ÜyeFormu

Hoşgeldin Ziyaretçi.






Parolamı unuttum
Üye değil misiniz? Üye Olun
Aktivasyon mailiniz gelmedimi? tekrar isteyin?

Site İçi Arama

Ana Sayfa arrow Haberler arrow Makaleler arrow Ve kapitalizm interneti yarattı
Ve kapitalizm interneti yarattı Yazdır E-posta
    Yaratanla yaratılanın ilişkisi her zaman sancılı olmuş. Yaratılan her yoksunluk halinde yaratıcısına sığınmış ve daha kötü günler görmemek için aman dileyip durmuş. Bir de kendine isim bulmuş, adı insan. İnsan, psikoloji kitaplarının anlattığı kadarıyla egolarıyla donatılmış ve egolarını yaşamın her diliminde onarmaya çalışan bir canlı olarak, bilinç payesi kazanmış ve belki de bunu hak etmiştir. Gerçi bilinç kazanmakla iyi mi etmiştir, yoksa kötü mü etmiştir tartışılır ama bu bilinçlilik haliyle aklının her daim karmaşık olduğu kesin.
. Ben, Bay Darwin’in evrim kuramına kendini yakın bulan bir birey olarak, kabaca maymundan geldiğimizi kabul ediyorum. Ama öylesine bir evrimsel gelişim çizgisi izlemişiz ki şaşırmamak ve bilinemezliğe sığınmamak, bazen elde olmadan hepimizi sarmalayabiliyor.
Tarihsel gelişim çizgisini yeniden bir hatırlayacak olursak, homosapiens olarak iki ayağımızın üzerine dikeldiğimizden beri, başımıza bela açabilecek her şeyi yapmışız. Yaptığımız her edimde varlığımıza daha da yabancılaşmış ve durumumuzu karmaşıklaştırma konusunda, her zaman üstün bir performans göstererek, saygıdeğer bir konum elde etmişiz.
Ve derken;
Bir sabah erken, kendimizi sınıf savaşımları devrinde bulduğumuzda, herşey kontrolden çıktı ve inanılmaz bir hız çağına girdiğimizi fark ettik. Taş yontuculuğundan Matrix alemine ne zaman geçtiğimiz, belki de bir taş atımlık zamandır Filistin’de.
Taş dedim de aklıma geldi. ABD artık Ortadoğu’da sınır komşumuz haline geldi, bir taş atımlık zamanda. Çok değil, on beş yıl önce patriot füzelerinin gökyüzünde salınımını televizyon ekranlarımızın başında havai fişek gösterisi gibi izlerken, onların insanları öldürdüğü üzerine kaçımız bir fikir sahibiydi. Modern bir simülasyon aletine girmiş gibiydik. Ve “gerçekten” uzaklaşıyorduk. Belki de gerçek, gerçekliğini yitiriyordu. Herşey “sanal”laşıyordu. Gerçek algımızı yitiriyorduk. Ortadoğu’nun peygamberler yaratan coğrafyasında, Tanrının seçilmiş temsilciler gönderdiği topraklarda, Amerika, en modern savaş aygıtlarıyla hedefleri ıskalıyor ve hep bizi vuruyordu. Her ıska hedef borsanın bütün dengelerini değiştiriyor ve dünya borsaları sanal paralarını hızla elden ele, pardon bilgisayar monitöründen bir başka bankanın kasasına aktarıyordu. Paranın dolaşımı, füzelerin hızından daha hızlıydı; sene doksanların ikinci yarısı.
Doksanlı yılların başıydı. Amerikan Ordusu, kendi istihbarat birimleriyle etkili ve hızlı biçimde haberleşmek durumundaydı. Takdir edersiniz ki bu, kapalı bir sistem içinde gerçekleşmeliydi. İlk başlarda dev çanak antenler ve özel “decoder” ler yardımıyla takip edilen bu geniş ve özel iletişim kanalları yeterince etkileşimli, hızlı ve güvenli olmaktan uzaklaşmış ve yerini computer denilen aygıtlara bırakmaya başlamıştı.
Askeri teknoloji denilince, akla gelen ilk kavram normal olarak silah oluyor. Malum silah olmadan asker bir hiçtir. Ve en iyi silahlar ise üstün teknoloji altında elde edilebilir; bunu için fabrikalara ihtiyaç vardır.
Bin yedi yüzlü yılların başında, modern fabrikaların temelleri atılmaya başlandığında, insanları topraklarından alıp fabrikalarda çalıştırmak, özel bir çaba gerektiriyordu. Burada çalışacak insanlar ikna ediliyor ve özel bir eğitimden geçirilerek orada işleyen makineleri nasıl kullanacaklarını öğreniyorlardı. Ama, toprakla ölesiye uğraşan insanlar kaba olurlar. Onların kabalıklarını eğitim yoluyla düzeltmek ve daha “naif” olmalarını sağlamak gerekliydi.
