|
|
Ana Sayfa Haberler Makaleler Makaleler
|
CMK ve Adli Yardım Değişiklikleri - Adli Yardım Hakkı |
|
|
Hükümet tarafından CMK kapsamında avukat görevlendirilmesi ile ilgili yapılan değişikliklere karşı, adil yargılanma ve savunma hakkı kapsamında doğru eleştiriler yapılıyor, meslektaşlarımız tarafından haklı tepkiler gösteriliyor.
Ancak, yapılan yasa ve yönetmelik değişikliklerinin, adli yardım hakkının kapsamını daraltan, bu amaçla ayrılan kamu kaynağını azaltan yanına yönelik eleştiri ve tepkinin eksik kaldığı kanısındayım. |
|
Yazının Devamını oku...
|
|
|
İşkenceyi Ciddiye Almak |
|
|
Seçmeli Protokol ve Türkiye’de Ulusal Ziyaret Mekanizmaları*
Kerem ALTIPARMAK**
“İşkence ve diğer zalimane, insanlıkdışı ya da aşağılayıcı muamele ya da cezanın […] insan haklarının ciddi ihlallerini oluşturduğunu yeniden vurgulayarak” (Seçmeli Protokol, Başlangıç 1. paragraf)
1. Giriş
Türkiye, Birleşmiş Milletler İşkence ve Diğer Zalimane, İnsanlık Dışı ya da Onur Kırıcı Muamele ya da Cezaya Karşı Sözleşmesi'ne Ek Seçmeli Protokolü Eylül 2005’de imzaladı , ancak bugüne kadar onaylamadı. Kimilerince bu Protokol Türkiye’nin işkence sorununa kesin bir cevap olmasa da, işkence ve kötü muameleyle mücadele konusunda önemli bir katkı sağlayacak. Oysa tüm uluslararası andlaşmalar gibi Ek Protokol de bu etkiyi gösterebilmek için imza ve onaydan çok daha önemli iki unsuru gerektiriyor: Niyet ve irade. |
|
Yazının Devamını oku...
|
|
|
Marksizm ve Hukuk |
|
|
Marksizm ve Hukuk- Dr.Onur Karahanoğulları 31.10.2004
Hukukun, Marx ve Engels tarafından bütünsel bir açıklamasının yapılmamış olması nedeniyle, klasiklere dayanan, bir "Marksist Hukuk Felsefesi"nden söz edilemeyeceği açıktır. Ancak, temel hukuk felsefesi akımlarının ayrım noktasının, hukukun kaynağı (tanrısal irade, gelenekler, insan aklı, devletin iradesi vb.) konusunda ortaya çıktığı gözönüne alındığında, Marx ve Engels'in bu noktaya ilişkin birçok saptamasının bulunduğu görülmektedir. Marksist Hukuk Felsefesinden söz edilememesinin nedeni, hukukun kaynağına ilişkin sözkonusu saptamaların derinleştirilmemiş ve sistemleştirilmemiş olmasından daha çok, Marx'ın, genel olarak felsefeyi gerçekleştirerek aşma arayışı içinde olmasıdır. Genel olarak felsefe ve özel olarak da hukuk Marksizm için aşılması gereken yabancılaşma alanlarıdır. |
|
Yazının Devamını oku...
|
|
|
CMK UYGULAMASI AÇISINDAN FİZİK KİMLİĞİN TESPİTİ |
|
|
Yeni CMK uygulaması açısında parmak izi fotoğraf ve diğer fiziki kimliğin tespitine yarayan kayıtların durumu hakkındaki düzenleme :
CEZA MUHAKEMESİ KANUNU
Fizik Kimliğin Tespiti
MADDE 81
(1) Üst sınırı iki yıl veya daha fazla hapis cezasını gerektiren bir suçtan dolayı şüpheli veya sanığın, kimliğinin teşhisi için gerekli olması haline, Cumhuriyet savcısının emriyle fotoğrafı, beden ölçüleri, parmak ve avuç içi izi, bedeninde yer almış olup teşhisini kolaylaştıracak diğer özellikleri ile sesi ve görüntüleri kayda alınarak, soruşturma ve kovuşturma işlemlerine ilişkin dosyaya konulur.
(2) Kovuşturmaya yer olmadığı kararına itiraz süresinin dolması, itirazın reddi, beraat veya ceza verilmesine yer olmadığı kararı verilip kesinleşmesi hallerinde söz konusu kayıtlar Cumhuriyet Savcısının huzurunda derhal yok edilir ve bu husus tutanağa geçirilir.
Yasanın uygulamasına yönelik olarak çıkarılan ilgili yönetmelik düzenlemesi de : |
|
Yazının Devamını oku...
|
|
|
İzolasyon, unutma ve unutulma üzerine... |
|
|
İzolasyon, unutma ve unutulma üzerine...
