca Kore'ye, Lübnan'a, Irak ve İran'a yapılan ( ve bizim daha bilemeyeceğimiz daha nice ilerici hareketi boğma girişimlerini) emperyalist müdahalelere aktif ve pasif olarak katıldığımızı, etrafımızdaki Ortadoğu halkları açısından bu yüzden tekinsiz bir ülke olarak değerlendirildiğimizi unutmayalım.
Irak'taki ABD işgaline laf edenlerin mesela, Afganistan'daki kendi işgalci ordularına da bir çift laf etmeleri gerekmez mi? Ya da Somali’de, Bosna 'da, Lübnan'da ne aradığımızı merak etmezler mi? Ya da Irak'taki ABD ordusunun lojistiğinin İncirlik üssünden yapıldığını bilmezler mi bunlar? Bu lafı etmeyenlerin, Irak tartışmaları en hafifinden ciddiyetsizlik ve de trajik bir ironiden öte anlam taşımaz diye düşünmekteyim.
ABD karşıtlığını temel politik zemin olarak tarif edenlerin bu ülkedeki ABD üslerini, TBMM'den geçen ikinci Irak tezkeresini ve bütün bunların TSK ukdesindeki işler olduğunu söylemeyenlerle aynı kişiler olduğunu bir kez daha hatırlayalım.Türkiye'deki güncel gelişmeleri öncelikle ABD'nin bugünkü “Büyük Ortadoğu Projesi” bağlamında değerlendirenlerden, ABD'nin dünkü Ortadoğu  projesini ve Türk devletinin, TSK' nın o projedeki konumlarını da tartışma alanına çağırmayanları, siyasal olarak ikiyüzlü davranmaktadırlar.
En azından demokrasi karşıtı olduğu herhalde herkesçe kabul edilebilecek 3 büyük askeri darbe ve bilemediğimiz, her gün yeni yeni ortaya çıkan sayısız darbe girişiminin içinde yuvalandığı güçlerle kol kola girip, bu demokrasi karşıtı girişimleri örgütleyenlerin, aynı zamanda örgütleyicisi olduğu "sivil demokratik tepki" katılımcıları ve örgütleyicileri bir büyük” gerçekleri saptırma ve bilinç bulandırma operasyonunun”aslı failleri konumundadırlar. Kuran, bayrak,silah üzerine el basıp kendileri gibi düşünmeyecek herkesi katledeceklerine yemin edenlerle ortak "sivil demokratik tepki mitingleri "tertipleyenler sonuçta aynı amaçlara hizmet etmiyorlar mı ?
14 Nisan’da Ankara’ya toplanan insandan daha fazlasını işkencehanelerde sakatlayan,kaybeden fişleyen hayatlarını söndüren, eski darbeciler, eski emniyetçiler ve hala o günkü anayasayı değiştirmek konusunda samimi bir irade ortaya koymamış tüm siyasiler, hangi demokrasiye sahip çıkmaktan söz etmektedirler?
     Cumhurbaşkanlığı seçimleriyle ilgili tartışmayı AKP'nin temsiliyet sorunuyla bağlantılı olarak yapanların bu temsil garabetinin nedeni olan malum %10 barajına ve bu barajın en azından 15 yıldır önümüze gelen türlü demokratikleşme paketlerinin içinde nasıl olup da yer alamadığına dair bir sözleri olmak gerekmez mi? Bu gün AKP'nin TBMM'deki ezici çoğunluğunun asıl nedenini TSK'nın ve Türk devletinin Kürtleri parlamentoya sokmama ısrarı olarak teşhis etmeyip de hala kendilerince temsiliyet tartışması yapanlar en hafif deyimle bir siyasal bönlük içinde değiller midir.?
Bu gün çeşitli, Kürt siyasi oluşumlarını 'ABD'nin kucağında oturuyor' diye eleştirenlerin büyük bölümü aynı kucakta on yıllar boyu büyük bir saadetle oturmadılar mı? ABD ile 'Kürt Meselesi' diye bir çelişkileri olmasa bu gün de aynı saadetle oturmazlar mı? Asıl dert 'bunlar kalksın ben oturayım' iştihası değil mi?
14 Nisan kitlesinin ABD ve AB karşıtlığından , söz ediliyor. O ABD,AB karşıtlığının içindeki Kürt karşıtlığını  çekip çıkarsak geriye kimler kalırdı dersiniz?

14 Nisan'daki kitlenin iki temel motivasyonu olduğunu görüyoruz:
Laiklik ve milliyetçilik.  Ama benim hatırladığım kadarıyla bu ülkede 30 bin civarı insan laiklik meselesi nedeniyle değil, “milliyet meselesi” nedeniyle öldü son 20 yılda. Bir o kadarı da 12 Martlarda, 12 Eylüllerde emperyalizme ve faşizme karşı çıkıyorlar diye dağlarda, sokaklarda hain pusularda katledildiler, onlarcası darağaçlarına gönderildi, yüzlercesi işkence ve gözaltında kaybedildi, binlercesi işkence ve zulümden geçirildi. Şimdi bütün bunların müsebbipleriyle birlikte "sivil demokratik tepki mitingi" örgütleyenleri niye ciddiye alalım?
