|
|
Ana Sayfa Haberler Haberler Genel Sekreter Hüseyin Aslan tarafından Sivil ve Demokratik Anayasa konferansında yapılan sunum
|
Genel Sekreter Hüseyin Aslan tarafından Sivil ve Demokratik Anayasa konferansında yapılan sunum |
|
|
Genel olarak hukukun oluşum süreci, anayasaların yapımı, darbeler, devrim zamanları, sıkıyönetimler, olağanüstü hal durumları yani hukukun yeniden yaratılış sürecileri, nasıl değerlendirilmelidir? Bir çok hukukçunun ve politikacının da tartıştığı bu durum hukuk- politika ilişkisi bakımından nereye konmalıdır? Bu durum hukuki alana mı, politik alana mı, ya da her iki alanı birden mi girer?
İtalyan siyaset ve hukuk felsefecisi Giorgio Agamben , bu durumu genel olarak bir istisna hali, hukukun yok yeri, kriz dönemi olarak adlandırmakta ve bu dönemde, temel görevi var olan düzeni yürütmek olan yürütme erki tarafından hukukun, hukuk adına askıya alınması olarak adlandırmaktadır.
“İstisna hali, son çözümlemede, yasasızlık ile nomos (yasa), yaşam ile hukuk, auctoritas ile potestas arasında bir belirlenemezlik eşiği oluşturarak, hukuki-siyasal iki yönünü eklemlemesi ve bir arada tutması gereken düzenektir. diye tarif eder. “
Agamben, istisna hali durumunu, yani hukukun oluşum süreci, veyahut anayasaların yapım sürecini, hukuk alanına mı yoksa siyasi alana mı girdiğini tartışmakta ve kendisi hukuk alanına girdiğini kabul etmekte ve siyasal alana girdiğini iddia edenlere, şiddetle karşı çıkmaktadır.
Bu süreç ona göre “Hukuk adına hukuk dışına çıkma, yada ‘yasasız bir yasa gücünün söz konusu olduğu bir yasasızlık uzamıdır. Bu uzam aslında yasasızlık dönemine yasa yerleştirmektir.”
Bilindiği gibi klasik toplum sözleşmeci -liberal anlayışa göre, hukuk devleti güçler ayrılığı ilkesine dayanır. Ve bu güçler yasama, yürütme ve yargı erklerinden oluşur. İstisna halinde, hukuk adına yürütme erki, yasama erkinin yetkisini gasp eder, onu sürecin dışına iter ve kendisi hukuk adına hukuk oluşturmaya başlar.
Ancak günümüz modern dünyasında istisna hali temel kural haline gelmiştir. Ve hukuk daha doğarken, yasama organı yürütme organı tarafından feshedilerek, yetkisi alınarak, hukuk oluşturma adına ayaklar altına alınmıştır.
Alman sosyalist yazar Walter Benjamin’in ise Nazi Almanyasında bu konuda şu görüşlerle tartışmaya dahil olmuştur. “Ezilenlerin geleneği gösteriyor ki, içinde yaşadığımız olağanüstü hal istisna değil kuraldır. Buna denk düşen bir tarih anlayışına ulaşmak zorundayız. O zaman göreceğiz ki, gerçek olağanüstü hal yaratmak bize düşen görevdir. Böylece faşizme karşı mücadelede daha iyi bir konuma ulaşacağız. Faşizm tahlilini biraz da , hasımlarının ilerleme adına onu tarihsel bir norm gibi görmelerine borçludur. Yirminci yüzyılda bu yaşadıklarımızın ‘hala’ nasıl mümkün olduğuna şaşmak felsefi bir bakış değildir. Bu şaşkınlık bizi, herhangi bir bilgiye de götürmez, tek bir bilgi hariç tabii: Kaynağındaki tarih anlayışının iler tutar tarafı olmadığı.”
Benjamin farklı tarih anlayışı geliştirmek konusunda son derece haklıdır. Ancak bunun yanında farklı bir siyasi ve felsefi bakış ve farklı bir politik duruşa sahip olmamız gerekiyor.
Bu halde anayasa yapma süreci hukuki alandan çıkmakta, ve tamamen politik bir alana girmektedir. Anayasa metinlerinin de gerek oluşturulma süreçleri gerekse de metinlerin kendisinin esas olarak politik bir işlevi vardır. Dolayısıyla politik bir süreç sonucu ortaya çıkan bir temel metnin tartışması ve oluşturulması da politiktir. Bu süreçte ise tarafları ve çıkarları çatışan çeşitli kesimler, ezenler ile ezilenler, işçiler ile patronlar, sömürenler ile sömürülenler karşı karşıya gelmektedir. Politik olan bu süreçte ise hukukta olduğu gibi bir belirlenmişliğe, bir yasallığa yer yoktur.
Bu nedenle ezilenlerin, sömürülenlerin, halkın yapmadığı bir anayasada öncelikle sınırları ve kuraları başkalarınca belirlenmiş olacak, başkaları halkımız adına kurallar koymuş olacak ve ezilenlerin politika yapma alanı hukuk aracılığı ile tamamen tahakküm altına alınmış olacaktır. Bu sebeple halkın yapmadığı bir Anayasanın belirlemiş olduğu hukuki ve ideolojik alanından kaçmak gerekir.