Her anlamda beyazların, çoğunlukların, bu dünyayla başı hiç derde girmemiş ve girmeyecek olanların huzur ve güvenini sağlamak için aslında çok eski bir yöntem: Ayırma, uzakta, gözlerden ve gönüllerden ırak tutarak unutturma. Sonra da, unutulanların, terkedilmişlerin, dışlanmışların üretebilecekleri tek şey olan “öfke ve isyan” ın bin bir halini gerekçe göstererek, huzur ve güven’in tesisi için yeniden yeniden ayırma, unutturma ve orada unutuldukları yerde onları hiçleştirerek yok etme ya da kendilerini yok etmekten başka seçenek bırakmama. Hijyenik dünyaları hak edenleri, uymayı beceremeyenlerden korumak için insanlık, dikenli tellerden duvarlara, toplama kamplarından günümüzün modern zengin kent gettolarına kadar pek çok çare buldu; deli’lerden, kapkaççılara kimsenin aşamayacağı giremeyeceği başka dünyalar. Gözlerinizi yumuyorsunuz ve dünyanın bütün unutulmuşları bazen dikenli tellerin, bazen duvarların, bazen sitenizin dışında kalıveriyor. |
|
Yazının Devamını oku...
|
|
|
Cezaevleri ve "Bilimsel" Gerçekler |
|
|
Prof.. Dr. Melek Göregenli
(Ege Üni. Psikoloji Bölümü)
Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır
Göregenli, M. (2004). Cezaevleri ve bilimsel gerçekler. Hümanite.,5, 121-136
“ Aktivist, bir tehdittir, çünkü o rutinlerimizi
kırar. Aktivist, kaldırıma
dışkısını yapan bir köpek gibi, vitrinlere bakan
insanların hazzını sekteye uğratır.”
Paul Hoggett
Cezaevleri, uzun zamandır gündemlerimizde değil. Belki de cezaevleri gerçek anlamda bu toplumun hiç gündeminde olmadı; istisnalar dışında, başta sosyal bilimciler olmak üzere, medya, hatta konuyla ilgili pek çok sivil toplum örgütü, ölüm oruçları başlayıncaya kadar, duvarların ardında ne olduğunu merak etmediler, ne olması gerektiği konusunda samimi bir müdahale için gerekli olan bilgi, yorum üretme hatta akıl yürütme sayılabilecek gerçek bir çaba göstermediler. Cezaevleri, suça hiç bulaşmamış ya da bulaşma ihtimalini asla hayatlarına kondurmayan iyi ailelerin hayatlarına önceleri, en çok da Yeşilçam filmleriyle , “kader kurbanları”nın yaşadıkları, başka hayatların kendi iç kurallarının bütünüyle geçerli olduğu kalabalık, dumanlı, uzak ama yine de “bizim” olan mekanlar olarak girdi. Bu dönem ne zaman bitti bilmiyorum. Cezaevi duvarlarının ardındaki insanların, biraz da kendilerinin dışındaki nedenlerle, kader ya da “kahpe felek” denen, o insanın karşısına ne zaman çıkacağı belli olmayan ve biraz da herkesi hedef alması mümkün kötücül güçle karşılaşmış olmaktan ötürü bir tür talihsizler oldukları ve bir gün çilelerini doldurup “aramıza” katılacaklarının, katılabileceklerinin sezgisel bir sağduyuyla düşünüldüğü günler ne zaman bitti? Aşağıda aktarmaya çalışacağım gibi, Amerika’da olduğu gibi, 1980’lerde mi? Bir gecede mi? “Siyasi suçlu” “terör suçlusu” gibi yeni suç türleri ve suçlu kategorilerinin hayatlarımıza sokulmasıyla mı biz, “ölmeyi seçecek ve ölebilecek kadar” kötü koşullarda yaşadıklarını düşünen insanların seslerini duymadık, unuttuk, açıkça öldürülmelerine ve ölmelerine, sakat kalmalarına göz yumduk? “Hayata döndürülürken” öldürülen onca insanın, “başlarına gelenlerin, hak ettikleri olduğunu” düşünmemize yol açan adalet anlayışını içimize sindirmemizde, egemen medyada yer alan o ne idüğü belirsiz, şizofrenik süsü verilmiş silahlı teröristlerin şamanist görüntülerinin yer aldığı siyasi koğuş görüntülerinin nasıl bir etkisi oldu? Bu toplum ne zamandır ve nasıl, cezaevlerinde yaşayan siyasi ya da değil mahkumlara “ne olduğunu” hiç umursamaz oldu? Cezaevlerinde çekilen acılar ve bu acıların sosyal adaletle ilişkisi konusunda önemli çalışmaları olan Nils Christie (1993), yüksek güvenlikli cezaevlerini “Batı tipi Gulaglar..” olarak tanımladığı makalesinde, bir ülkede cezaevlerindeki insanlara “uygun görülen acı’nın miktarı”nın, suç kontrolü veya benzeri kavramlar çerçevesinde tarif edilebilecek bir toplumsal “yarar”la ilişkili olarak ortaya çıkmadığını savunur; ona göre “uygun acı miktarı” nı belirleyen, o toplumdaki insani değerler üzerinde gelişen standartlardır, bu bütünüyle kültürel bir meseledir (Bkz. Haney, 1997).
|
|
Yazının Devamını oku...
|
|
| << Başa Dön < Önceki 1 2 Sonraki > Sona Git >>
| | Sonuçlar 11 - 16 of 16 |
|