|
Av. Münip ERMİŞ
HALKSIZ ANAYASA
Seçimlerle birlikte yeniden Anayasa tartışıyoruz.
Bu seferki anayasa “sivil” olacak deniyor. Aslında bir anayasaya “sivil” denmesi onun siviller tarafından hazırlanması anlamına gelmiyor. Burada sivillikten anlamımız gereken, hem anayasa’nın hazırlanma sürecinde uygulanan yöntem, hem de hak ve özgürlükler açısından sahip olduğu içerik. Başka bir ifadeyle, sivil anayasadan kastedilen yurttaşların hazırlık sürecine doğrudan katılımının gerçekleştirildiği, devleti ve otoriteyi kutsayan değil hak ve özgürlükleri esas alan bir hukuki metin…..
Anayasalara kişiliğini veren şeyse devletin yapısını, sistemini, devlet organlarının işleyişini düzenlemesinin ötesinde, temel hak ve özgürlükleri tanımlayan devletle yurttaş arasında yapılmış bir toplum sözleşmesi ve bu anlamıyla özgürlükleri koruma ihtiyacından doğmuş üst hukuk normu olması..
Sivil bir anayasada -demokratik katılım- bu anlamıyla olmazsa olmaz unsur….
Anayasa’nın yapılış sürecinde demokratik katılım yoksa, , birileri tarafından hazırlanıp,” hadi onayla” diye halkın önüne getirilmişse, yurttaşın rolü sadece halk oylamasıyla sınırlıysa bu anayasa’ya sivil anayasa demek, koca bir palavradan başka bir şey değildir.
Bu böyledir, ancak iktidar partisinin “sivillik “ algılamasının oldukça farklı olduğu, 22 Temmuz seçimlerinin hemen ardından başlatılan Anayasa tartışmalarında ilan edilen takvimde ortaya çıkmıştır.
Doğrusu yeni Anayasa’nın bir kurucu mecliste hazırlanmasıdır. Ancak Anayasa’sının 175.maddesi buna engeldir. 175.madde değişikliği ile Anayasa taslağı hazırlamakla görevli bir Kurucu Meclisin oluşturulmasının yolu açılabilirdi. Ancak böyle bir irade ne siyasi iktidarda, ne muhalefet partilerinde vardır. Kamuoyuna yansıdığı kadarıyla AKP’nin iradesi , bir grup akademisyen tarafından hazırlanan Anayasa taslağı üzerinde parti grubu olarak gereken değişiklikleri yapmak ve sonra metni kamuoyuna açıklamaktır. Son aşamada ise sayısal güce dayanarak Meclisten geçirmek ve 2008’in ilk yarısında halk oylamasını sunmaktır. Eğer niyet buysa; bu tablo, demokratik bir süreci değil “ biz bir anayasa hazırlayalım siz ister kabul edin ister kabul etmeyin “ anlayışını yansıtan “palavradan bir sivil anayasanın” 2008 yılı içerisinde önümüze geleceğini gösteriyor.
Anayasa’nın ne anlama geldiğinin iktidar partisi tarafından anlaşılamaması demokratik bir olgunlukla karşılanabilir, ancak böyle bir anlayışın hazırladığı Anayasa’nın toplumun demokratikleşmesine ve sivilleşmesine ne ölçüde katkı sağlayacağını tahmin etmekte güç değildir.
-12 eylül darbecileri; “1982 Anayasa’sı eğer halkın onayını almazsa ne yaparsınız ? sorusuna, “HALK BU ANAYASA’YI KABUL ETMEZSE, ASKERİ YÖNETİMDEN MEMNUN OLDUKLARI ANLAMINA GELİR, BİZLERDE YÖNETMEYE DEVAM EDERİZ” cevabını vermişlerdi.
-Darbeciler Türkiye’nin demokratik yaşamına ne ölçüde katkı yapmışsa, bu anlayışta sivilleşmeye ve özgürlükleşmeye o ölçüde katkı yapar- demek bu anlamda abartı değildir. Çünkü bu anlayışın bundan zerre kadar farkı yoktur.
Evet, Türkiye’nin yeni çağdaş bir Anayasa’ya ihtiyacı elzemdir. Ancak bu ihtiyaç sadece “yazılı bir metin” değildir.
Talep edilen, birilerinin yukarıdan yazıp dayatmadığı, noktasından virgülüne kadar katılım ve tartışmanın olduğu, , sadece içeriğiyle değil yapılışı ile de demokratik bir Anayasa’dır . Bu nedenle yeni bir anayasa hazırlanacaksa, hazırlanma süreci diğer yasalardan farklı olmalıdır. Katılım mutlaka sağlanmalıdır. Hem de bu katılım en geniş zeminde sağlanmalıdır. Bu süreç temsiliyetin ötesine taşınarak doğrudan demokrasinin uygulandığı, ortak platformlar üzerinden yürümeli, buralarda anayasal ilkeler tartışılmalı ve tespit edilmelidir. Daha sonra taslağın yazım aşamasına geçilmelidir.
Özgürlükçü sivil bir anayasa ancak demokratik katılımın en üst düzeyde gerçekleştiği bir sürecin sonunda ortaya çıkacaktır.
Kaldı ki özgürlükler sorununun sadece bir anayasa sorunu olmadığı da ortaya çıkmıştır.
2001/Aralıkta Anayasa’da kapsamlı bir şekilde özgürlükler lehine değişiklikler yapılmasına rağmen, gerek bu değişikliklerin yasalara yansımaması, gerekse de uygulamadaki baskıcı anlayışın değişmemesi nedeniyle en küçük bir iyileşme yaşanmamıştır.
Örneğin, ifade özgürlüğü sadece bireysel bir alan değil; toplumsal gelişmenin ve ilerlemenin temel bir unsuru olarak kabul edilir.
Siyasi iktidar; diyebilirimi ki ? ” ifade özgürlüğü alanında, 2007 Türkiye’si 2001’de bulunduğu noktadan daha iyi bir yerdedir.”
Evet hak ve özgürlüklerimiz hala daha çağdaş normların çok uzağındadır.
İyileşme bir tarafa, mevcut durumun daha da gerisine gidip PVSK gibi Terörle Mücadele Kanunu gibi özgürlükleri boğan yasaları arda arda çıkaran bir siyasi iktidara, sivil bir anayasa için nasıl güveneceğiz, özgürlüklerimizi onlara nasıl emanet edeceğiz ?
Bunun yanıtını onlar vermelidir.
|