ÜyeFormu

Hoşgeldin Ziyaretçi.






Parolamı unuttum
Üye değil misiniz? Üye Olun
Aktivasyon mailiniz gelmedimi? tekrar isteyin?

Site İçi Arama

Advertisement
Ana Sayfa
İstanbul ve Ankara Şube Ortak Etkinliği 09.07.2008 Yazdır E-posta

Sayın Adalet Bakanı;

     2005 yılında ülkemiz önemli bir ceza hukuku kanunlaştırma hareketine sahne oldu. Alanın temel yasaları olan Türk Ceza Kanunu, Ceza Muhakemeleri Usul Kanunu, Ceza İnfaz Kanunu ile birlikte yüzlerce kanun, tüzük ve yönetmelik elden geçirildi ve yeniden düzenlenerek yürürlüğe sokuldu.

      İddia; modern, özgürlükçü ve Avrupa müktesebatına uygun düzenlemeler yapıldığı yönündeydi.

      Başta biz avukatlar olmak üzere birçok hukukçu ve akademisyenin de içinde bulunduğu uzmanlar; kanunlaştırma hareketinin bir reform değeri taşımadığına, önemli hatalar barındırdığına ve tehlikeli uygulama sonuçlarına yol açabileceğine dikkat çekti.
2005-2007 dönemi, yargısal organların temel hak ve özgürlükleri yerleşik yüksek mahkeme kararları çerçevesinde ve -aslında çok da yüksek kabul edilemeyecek- eski standartlar üzerinden okumaya devam ettiklerini düşündürecek bir hareketsizlik içerisinde geçti.

Bugün, yeni bir yargısal konjonktürün eşiğinde olduğumuz anlaşılmaktadır. Adli kolluk, savcılar, tutuklama incelemesi yargıçları, dava yargıçları ve mahkemelerin adeta merkezi bir karar almışçasına anayasal güvence altındaki temel hak ve özgürlükleri daraltıcı ve yerleşik uygulamadan ayrılan yargısal pratikler sergilemeye başladığı görülmektedir.

Ankara’da, pilot bir uygulama yapıldığı izlenimi uyandıran ve hızla diğer illere yayılan seri soruşturmalarla; basın açıklamaları, olaysız açık hava toplantıları, anmalar, kapalı salon etkinlikleri, protesto gösterileri, sendika ve meslek odası çalışmaları, öğrenci toplantıları soruşturma ve kovuşturma konusu edilmekte, tutuklamalar yapılmakta, bu etkinlikler bağlam ve gündemlerinden çıkarılarak TERÖR SUÇU kapsamında değerlendirilmeye çalışılmaktadır.
Elbette bugün girmekte olduğumuzdan ciddi olarak endişe duyduğumuz konjonktür; Şemdinli davasından bu yana süre giden yargı-siyasal iktidar-ordu ilişkisinden, anayasa yargısının ve yüksek mahkemenin içerisinde bulunduğu tıkanıklıktan, kapatma davalarından, dinleme skandallarından bağımsız değildir. Kısaca yönetememe ve adalet sağlayamama krizlerinin bir dışavurumudur.

Ancak belki de bütün bu popüler siyasal/yargısal sorunlar içerisinde siyasal, sendikal, mesleki ve toplumsal muhalefeti asıl ilgilendiren temel hak ve özgürlüklerde meydana getirilmeye çalışılan büyük daralmadır. Bunun açıkça bir anayasa değişikliğine, yasama faaliyetine, tüzüğe, genelgeye dayandırılmak yerine adli kolluğun belirlediği suç politikasına dayanması kabul edilemezdir.
ISSN numarası almış, vergi ve harç yükümlülüklerini yerine getiren, sahipleri, sorumlu yazı işleri müdürleri, idare merkezleri belli yayın organlarını okuma ve bulundurmanın, yasaya uygun kurulmuş, kayıt ve tüzükleri mülki idare elinde bulunan dernek faaliyetine takip etmenin, anayasal güvence içerisinde yapılmış olaysız açık hava toplantılarına katılmanın yasadışı silahlı örgüt üyeliğiyle suçlanması yeni değildir. Ancak bir adli kusurun ‘adli alışkanlık’ haline getirilmesi onu hukuka uygun yapmaz.

Hiçbir siyasal iktidarın kendisine muhalefet yapan Demokratik Kitle Örgütleri ve yayın organlarından yahut protesto etkinliklerinde bulunulmasından hoşlanması beklenmez. Ancak bir hukuk devletinde beklenmesi gereken tamamen yürütmenin emir ve kontrolü altındaki siyasi kolluğun bu hoşnutsuzluğu atfı cürüm haline getirmesinin hukuksal sınırlara çekilmesidir.

Bu dernek ve yayın organlarının, açık hava toplantılarının yasadışı işlerle ilgili olduğu iddiası karşısında yürürlükte olan Dernekler kanunu, Basın Kanunu,2911 Sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu ve ilgili TCK hükümleri mutlaka uygulanacaktır. Adli ve idari denetim mekanizmaları son derece kapsamlıdır. Bunların işletilmesi yerine olağanüstü ve zorlama iddialarla suçlama yoluna gidilmesi hukukun koruyacağı bir yaklaşım değildir.

Telekulak, Neşter, Beyaz Enerji ve Ergenekon adı verilmiş savcılık soruşturmalarında, “sahte bilgi ve belgeler” hazırlayan, gerçek dışı ve yönlendirici istihbarat notu düzenleyen, evrak tahrif eden ve saklayan bir mekanizmayı içlerinde barındırdığı tespit ve değerlendirmesi yapılan kolluğun, adalet mekanizmasındaki hâlihazırdaki başat rolüne son verilmelidir.

Hangi siyasal veya toplumsal muhalefet unsurunun yahut çevrenin siyasal iktidar için daha sıkıntı verici olacağına karar veren hükümetin bir üyesi olarak içişleri bakanının ve onun emir ve talimatı altındaki kolluğun “suç” politikasını tek başına oluşturup yönlendirmesine devam edilmesi halinde, bir süre sonra yargılama yapmanın bir kıymeti kalmayacağından yargı erkinin tasfiye edilmesine yol açılacaktır.
Saygılarımızla..