Bu eğitim iki yüz yıla yakın bir zamandır devam ediyor. Bazıları işçi olmak üzere devlet okullarında eğitim alıyor, bazıları ise bunları yönetmek için kolejlerde en son yeniliklerle yöneticilik eğitimi alıyor. Zaman, yavaş yavaş hızlanıyor. Ve perde açılıyor. “Modern zamanlar”a hoş geldiniz
Yöneticilik eğitimi alanlar gelişti serpildi. Artık her biri, bir fabrikada yönetici, ama zaman eski zamanlar değil. İşçi sayısı milyonlarla ölçülüyor. Bir o kadarı da el altında işsiz olarak bekletiliyor. Fabrikasyon üretim sayesinde, yüz işçinin yapabileceğini bir robot yapabiliyor. Yüklüyorsunuz elektronik verileri robotun hafızasına ve akıyor bant bir uçtan diğer uca. Bilim kurgu filmleri, kurgu olmaktan uzaklaşıyor ve yaşamımıza hızla yakınlaşıyor.
Bin dokuz yüzlü yılların ikinci yarısındayız ve bir ayağımız “Ay” yüzeyinde. Koşturamıyoruz, ama zıplayabiliyoruz. Bu insanlık için dev bir adımın başlangıcı. Artık daha özgür ve daha mutlu olabiliriz. Dünyanın sırları açıklığa kavuşacak ve kendimizi daha iyi anlayabileceğiz. Matrix yeniden yükleniyor.
Günde dört saat çalışıp, günün geri kalanını sanat, edebiyat ve sporla geçireceğiz. Mutluluğa çok yakınlaşıyoruz. Yükleme devam ediyor.
Üretim teknolojisi hızla gelişiyor. Artık her şeyi makineler yapıyor. Bulaşığı, çamaşırı onlar yıkıyor. Televizyondan sınır komşumuzun kanallarını izleyebiliyoruz. Artık daha iyi anlaşacağız. Sınırlar önemini yitiriyor. Yükleme devam ediyor.
Atom parçalanalı onlarca yıl oldu, Hitler faşizmi yok oldu. Sovyetler Birliği dağıldı. Soğuk Savaş bitti. William Henry Gates III, yeni imparator atandı. O da mı kim? Nasıl bilmezsiniz canım? Bill Gates’i bilmemek kadar büyük bir cehalet olabilir mi? Çağımızın hız manyaklığının kült temsilcisi. Yükleme devam ediyor.
Kapitalizm! Fabrikalar! Post Fordizm. Sermaye! Spekülatif sermaye! Borsa! Yükleme devam ediyor.
Burjuvazi! İşçi sınıfı! Emek - sermaye çelişkisi! Ve sınıflar savaşımı! Yükleme devam ediyor. Lütfen bekleyin.
Lütfetmemek elde mi? Beklemesek kaç yazar? Hard diskte küçücük bir yer kaplar. Ama kaplar. Yükleme tamamlandı, bağlantınız kuruldu. İnternete hoşgeldiniz.
İşte sihirli kelimeler karşımızda. Kapitalizm ve dahi internet; meta üretiminin karlı bir alan olmaktan çıktığı, üretimin ve yönetimin kontrolsüz bir biçimde kaosa evirildiği üretim koşularında para; uyuşturucu, silah ve kadın satışında karlılık elde etmeye başladı.Kapitalizm koşularında her daim karlı olan bu alanlar, artık, başka bir para biriminin adını alıyor. Faiz ise, yeni bir ülke. İşte hepsinin ortak adı: spekülatif sermaye. Yani, gerçek olmayan para. Anladığımız anlamında bir nevi borsa: ya da ta kendisi. Valizlerle taşımak çok yavaş ve güvenliksiz. Para merkez banklarının ya da İsviçre bankalarının rezervlerinde durursa daha sağlam olur.
Sermayenin güvenli ve hızlı bir biçimde askeri istihbaratla birlikte hareket edebilmesi için geliştirilmiş bir sistem. Geldi ve şehir insanının yaşamına çöreklendi. Bir deniz. Yani ucu ve bucağı bilinmeyen ve tek kelime ile özetleyin dense, “porno” diye nitelendirilebilecek bir deniz. Her şey var, ama hiçbir şey yok. Ne yerde, ne gökte. Tanrı gibi bir bilinmezliğe sahip. İşte nam-ı diğer internet. İşte, siber alem. Herkes kendini gizleyerek bir diğeriyle hiç olmadığı kadar samimi ve sahtekar. Her şeyi gizlemek mümkün bu limanda. Tıpkı kapitalizmin yaptığı gibi. Sermayenin uluslararası arenada daha hızlı ve güvenli bir şekilde el değiştirmesi için yaygın kullanıma sunduğu ve artık asıl olarak bilgi değil, bir enformasyon ve mastürbasyon ağına dönüşüp artık içine gireni yutan bir bataklık. Bekleyin, internette yükleme devam ediyor ve bu alem kapitalizm gibi çöküşe girdi. Amerikan hükümeti klavye hareketlerini bile denetliyor bu “özgür” ve “gizli” alemde. “İnternet İki”, CIA laboratuarlarında geliştiriliyor. Daha elastiki ve sentetik olacak-mış. Tıpkı sermayenin yapısına benziyor, siz ne dersiniz?
Serdar UĞURLU
DERGİBİ ( ÇHD İzmir Şubesi Yayın Organı) Temmuz-Ağustos 2005, 1. sayı ‘da yayınlanmıştır