Yanlış anlaşılmasın bence de tüm bunları ciddiye alalım ama laiklik/şeriat, ilericilik/gericilik kavram çiftlerinden oluşan bir matriks içinde değil.Yıllar boyu sola karşı islamcılığı çare olarak görenler, Kürt köylerine uçaklarıyla “Hepimiz müslümanız” yollu bildirileri bırakanlar, %10 barajını Kürtlerin parlamentoya girmesini engellemek için kıskançlıkla koruyanlar, güttükleri çeyrek asırlık politikalarının neticesi olan R.T.Erdoğan'ın Cumhurbaşkanlığı'nı engellemek için kendilerine kitle tabanı arıyorlar. 14 Nisan bu kitle tabanını bir ölçüde bulduklarını gösteriyor. Cumhurbaşkanlığı sorunu etrafında öbekleşen iki tarafın da (laik-anti laik) DB,IMF vb. bunlarla bir sorunu olmadığını söylememe gerek yok.Diğer yandan, bence bütün bu toz duman ve koparılan fırtına da aslında yeni palazlanmaya başlayan “yeşil sermaye” ile diğer egemenler arsındaki bir büyük itiş kakışın gürültüsü gibi.
Sonuç olarak mitingin genel değerlendirmesini yapacak olursak;
 1. Miting, toplumsal mücadelenin laik-anti laik ve de ırkçı temelde, genel olarak Türk- Türk olmayan/Yabancı eksenine yoğunlaşmasına katkıda bulundu. Böylece emek-sermaye ekseninden biraz daha uzaklaşıldı.
2. Resmi ideolojinin tabularını biraz daha güçlendirdi.
3. “Laik” cephedeki milliyetçi etkileri artırdı. 14 Nisan Türk halkının laikliğe sahip çıktığı bir
miting olarak değil, Kürt ve her türden yabancı karşıtlığı temelinde pompalanan bir tür otoriter milliyetçiliğin gövde gösterisine dönüştü. Buna bağlı olarak sol düşüncenin laiklik ve dinsel gericilik konusunda da etkili ve yönlendirici bir tavır koyma gerekliliğini ortaya çıkardı.
4. Darbecilerin kendilerini çok iyi gizlediklerini ve birçok iyi niyetli insanın hala onları göremediğini ortaya çıkardı.
5. Laiklik,aydınlanma vb. kavramlarının gerçek sosyolojik içerikleri yerine resmi ideolojinin yüklediği anlamlarla kullanıldığını gösterdi.
6. Mitingçilerin kullandıkları dil ve söylem, tarihimiz konusunda, ortaokul tarih kitaplarından öğrendikleriyle yetindiklerini gösterdi.
Ayrıca,
 Mitingden sonra bende, bu mitingin:
 a-Hrant Dink cenazesinde yürüyen yüzbinlerin attığı 'Hepimiz Ermeniyiz, Hepimiz Hrant'ız' sloganıyla açığa çıkan 'Sol Vicdana' karşı bir cevap olarak düzenlendiği,
 b-Ve Kuzey Irak'taki Kürt bölgesine askeri operasyon yapılmasına destek verecek bir kitle psikolojisi oluşturmanın amaçlandığı,
c-Cumhurbaşkanlığı seçiminin sadece görünürdeki amaç olduğu yönünde ciddi  kuşkular oluştu.
Olabilir, umarım ben ve bana benzer düşünen arkadaşlar yanılıyordur da bu miting sosyal demokratların nazilerle birlikte kutladığı 1 Mayıs'a benzemez. Çünkü ABD'nin Ortadoğu’daki varlığının Türkiye'nin Versailles'ı olmaya başladığını görüyorum.
            14 Nisan'da orada olmamayı kendi adıma onur verici buldum. JİTEM'cilerle, TİT'cilerle, kirli savaş baronlarıyla  kirli savaş borazanlarıyla her ne sebeple olursa olsun niçin aynı karede olalım ki? Bununla birlikte, mitingi düzenleyenlerle, mitinge katılımı savunan birçok insanı aynı kefeye koymadığımı; burdaki birçok insanın özgürlükçü, gerçekten demokratik bir ülke özlemlerinde samimi olduğuna inancımı koruduğumu ve  hala birçok zeminde birlikte hareket etme şansımız bulunduğunu söylemek  isterim ama, niteliklerini yukarıda sayabildiğim türden insanların önderlik ettiği herhangi bir  'kurtuluş' öyküsüne rastlanmadığını da ilave etmek kaydıyla.