Burjuva hukuk ideolojisi toplumu önce bireylere ayırır, daha sonra bu bireylere öncelikle özgür özne’likler verir. Hukuki ideoloji bununla da kalmaz her bireyin eşit, özgür iradeli ve siyasi hakları olduğu iddia eder. Oysa Ezilenler ve sömürülenler için, tamamı iyi niyetli bir toplumsal tahayyülden ibaret olan, bu toplumsal sözleşmeci ideoloji reddetmelidir. Bizler öncelikle eşit olmadığımızı, özgür olmadığımızı, iradelerimizin çoğu kez baskılandığını ve bireysel haklarımız yanında bir çok kolektif haklarımızın olduğunu biliyoruz. Dolayısıyla öncelikle ilk itirazımızı buradan yapmalıyız.
* * * * * *
Bir Anayasa için temel çerçeve ve ilkeler
Burada öncelikle şunu belirtmek gereklidir. Bizce halkın ihtiyaçlarına karşılık verecek bir anayasa ancak; bugün toplumda mevcut anayasadan rahatsızlık duyan, talepleri olan ve bu taleplerini her fırsatta ve ortamda dile getiren, bu talepleri için yürüyen, dayak yiyen, göz altına alınan, yargılanan, başta Kürtler olmak üzere, aleviler, yoksullar, işçiler, kadınlar ve bütün ezilenlerin talepleri dikkate alındığında ve karşılık bulduğunda bir anlam ifade eder.
Demokratik ve katılımcı bir anayasa ancak toplumu meydana getiren bütün sınıf, tabaka ve en geniş şekilde sürece katılımları ile mümkündür.
Diğer türlüsü, yani egemenler tarafından topluma dayatılan hali, bir tür yeni dönem inşası, yeni bir restorasyon anlamına gelecektir ki buna karşı durmak hepimizin görevidir.
Bu açıklamanın ardından bizce yeni bir anayasa için aşağıdaki ilkeler mutlaka benimsenmelidir.
Öncelikle şuan yürürlükte olan ve defalarca kısmi değişiklikler yapılan darbe Anayasası ortadan kaldırılmalıdır. Bu anayasada mevcut ve darbecilerin yargılamasına engel olan, adı geçici olmasına rağmen yaklaşık 30 yıldır yürürlükte bulunan Geçici 15. Maddenin kaldırılmasından sonra darbecilerin yargılanması sağlanmalıdır. Darbeciler yargılanmadan sivil bir anaysa oluşturulamaz.
Toplumun geçmişle yüzleşmesi, hatırlama kültürü yaratılması, bunun için hukukun salt bir araç olmadığı, önemli olan toplumun bu geçmişi ile hesaplaşması, çeşitli hakikat komisyonları kurması, en küçük ölçekte tartışması ve gerçeklerin ortaya çıkması sağlanmalıdır.
12 Eylül anayasası ile toplum üzerinde kurulan askeri vesayet rejimi ortadan kaldırılmalıdır.
Anayasal vatandaşlık ilkesi benimsenmelidir.
Adil Yargılanma ve Eşitlik hakkı herkese tam olarak sağlanmalıdır.
Eşitlik hakkı, hukuksal bir eşitlik ve tasavvurdan ziyade ‘mutlak ve eylemli eşitlik ilkesi’ benimsenmelidir.
Adil yargılanma hakkının güvencesi olan hakim bağımsızlığı ve tarafsızlığı ilkesi, tabii hakim ilkesi ve yargı birliği ilkesi adil yargılanma ilkesinin temel unsurlarıdır. Bunun için öncelikle yargılama faaliyetinde bulunan hakim ve savcıların ayrı örgütlenmesi sağlanmalıdır.
Kişilerin temel hak ve özgürlükleri sınırlamalara ve istismarlara maruz bırakılmayacak şekilde serbest ve özgürlükçü bir felsefeyle düzenlenmelidir. Birey devlete karşı korunmalıdır. İfade özgürlüğü tanınmalıdır.
Yoksullukla mücadele sosyal adalet, çalışanların ekonomik ve sosyal hakları ve sendikal hakları güvence altına alınmalıdır.
Eğitim ve sağlık hakkı güvence altına almalı, anadilde eğitim hakkı, bütün vatandaşlara tanınmalıdır.
Siyasi, kültürel, etnik kimlikler ve kolektiflerin yaşatılması ve haklarının korunması anayasal güvence altına alınmalıdır.
Din ve vicdan özgürlüğü sağlanmalı, zorunlu din dersleri kaldırılmalı ve Diyanet işleri Başkanlığı lağvedilmelidir.
Anayasa ile, kadınlara, çocuklara ve engelli vatandaşlara pozitif ayrımcılık sağlanmalıdır.
Askerlik hizmeti zorunlu olmaktan çıkarılmalı ve vicdani red ilkesi benimsenmelidir.
Ekolojik bir çevre ve dünya için, Devletin gerekli bütün tedbirleri ve yükümlülükleri alması sağlanmalı, doğal ve kültürel varlıkları tüketilecek bir kaynak olarak görmeyen; insanlarla birlikte tüm canlıların yaşam sürekliliğini güvence altına alan bir anlayış anayasada egemen olmalıdır.
* * *
Kurulduğu tarihten bu yana, mücadele edenlerin, direnenlerin, devrimcilerin, ezilenlerin ve toplumsal muhalefetin avukatlığında bir taraf olarak, yerini belirleyen ÇHD her şeyden evvel anayasa yapım sürecinin tamamen politik bir süreç olduğunu unutmadan bu konuda görüşlerini ileri sürecek ve mücadeleye devam edecektir.
Hüseyin Aslan
Çağdaş Hukukçular Derneği
|
|